Erkek Kimliğine Bürünmek Durumunda Kalan Kadın Edebiyatçılar

HomeManşet Yazarlar

Erkek Kimliğine Bürünmek Durumunda Kalan Kadın Edebiyatçılar

Medine Dinçer

Acı olan şu ki halen bu konuları düşünüyor olmamız Konuşuyor olmamız. Aslında, anlatmak istediğin bir konuyu anlatmak için senin gibi bir insanın adını kullanarak anlatman ne acı gerçekten. Düşünsenize, düşünmeniz, yaratmanız emek vermeniz yetmiyor bir de anlatabilme yollarını da yine aynı sahada olduğunuz bir canlının adını kullanmanız gerekiyor. Erkek ismi kullanarak tarihte iz bırakan yazarlardan bahsediyorum.

Daha ayrıntılı gireceğim ama kıssaca tarih boyunca kadın mücadelelerine ve kazanılan hakların zaman aralıklarına bir bakalım ama şunu bilelim gerçekten, bu, biz insanların hayatı kendi elimizle zorlaştırdığımız anlamına gelmiyor mu? Erkek ve kadının düşünme biçimi farklı bunu kabul ediyorum ama bir insanın bilinçli olarak başka bir insan üzerinde bilinçli ve planlı olarak üstünlük kurmasını asla anlayamıyorum.

Birçok kadın tarihin derinliklerinde çok ciddi mücadeleler vermiştir Var olabilmek için. Şimdi kıssaca tarihte bir gezinti yapalım.

Kadın hakları kavramı özellikle 19. yüzyılda büyük önem kazandı. Dünya genelinde çok çeşitli kurum ve kuruluşlar kadınların karşılaştığı sorunların ve ayrımcılıkların giderilmesi için çalışmalar yapıyor.

Rönesans öncesi (Antik Çağlarda)

Kadınların eğitimi için sunulan fırsatlar uzun zamanlardan beri olağan karşılanmayan bir konu olmuştur.

Antik Çağ’da ve Orta Çağ öncesinde kadınlar için akademide eğitim görmek ve çalışmak aslında alışılagelmiş bir durum değildi; fakat mümkündü. Antik Mısır’dan, Antik Yunanistan’dan ya da Roma İmparatorluğu döneminden, zamanının önde gelen kadın doktorları, mimarları, filozofları ve diğer kadın bilgeleri hakkında anlatılar, günümüze kadar ulaşmıştır.

Orta Çağ’ın feodal toplumunda okullar ve üniversiteler giderek kilisenin talimatlarına uymaya başladıktan sonra, kadınların eğitim görebilmeleri neredeyse asırlar sonra, aileleri bir manastıra para yardımı ya da herhangi bir mal devrettikleri takdirde mümkün olmuştur. Tıp ve eğitim alanları kadınların akademik olarak çalışabilecekleri en son alanlar olmuştu.

Aydınlanma Çağı’yla birlikte devlet okulu ve genel zorunlu eğitim düşüncesi yayılmaya başladığında, kızların bu zorunlu eğitime dâhil edilip edilmemesi tartışmasının başlaması fazla uzun sürmemiştir. Bu zamana kadar kızlar ve genç kadınlar için diploma alabilmek sadece yüksek kız okulunu bitirmekle mümkündü.  O zamanki toplumlarda kızların daha fazla konu hakkında bilgi sahibi olmalarına izin verilmiyordu.

Kadınlar için vatandaşlık hakkının istenmesinden sonra, ilk kadın hareketlerinin talepleriyle birlikte o zamana kadar sadece erkeklerin yararlandığı mesleki eğitime, kadınların da gidebilmeleri istenmiştir. Özellikle kadınların üniversitede eğitim görebilmeleri bir asır boyu tartışılmış ve karşı çıkılmıştır. İzin verilmeden önce kadınların fiziksel yapıları ve düşünsel yetilerinin böyle bir eğitim için yeterli ve uygun olup olmadığı tartışma konusu olmuştur.

