Perşembe, Mayıs 14, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Manşet Haberler

En Çok Ben Yoktum

Sevda Bozacıoğlu

Sevda Bozacıoğlu by Sevda Bozacıoğlu
15/08/2024
in Manşet Haberler, Öykü, Yazarlar
A A
0
En Çok Ben Yoktum
0
SHARES
732
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

Gülseren pencerenin kenarından uzanıp, sokağın ucunda olanca heybetiyle duran kamyonete baktı.  Evlerinin ekmek teknesi, kocası Orhan’ın veli nimeti, ilk göz ağrısı sere serpe uzanıyordu kaldırımın kenarında kan kırmızısı boyasıyla. Orhan daha dün attırmıştı sanayide cilasını. Kocasının ağzını yaya yaya deyişiyle kız gibi olmuş gıcır gıcır parlıyordu boylu boyunca. Orhan uzun uzun seyrine daldı kamyonetini, keyfi yerine gelmişti. Akşama iş haberi de gelmişti. Ankara ‘ya mal sarmaya gidecekti. Yine birkaç gün eve gelmeyeceğinin habercisiydi bu iş. Keyfi yerindeydi Orhan‘ın anlardı Gülseren, kocasını bilirdi. Kızgınlığını da neşesini de keyfinin yerinde olduğu zamanları da. Beyiydi eriydi, kızacakta sevecekte, hem anası da el kapısına gelin ederken erindir severde döver de dememiş miydi? Geçen gün patlayan lastiğin hıncını eve gelip yana yakıla Gülseren ‘den çıkarmış, sudan bahaneler bulup akşamını zehir etmemiş miydi! Daha dış kapıdan başlayıp saya söve içeri girmemiş miydi! Gülseren’in bin bir emekle hazırladığı sofrasını zehir etmemiş miydi! Sahi masada var mıydı Gülseren, etiyle kemiğiyle masada mıydı? Milyarlarca toz tanesinin evrende yer tuttuğu gibi Gülseren’in yeri var mıydı kocasının gözünde. Kocası görüyor muydu? Gülseren ‘i görmek için mi bakıyordu? Gülseren’in senelerce kaçtığı, yüzleşemediği mağlubiyeti yumru olup büyüdü, düğüm olup boğazına dolandı, pranga olup ayağından bağladı Gülseren ‘i.

Hissedilen her acıya cümle kurulamıyor.  Gülseren de acısına katık etti yıllarını. Değer bekledi, sevgi dilendi, sevilmek istedi, görülmek istedi. Kapının önünde öylece duran kamyonet kadar insan yerine   geçemedi, yine de çekip gidemedi. Hem gitse nereye gidecekti ki. Kocasının giremediği gözünün önünde hayatın tam ortasında öylece asılı kaldı Gülseren. Hiç yabancı değildi bu üzeri yosunlu duygulara, içine atılıp bir başına bırakılmış kuyulara. Yarası kuyusu kadardı oysa, o kadar derin bir o kadar yerindeydi taş misali. Vebalı bir tendi Gülseren yıllarca el süren olmadı. Oysa bakınca görünen dokununca hissedilen sarıp sarmalayınca iyileşen sevgisizlikti tek yarası. Ne baba ne koca kapısında kimsenin eli gitmedi Gülseren ‘in yarasına dokunmaya. Kocasının eli gider gibi zannetti, onun da tek istediği bedeniydi. Kalbiyle ruhuna set çekmişti. O da açmadı kalbini ne kocasına ne dünyaya. İçine içine kanadı da kimseye değmeden yaşadı yıllarca. Kadın dünyaları sığdırır kalbine de bir kendini sığdıramaz ait olmadığı yerlere…

