Ümit Özdemir
Sanatı hakkında çok şey söylenebilir. Ferhan Şensoy’u farklı ve özgün kılan taklidi imkânsız bir emprovizasyonu yani doğaçlamayı sahnede, o anda içinden geldiği gibi bir gazete haberinden yola çıkarak sahnelemesiydi. Onun bu yeteneği kuşkusuz daha önce görülmemiş ve denenmemiş bir sanatsal yoruma ulaşma arzusundan kaynaklanıyordu. Şensoy tiyatro ile ilgili ilk ilgilerini Devekuşu Kabare ile yaşadı. Haldun Taner ekolünden beslenen Şensoy, bu pratiğin kendisine yetmeyeceğinden olsa gerek Fransa ve Kanada’da 3 yıl sürecek olan tiyatro eğitimine başladı. Gördüğü bu eğitim ve aynı zamanda edebiyata olan ilgisi çok yönlü gelişiminin kökenleri hakkında bir fikir veriyor. Nitekim yazdığı Şu Gogol Delisi (Ce Fou de Gogol) oyunuyla 1975’te En İyi Yabancı yazar ödülünü alması, Şensoy’un tiyatroya sunacağı katkının derinliğini gösterir.
Şensoy ve Orta Oyuncuların espri stratejisi, Kabare kökeninden beslenmekle birlikte toplumsal meseleler üzerine kafa yoran kentli, aydın entelektüelleri izler kitle haline getirmesiyle biçimlenir. “Espriyi satmak” yani espriyi bütünleyen jest, mimik ve müziklerle seyirciyi güldürmeyi amaçlayan bu yöneliş, giderek genişleyen bir hayran kitlesinin oluşmasına neden oldu.
Şensoy ve arkadaşları sanat hayatının en sıkıntılı dönemlerini 12 Eylül darbesinden sonra sahnelediği Şahları da Vururlar oyununda İran’da İslam Devrimi öncesi yozlaşmış Şahlık rejimini eleştirdiği oyunuyla yaşadı. Oyunun sahnelendiği Şan Tiyatrosu şüpheli bir yangınla küle dönüşürken, Ferhan Şensoy 21 gün hapis cezası alacaktı.
Oyundan önce kimliği belirsiz kişilerce telefonla aranıp oyunu sahnelememesi yolunda tehditler alan Şensoy ve arkadaşları, oyunu sahneledikleri esnada gerici bir grup tarafından saldırıya maruz kalır. Şan tiyatrosunun yakıldığı gün görevli kolluk kuvvetleri yerine başka görevlilerin gelmesi, gelenlerin şüpheli davranışlar sergilemesi ve oyun bittikten sonra tiyatroda duyulan patlama sesleriyle çıkan yangında tiyatro küle döner. Tiyatronun bekçisi Niyazi Özlü’nün hayatını kaybettiği yangın, 1971 darbesi öncesi AKM’nin yakılması türünden kültür ve sanata düşmanlığın son evrelerinden biriydi. Çatlak ses istemeyen 12 Eylülcüler tiyatronun yanması dosyasını da sümen altı ettiler. Şensoy bu durumu “Çok faşist bir yağmur yağıyor, sanırım kocaman bir şemsiyenin altında toplanmanın zamanı” sözleriyle karşılar.

Ferhan Şensoy’un sanatının olgunluk evresinde bir biri ardına sahnelediği Parasız Yaşamak Pahalı, Kahraman Bakkal Süper Markete Karşı oyunlarıyla eleştirel düşüncenin tiyatroyla buluşmasında öncü bir rol oynadı. Tekelci kapitalizmin gelişmesiyle birlikte mevzi kaybeden küçük burjuva dükkan ekonomisinin hallerini yansıttığı Kahraman Bakkal Süper Markete Karşı oyunu, neoliberalizmin memleket ekonomisine, insan ilişkilerine verdiği ağır hasarın sanatsal bir analiziydi. İstanbul’u Satıyorum adlı oyununda Münir Özkul’un canlandırdığı Mimar Sinan’ın İstanbul’da ANAP’lı belediye başkanı Bedrettin Dalan döneminde hızlanan kent yağması karşısındaki şaşkınlığı, kentin hızla dejenere olan mimari kimliği karşısında büyük hayal kırıklığını ve köksüzleşmeyi dile getirdiği sahneler bugün de devam eden dejenerasyonun kökenlerini aydınlatır.
Ancak herhalde Karl Valentin’in hayatından esinlenerek kaleme aldığı İçinden Tramvay Geçen Şarkı, düşünsel veriminin en yüksek evrelerinden biriydi. Brechtyen etkinin en fazla hissedildiği oyun, Hümeyra’nın da şarkılarıyla ve bir izleyicisinin Ekşi sözlüğe yazdığı “dönemin karanlık apolitik ortamında içlerindeki durdurulamaz sorulara yanıt arayan, öğrenmeye, değişmeye çalışan biz gençleri fareli köyün kavalcısı gibi peşine takmıştı Ferhan Şensoy” sözleriyle andığı oyun Şahları da Vururlar oyunundan sonra politik tiyatronun en seçkin örnekleri arasında yer alır. İçinden Tramvay Geçen Şarkı oyunundan sonra Orta Oyuncuların Beyoğlu’na tiyatro kostümü olan Nazi kıyafetleriyle çıkmaları ve “kimlikler bitte” sorusuyla herkesi kimlik kontrolünden geçirmeleri ve yalnızca bir kişinin bu duruma itiraz etmesi, otoriterizm karşısında düştüğümüz gülünç durum değil miydi?