1840 yılında ilk kadın öğrenci dinleyicileri Zürih Üniversitesi’ne gelmiş ve 1863’den itibaren kayıtlar artmıştır.

Bilim dünyasında isim yapmış bazı kadınlar: nükleer fizikçi olan Chren Sluung Wu (1915) kainatın fiziksel yapısı hakkında mevcut yanlış anlamların kalkmasına yardım etmiş, Hınlıley Quımby (1891) radyasyon fiziğinin doğmasına yardım etmiş, zoolist Jocellyn Crane küçük hayvanların toplumsal davranışlarını etüt etmek için çok zor şartlar altında çalışmış, biyokimyager Gadys Anderson Emerson (1903) insan vücudunda vitamin eksikliği hakkında bilgiler toplamış ve Dorotlica Rudnick embriyo parçalarını bir yerden başka bir yere nakletme tekniğinde usta olan bilimcilerdendir.

Evet görüldüğü üzere kadınlar oldukça zor süreçlerden geçerek ciddi mücadele vermiş,tarihinin başlangıcından bu yana çok sonra bazı hakları elde etmiştir.

Bunlardan biri de edebiyat alanında… Geçmişte edebiyat dünyasına, dolaylı olarak dünyaya yön vermiş kadın yazarların eserlerini kendi isimleri altında sunmaları, doğrudan yok sayılmalarına ve fikirlerinin ciddiye alınmamasına sebep olurdu. Bu yüzden pek çoğu, takma erkek isimleri kullandılar. Gelin, onları tanıyalım.

Victor ya dönemin de birçok ünlü kadın romancı da vardı. Bronte Kardeşlerden ilki olan Emily Bronte, yazdığı tek romanıyla İngiliz edebiyatının başyapıtlarından sayılabilecek “Uğultulu Tepeler”i bu dönemde ortaya çıkartmıştı. Kitap çıktığı zaman birçok farklı eleştiri almış olsa da şu an Uğultulu Tepeler’in İngiltere edebiyatı bir yana Dünya edebiyatındaki yeri yadsınamaz bir gerçek. Kardeşlerden bir diğeri olan Charlotte Bronte ise döneme göre oldukça cesur ve ayakları yere basan ünlü romanı “Jane Eyre” i yazmıştı. Kitap, Victoria Dönemi İngiltere’sinde farklı sınıftan gelen iki kişi arasındaki aşkı anlatmıştı. Toplumda yaşanan dini baskıyı, sınıf ayrımını ve erkek üstünlüğünü gerçekçi bir biçimde gözler önüne seren roman aynı zamanda kadın özgürlüğüne, kadının haklarına sahip çıkan ilk romanlardan biri olarak kabul ediliyor. Eser romantizm akımının en önemli örneklerinden biri. Sadece

İngiliz edebiyatının değil, dünya edebiyatının da en önemli eserlerinden biri kabul edilen Middlemarch’ın yazarı. Kitapları, Middlemarch dahil George Eliot ismi altında yayınlanmış.

Diğer bir yandan Victoria Dönemi, kendi içerisinde birçok çelişki bulunan romantik bir dönemdi.

Çağın entelektüelleri ve sanatçıları ise toplumdaki bu çatışmalara sessiz kalmadılar. Bir kısmı için bolluk, diğer bir kısmı içinse bariz eşitsizlik anlamına gelen bu dönem, İngiltere’de Charles Dickens, Thomas Hardy, Henry James, Jane Austen, Bronte Kardeşler, Lewis Carroll gibi büyük yazarları ortaya çıkarttı.

Umarım bir gün, insanlık kendi eli ile yaptığı bu korkunç hatayı anlayıp artık daha fazla zarar vermez kendisine!

SINIRLARIN OLMADIĞI, DİLİ SEVGİ OLAN, BİR GELECEĞİN, SADECE DÜŞLERDE DEĞİL, HAYATTA GERÇEKLEŞMESİ DİLEĞİ İLE DİYEREK YAZIMI NOKTALIYORUM.

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments