Emeğin Tozunu Alanlar: Göçmen ve Yerli Ev İşçileri

Pek çoğumuz yakın zamanda Fatma dizisinde ev işçisi Fatma’nın görünmez hayatını izledik.  Orada gözükmeyen sadece Fatma’nın hayatı değil aynı zamanda Fatmaların emeği idi. Fatma bir ev işçisi.

Ev işçiliği, emeğin hak ettiği saygıyı ve karşılığı görmediği bu dünyada ne yasa ne de günlük dilimizde bir meslek olarak kabul edilmiyor. Toplumsal cinsiyet rollerinin üzerimizdeki tahakkümü ile onlara ‘kadın’ diyoruz. ‘Bazen gündelikçi-bazen yatılı kadın’’lar onlar. Emek bayrakları ise türlü renklerden toz bezleri.

ILO’ya göre Dünyada, %75’i kayıt dışı olmak üzere, 67 milyonu aşkın ev işçisi var. [1]  Türkiye’de İmece Ev İşçileri Sendikası’na (İmece-Sen) göre ise bu sayı 1,5 Milyon civarında. Sadece yasalar değil, sektörde çalışan pek çok ev işçisi de kendi tabirleri ile ‘işlerinin sağlam olmaması’ sebebi ile kendilerini işçi olarak kabul etmiyor. İş sürelerinin ve iş tanımının gidilen eve göre belirlenmesi, bir ücret ve iş standardının olmaması, Sigorta, yemek, yol parası gibi özlük haklarından mahrum olmaları, güvencesiz çalışma ortamı ve daha pek çok sebep ile destekliyorlar bu görüşlerini.

Ve bu çarkın en altında ezilen başka bir grup daha var. Onlar mülteci ve göçmen kadın ev işçileri.

Takvim 1990’lardı. Türkiye de köyden gelen ev işçiliği yapan kuşak yerini 2 kuşağa bırakmış, sigortasız ve kötü koşullar ile sigortalı ve kötü koşullar arasında kalan emekçi kadınlar tercihlerini çoğunlukla 2. Seçenekten yapmış ve pazarda bir açık doğmuştu. Üstelik sanayileşmenin bir sonucu olarak büyük aileler çekirdek ailelere evriliyor, yaşlı ve bakım hizmetlerinde yatılı ev işçisi ihtiyacı doğuyordu. Türkiye halkları ise yatılı kalmayı tercih etmiyorlardı. Bu sorun bir süre köyden gelen akrabalar ile çözüldüyse de bir noktada tıkandı.

Dünya konjonktürü de değişiyordu. 90’lı yılların başında Sovyetler birliği parçalanmış, demir perde yıkılmış, Doğu Avrupa serbest piyasa ekonomisine geçmişti.  1960’lardan sonra ulus devlet politikaları ile göçmen veren ülke konumundaki Türkiye’nin, yoğun bir emek göçü almaya başlaması işte bu zamanlara denk geldi.

Artık hemen her inşaatta Romen işçiler çalışıyor, dadılık diye adlandırılan çocuk bakıcılığında Moldovyalı bakıcı sözünü duyuyor, ev işçiliği, hasta bakım hizmetlerinde ise gene Eski Sovyetlerden gelen kadın ev işçilerini görüyorduk. Öylesine kanıksamıştık ki uzun yıllar sonra bile TV dizilerinde birer karakter olarak görmeye devam ettik. Aşkı Memnu ’da Firdevs Hanım’ın kahyası Katya herhalde aklımızda en çok kalandır. Bu emek göçü Eski Sovyet Ülkelerinin AB’ye girmesi, ev işçiliği dışında başka alanlara yönelmesi ile eksen değiştirdi.  Öncelikle Avrupa’da çalışmayı tercih eden ESB üyeleri emek piyasasındaki yerini yavaş yavaş Asya ülkelerine bırakmaya başladılar.  İki binlerin başında ikinci dalga başlamıştı.  Artık ev işçiliği yoğunluk ile Asyalı göçmen kadınlarına emanetti ve halen öyle.  Ve halen ezici bir çoğunluğu kayıt dışı.

Görüştüğümüz Tarlabaşı Dayanışması inisiyatifi yetkilileri karşılaştıkları Asyalı ve Türki Cumhuriyetlerindeki kadınların en büyük sorunlarından birinin çalışma izinlerindeki zorluklar ve de-port yeme korkusu olduğunu belirtiyor bize.  İstenilen evrakların fazla olması, sürenin ev sahibine (işverene) göre belirlenmesi, işlemlerin uzun sürmesi, giriş çıkış yapmalarının zor olması gibi nedenler onları kayıt dışı çalışmaya itiyor.  Kayıt dışı olmak yalnızca içeriyi değil, sokakları da bir hapishaneye çeviriyor onlar için. O zaman hareket alanını genişletecek başka yollar arıyorlar. Kadın ev işçilerinin pek çoğu sahte evrak düzenleyen aracıların varlığından haberdar.  Daha önce çalışmış kadın işçilerin kimliklerinin ya da çalışma izinlerinin sahtesini kendi adlarına çıkartabiliyorlar.   Ve bu yasal olmayan işlemler hiç ucuz değil

Kadınlar daha çok tanıdıkları ya da ajanslar aracılığıyla iş buluyorlar. Ajans ilk maaşlarının yarısını alıyor onlardan. Yılda 2 kez iş değiştirirlerse (bu işverenden de kaynaklansa) bir aylık maaşlarını ajansa vermiş oluyorlar. Bu yüzden iş koşulları kötü olsa da mümkün olduğunca dayanmaya çalışıyor adeta kötü koşullara mahkum ediliyorlar. İş güvenliği yok, işten çıkartılsalar ayrıca bir barınma sorunu doğacak. İki iş bulma arasındaki süre oldukça zorlu. Birbirleriyle dayanışarak bu süreyi aşmaya çalışıyorlar.

Çalışma ve barınma alanlarında bir standart yok. Evde saygı görmüyor, kimi kez aile ile aynı yemeği yiyemiyor, kendilerine ayrılan farklı yemekleri yemeleri isteniyor. Ortaya para bırakmak gibi ahlaki olmayan çeşitli yöntemler ile hırsız olup olmadıkları dahi deneniyorlar.

Yatılı kaldıkları evlerde minimum 10 -12 saat aralığında anlaşmış olsalar da 24 saat çalışmaları bekleniyor. Anlaşmaları sadece çocuk, hasta bakmak olsa da eve girince ev işleri yemek dahil hemen her şey isteniyor. Telefon ile özel görüşmeleri dahi, patronların işi aksatmış gibi davranmalarına neden oluyor. İzin günlerinde evde olduklarında hizmetin devamı bekleniyor, dinlenemiyorlar. Bu pek çok yatılı kadın ev işçisinin sorunu. Bu sorunu çözmek için 7 ,8 göçmen kadın ev işçisi bir araya gelerek bazen bir ev, çoğunlukla bir oda tutuyorlar. Böylece izin günlerinde gelip bu odalarda dinlenebiliyorlar.

Bir taraftan seks işçisi algısı ile de mücadele etmek zorundalar. Çalıştıkları alan tacize, istismara çok açık bir alan olduğu için özellikle Nadira Kerimova olayı sonrasında tedirginlikleri büyümüş. Fiziksel ve cinsel ve psikolojik şiddete maruz kalıyor ama çoğu kez kaçak oldukları için hiçbir merciye bunu taşıyamıyorlar.

Velhasıl ev işçiliğinde çalışan göçmen kadınlar, sadece yaşam ile değil Ajansların baskısı, Pasaportlarının ellerinden alınması, polise şikayet edilme tehdidi deport korkusu, herhangi bir sosyal güvencelerinin olmaması, pandemi dönemindeki işsizlik, can güvenliği gibi pek çok ciddi kaygı ile de mücadele ediyorlar. Mülteci olmakta, kadın olmakta, ev işçisi olmakta böylesine zorken bunların toplamı ile yaşamak nasıl zor varın dahasını siz düşünün.

En büyük talepleri onları kayıt dışı çalışmaya iten yasal yüklerin hafifletilmesi ve insanca çalışma koşulları. İşlerinin ve ücretlerinin bir standardının olmasını, İzin ve dinlenme haklarını rahatça kullanabilmek…

Onlar ki ev içlerimizde, en mahrem alanlarımızda. En çok sevdiklerimiz emanet onlara. Doğdukları yer çok uzak olsa da tüm bu kaygıları hemen yanı başımızda…Hak ettikleri aydınlık bir gelecek için emeğin tozunu alıyorlar.

[1] Salgının ya da açlığın ötesi: Ev işçilerine üçüncü seçenek sunmak (https://www.ilo.org/wcmsp5/groups/public/—europe/—ro-geneva/—ilo-ankara/documents/publication/wcms_744414.pdf )

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x