Gülseren güneşi üzerine doğmaya yakın uykuya dalmış, çalan alarmı kapayıp ayaklarını sürüye sürüye yüzünde kuruyan göz yaşlarını yıkamak için banyoya girdi. Huzursuzdu, aynadaki dalgın kadına baktı, yorgun görünüyordu. Canı genzine kaçmış gibiydi.  Nemli ellerini yüzünde gezdirdi. Göz kenarından taşan çizgiler en belirgin haliyle Gülseren ‘e göz kırpıyordu. Yıllar su misali akıp giderken usulca hayatın yamacında yeni tanıştığı bu çizgiler takvim yaprakları gibi pek adil davranmıyor, daha bir önceki çizgilerin varlığını yadırgıyorken bu keskin çizgiler de neyin nesiydi… Oysa en çok kendiyle baş başa kaldığı aynalar da insanlar gibi insafsız davranıyor zamana ayak uyduruyordu. Düşünceli bakışlarını, dağınık saçlarını alelacele toplayıp çıktı banyodan. İçini ısıtacak bir şeyler arar gibi bakındı dolabın raflarına, eline geçen porselen çaydanlığa baktı. Haftada iki kez evine temizliğe gittiği Aysel ablası vermişti. “Ben kullanmıyorum nasıl olsa senin olsun kullan işini görsün kızım” dediydi. Gocunmazdı Gülseren zenginin eskisi fakirin yenisiydi.

Gün görmüş geçirmiş kadındı Aysel ablası, severdi Gülseren ‘i giymediği kullanmadığı neyi varsa verirdi. Evinin bir odası sadece kitaplarla doluydu Gülseren ‘e kitaplarından da verirdi. Okumak başka dünyaya açılan kapıyı aralamaya benzer derdi. Gülseren de kendi dünyası bildi bileli karanlık bari başka dünyaların ışığında yolumu bulayım der, alırdı. Dün yine Aysel ablası dolabın rafından bir kitap alıp eline tutuşturdu Gülseren‘in eline. Geceden beri sayfalar arasına dalıp kayboldu. Satır satır çizdiği kitabın her cümlesi yıllarca bir araya gelmeyen yap bozun parçalarını bir araya getiriyordu.  Zamanın bir yerinde dahil olduğu hayatına dönüp baktığında sonsuz geceleri, küskün yıldızlar gibi parlayan gözleri içinde kaybolduğu ısrarla görmezden gelindiği çocukluğuna dokundu kitabın sayfalarında.  “Kendini yazdıklarımda arama, sen yazıp sildiğim yerdesin.”  Gülümsedi utandı, bir an durup bakındı, kitapla konuşur gibi konuştu. Tebessümlerin de yükü ağır olsa gerek, kolay değil onca acıyı saklamak    bir gamzenin çukurunda yıllarca yok saymak. Yok sayılmak, görmezden gelinmek ‘Hiçbir yere ait olmamak’ diye geçirdi içinden, durup düşündü Gülseren. Gözlerinin önüne getirdi çocukluğunu. Evet bendim düştüğümde avuçları kanayan, sol yanıma tarifsiz acıyla kıvranan.

