Tarih yaprakları Eylül 1980’leri gösterdiğinde Selimiye Askeri Kışlası’nda tutukevindeydim. Üç yüz yıl önce soylu subayların at ahırı olarak yapılan ve daha sonra “at yaşamaz” raporu verilen ahırlar, yirminci yüzyılda tutuk evine çevrilmiştir. İçinde Birinci Ordu Komutanlığı’nın da bulunduğu kışlanın üst katlarında sorgu odaları vardı. İki asker, bir subay mevcuduyla beraber sıkıyönetim komutanlığı savcılığına götürüldüm. Kışlanın kalın duvarları, gri demir kapılar, yer döşeme taşlarına sinen disiplin… Koşuşturan erler, emir veren rütbeliler… Her şey sistematik işliyordu. Koca yüksek çift kanatlı kapı açıldı, kelepçelerim çözüldü. Oda soğuk, hava sıcaktı. Raflarda üzerinde #SYNT # (SIKIYÖNETIM) yazan dosyalar vardı.
Masada binbaşı rütbeli biri oturuyordu. Çok sonra Anavatan Partisi’nden milletvekili olacak Faik Tarımcıoğlu’ndan başkası değildi. Şimdi SYNT 3 no’lu Askeri Mahkeme savcısı idi. Ve karşımda oturuyordu.
“Otur” dedi beklenenin tersine güleç bir ifade ile. #Memet Sönmez, Akın kod adlı nam-ı diyar Kıro, dedi alaylı bir gülüşü yüzüne yayarak. Bir elinin altında duran dosyaya, bir yüzüme bakıyordu. 22 yaşında devletin başına (onun tabiri ile) “bela” olmuş bir kimlik vardı dosyada. “Memet” demiyor ısrarla “Kıro” diye söze başlıyordu. Bu hitabet ile sanki Kıro’yu Memet’ten daha fazla tanıdığını anlatmak istiyordu. “Kıro” dedi. “TCK’nın 146/1. maddesi ile yargılanacaksın. Karşılığını biliyor musun?” Biliyordum elbette. Bir sosyal sınıfın, bir sosyal sınıf üzerinde tahakkümünü kurmak, anayasayı tağyir ve ilgaya teşebbüs etmek “suç”ları idi…
” …Devrimi yapamadınız. Yapsaydınız yer değiştirmiş olurduk. Dosyan kabarık. İdam ile yargılanacaksın ama sen reddediyorsun bu suçlamaları. Bak seninle bir anlaşma yapalım. Anlaşırsak “iyi hal” den yararlanabilirsiniz. Yani 59. madde. Bu dosyada bir eylem var. Migros kamyonunu kaçırmışsın… Bu eylemi üstlen…”
Migros, biri kadın üç kişi tarafından filmlere konu olacak biçimde kaçırılmış, yoksul bir mahallede halka dağıtılmıştı. Bu kamulaştırma eylemi ülkenin gündemine gül yüklü bomba gibi düşmüştü. Polis sorgumda adı geçmiş, kabul etmemiştim. Konu şimdi önündeki dosyada iddianameye girmeyi bekliyordu.
“… Üstlen bu eylemi. Politik savunma yap! Bu benim bile saygı duyduğum bir eylem. Keşke bütün eylemleriniz böyle olsaydı…”
Olsaydı ne olurdu? Örgüte mi katılırdı? Komik… Reddettim… “Yemezler” dedim içimden. Bu askeri savcı, iki arkadaşımı ipe götüren iddianameyi hazırlayacaktı kısa bir zaman sonra…
Faik Tarimcioğlu’nun adı tarihe böyle geçti. Ama adını kimse bilmiyor.
Gerçek olan hayattır. Hayatlar içindeki üzüntülerimiz, sevinçlerimiz konu olur filmlere. O dönem Tarık Akan’ın bizleri izleyip eylemlerimizi filmlerine konu etmesi, bizlerin de Tarık Akan’ın filmlerini izliyor olmamız, hayatın güzel döngüsüdür. Bir sinerjidir. Belki de bu nedenle Tarık Akan’ı on binler uğurladı. Belki de bu nedenle cumhurbaşkanı taziyede bulunmadı. Çünkü o evcil bir sanatçı olmadı. Kafasında “bit” vardı. Kafasında kaç “bit” olan sanatçı var? Ne güzel değil mi?
Tarık Akan, tarihteki yerini bu nitelikleri ile aldı. Migros kamyonunun kamulaştırmasını konu alan filmi ile de hatırlanıyor.
Bizleri tarih beraat ettirdi.
Sahi Faik Tarımcıoğlu’nu hatırlayanınız var mı?