Şensoy’un seyircisiyle bütünleşmesi yaşamından küçük bir anekdotla devam edelim. Yoğun kar yağışının olduğu bir kış gününde Ses sahnesinde sergileyeceği Ferhangi Şeyler oyununa seyircinin gelmesinin imkânsız olduğunu düşünür. Biletler de satılmıştır ancak oyunun iptal edildiği duyurusuna rağmen, seyirci yoğun hava muhalefetini aşarak oyuna gelir ve onu yalnız bırakmaz.
Şensoy sinema da da eserler verir ne amaçla oynadığı belli olmayan başrollerini Sezen Aksu ile paylaştığı Büyük Yalnızlık hariç genelde nitelikli filmlerde rol aldı. Bir Küba güzellemesi Şans Kapıyı Kırınca ardından hukuk ve yargılama komedisi Pardon’u Son Ders Aşk ve Üniversite filminde canlandırdığı unutulmaz akademisyen Saffet Ercan karakteri takip eder. Muhalif Başkan ile siyasi rakiplerine karşı kasabasını ayakta tutmaya çalışan belediye başkanını canlandırır.
Ferhan Şensoy, tiyatro sanatını bir Don Kişotluk düzeyine yükselten az sayıda sanatçıdan biriydi. 44 oyun yazarak tiyatro sanatında literatüre eşsiz bir katkıda bulunmakla kalmadı, aynı zamanda kurucusu olduğu Orta oyuncular sahnesi, oyuncu yetiştiren bir tür konservatuvar işlevi gördü. Gündelik hayatın ve siyasetin içinden süzdüğü espri, karşıtlıklardan ve absürtlükten beslenen anlatı tarzı, Türk tiyatrosunun ana kaynaklarından meddahlığın modern bir yorumunda buluştu. Bu verimli buluşma, tiyatronun güldüren ama aynı zamanda düşündürmeyi hedefleyen bir dramatizasyonla harmanlandı. Şensoy ve arkadaşları tiyatro ve sanat anlayışını, meddahlıktan kökenini alan ama aynı zamanda halk tiyatrosunun imkanları ve çağdaş drama ekollerinin anlatı tarzıyla birleştirmeyi bir anlamda sentezde buluşturmayı hedefledi.

Kendisiyle yapılan bir röportajda tiyatro seyircisinin de ciddi bir krizde olduğunu, tiyatronun sürekli seyirci kaybı yaşadığını ifade eden Şensoy, seyircinin azaldığı bir kültürel ortamda tiyatronun mali yüklerinin taşınmasının giderek zorlaştığını söyler. Ustası Münir Özkul’dan devraldığı kavuğu kime devredeceğini kara kara düşünen Şensoy, ister istemez hüzünlenirken de haklıydı. Vasatlığın hükümranlığını kurduğu bir çağda, her kötü şeyin tiyatroyla anıldığı bir evrede kavuk kime devredilebilirdi ki? Şensoy’un eleştirel dilinden ve hicvinden nasibini almayan hiçbir toplum kesimi kalmadı. Bu eleştirel düşüncesi eleştirinin krizden doğduğunu ve yine krizi beslediğini öne süren Brecht’le de hemhal olmasını sağladı. Elbette bu yazı sanatçının biyografisini merak eden okuyucu için yeterli olmayabilir. Bu yüzden kendi hayatını kaleme aldığı otobiyografik iki kitabı Kalemimin Sapını Gülle Donattım ve Başkaldıran Kurşunkalem’i okumanızı tavsiye ederim.
Yaşamının son döneminde Beyoğlu’nda yaşanan dejenerasyona ve Kültür Bakanlığı’nın özel tiyatrolara kestiği desteğe rağmen Orta Oyuncuları ayakta tutmaya çalıştı. Vefatının ardından bir kısım kültür düşmanının cenazesine katılması da kendisinden hiç hoşlanmayanları bile bir araya gelebildiği enteresan bir buluşmaydı. Cenaze töreninin ardından Beyoğlu ve Cihangir sokaklarında dolaşırken barlarda ve kafelerde gördüğümüz Ferhan Şensoy afişleri de vefanın eski bir İstanbul semti olmadığının kanıtı gibiydi…
Bu yazı ilk, Yazı Portalı’nda yayımlandı.