Yıllarca cevabını kendinde bulmadığı soruların kıskacına takılmış can çekişiyor, babasının onu ömründe bir defa sevip sormadığını, neden saçlarını okşamadığının cevabını bilemiyordu. Kendince bulduğu cevaplar içinin ateşini söndürmeye yetmiyordu. Daha hastane kapısında kız olduğunu öğrendiği gün terk etmişti babası Gülseren‘i. Varlığı ile evde olup yokluğu ile cezalandırır gibi dünyaya gelen son çocuğunun da kız olmasının bedelini ona ödetiyor olamazdı.  Bu adaletsiz seçim Gülseren‘e fazlaydı, hem o böyle bir şeyi seçmeye muktedir bile değildi. Kız doğması ne Gülseren‘in ne de altıncı kızını doğuran annesinin suçu sayılamazdı. Ömrü boyunca kız doğmanın bedelini öder gibi yaşadı Gülseren, yoldan sokaktan önünden arkasından laf getirmeden. Doğduğu günden beri babasının gözüne giremeyen Gülseren, babasının gözüne batmadan yaşadı evlenene kadar baba kapısında. Diğer ablaları gibi kapıya gelen taliplerinin ardı sıra onun da sırası gelince kuş olup uçtu kafesinden. Babasına kefaretini el kapısına giderek, yerine bir öküz parası verilerek ödedi Gülseren, ederini beline bağladıkları kırmızı kurdeleyle taçlandırıp allı pullu gelin etmişlerdi. El kapısına daha kanatlanamadan, bir kez olsun babasına sarılamadan, elinden tutup okul yolunu tutmadan, köy yolundan çarşı yoluna ayak basmadan, sevildiğini anlamadan. Şimdi durup düşünüyor Gülseren soruyor kendine vakti gelmeden gider mi insan? Gidiyor işte el emeği çeyiz sandığına sığdırdığı hayallerini, dantellerini, aynı yastıkta bir ömür kocayacağı kılıfını koyup, geriye gençlik hayallerini, sevdiği türküleri her kış üzerine geçirdiği soluk hırkasını, evdeki yerini öylece bırakıp çekip gidiyor; gidiyorum bile diyemeden yıllarca eliyle dilendiği sevgiyi, şefkati ayağıyla girdiği koca kapısından bulacağını umarak.  Yaşadıklarından yara almamak kimsenin harcı değil. Kadın yaralarını bile sevecek ve kimselere göstermeyecek kadar mağrurdur. Kadın harita gibidir bakmasını bilene, seni alır götürür en saklı hazinesine. Sevmesini bilmiyorsan gönülde varacağın yer sadece virane.

Gülseren ilmek ilmek işledi kaderini, doğduğunda eline verilmişti kaderinin iğnesi. Büyüdükçe şekillendi kaderi, iğnesi biraz da paslı mıydı ne? Elleri yetişmedi gücü yetmedi kader motifini değiştirmeye, bir kaderine bir etine, etinden bedenine, bedeninden ömrüne, acıta acıta değdi içine, içinden bata çıka ruhuna geçti kaderinin izleri… Zaman bir bir öğretti Gülseren ‘e kendine kalmayı, geçen yıllara inat başkalarının veremediği değeri önce kendinin vermesinin gerektiğini. Hakkını vererek yaşamıyorsan ne farkın var canlı cansız bir nesneden börtü böcekten. Gülseren kış uykusundan uyanır gibi, kelebeğin kozasından çıktığı gibi hissetti kitabın sonuna geldiğinde. Kelebek kadar hafifti. Geçmiş silik sönük hatırında bir bir canlandı, dokunamadığı yaralarına el sürdü.  Mutlu olmanın aslında  her şeye  sahip olmaktan  değil,  sadece hayata ait olmaktan  geçtiğini hiçbir pahanın bir gülüş etmediğini  kendini  sevip  kendiyle yaşama tutunmayı,  kendine  değer  katmayı  her gün  önünden geçtiği kütüphanenin içine  girmeyi, kalabalık  sokaklardan sıyrılıp tenhada şarkı  söyleyerek  yürümeyi,  denizin kokusunu içine  çekip  sahil yolundan  evine kollarında  çiçeklerle dönmeyi, eve girince  ilk işi  kendine gökyüzünden kahve ısmarlamayı, biriktirdiği  parasıyla  hani o çok  beğendiği  pembe elbiseyi alıp  giymeyi, gitar kursuna yazılıp  kendiyle barışmayı  öğrendi Gülseren. Daha öğrenecek çok şeyi vardı. Biliyordu yol uzun hayat ısmarlama yarınlarla doluydu.  Kendine bolca zaman ısmarladı.  Ya ağacın gölgesi gibi dimdik ayakta her mevsim dökülse de yaprakları baharda açmayı bilecekti ya da unutulacak, adın sanın varlığını görmeyenler yokluğunu fark etmeyeceklerdi.  Seçim Gülseren’indi. O da yaşamayı seçecekti.

Tags: Sevda Bozacıoğlu
Previous Post

Tarık Ziya Ekinci vefat etti

Next Post

Demokrasi İçin Birlik Platformu: Zamanı geldi, ortak mücadele şart!

Sevda Bozacıoğlu

Sevda Bozacıoğlu

1988 Karadeniz Ereğli doğumludur. 36 yaşında olan yazar, orta öğrenimini memleketinde okuyup liseyi açık öğretim üzerinden tamamlamıştır. Trakya Üniversitesi Meslek Yüksek Okulunda Çocuk Gelişimi bölümü öğrencisidir. Kelebeğin Kanadına Yaşamak isimli şiir ve denemelerinden oluşan kitabı yayımlanmıştır. Çeşitli online gazetelerde ve dergilerde köşe yazarlığı yapmaktadır. Evli iki çocuk annesi olan yazar, Edirne Keşan’da ikamet etmektedir.

Yazarın Diğer Yazıları

DEVLER ÜLKESİNDEN KAÇIŞ
Manşet Haberler

DEVLER ÜLKESİNDEN KAÇIŞ

12/03/2026
DEVLER ÜLKESİNDEN KAÇIŞ :EŞİK
Manşet Haberler

DEVLER ÜLKESİNDEN KAÇIŞ :EŞİK

27/02/2026
DEVLER ÜLKESİNDEN KAÇIŞ: ARAF
Manşet Haberler

DEVLER ÜLKESİNDEN KAÇIŞ: ARAF

19/02/2026
Devler Ülkesinden Kaçış
Manşet Haberler

Devler Ülkesinden Kaçış

31/08/2024
Next Post
Demokrasi İçin Birlik Platformu: Zamanı geldi, ortak mücadele şart!

Demokrasi İçin Birlik Platformu: Zamanı geldi, ortak mücadele şart!

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

KARANLIK DOSYALAR, YARIM KALAN HAYATLAR VE BİR ÜLKENİN VİCDAN TESTİ

KARANLIK DOSYALAR, YARIM KALAN HAYATLAR VE BİR ÜLKENİN VİCDAN TESTİ

by Sarya Özgür
14/05/2026
0

Bir ülkede kadınlar kayboluyor, şüpheli şekilde yaşamını yitiriyor ve aradan geçen zamana rağmen gerçek hâlâ ortaya çıkarılamıyorsa; mesele yalnızca bir...

“Patili anne” sözleri TRT’de kriz yarattı: Ana haber spikeri yayından alındı

“Patili anne” sözleri TRT’de kriz yarattı: Ana haber spikeri yayından alındı

by Sonhaber
11/05/2026
0

Işıl Açıkkar’ın Anneler Günü yayını sırasında yaptığı konuşma sosyal medyada tartışma yarattı. Canlı yayında yaptığı konuşmada kendisini “patili anne” olarak...

Ateşkese rağmen İsrail’den Lübnan’a yeni saldırılar: Ölü ve yaralılar var

Ateşkese rağmen İsrail’den Lübnan’a yeni saldırılar: Ölü ve yaralılar var

by Sonhaber
11/05/2026
0

Lübnan’ın güneyindeki çeşitli yerleşim bölgeleri, İsrail ordusunun hava saldırıları ve topçu atışlarının hedefi oldu. Yerel kaynaklardan aktarılan bilgilere göre, saldırılarda...

İmamoğlu, Merdan Yanardağ ve Necati Özkan hakkında “siyasal casusluk” davası başlıyor

İmamoğlu, Merdan Yanardağ ve Necati Özkan hakkında “siyasal casusluk” davası başlıyor

by Sonhaber
11/05/2026
0

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında hazırlanan “siyasal casusluk” davasında ilk duruşma bugün İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından...

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik