FİNANSALLAŞMA

Mustafa Kumanova

Ve zenginler daha çok zenginleşirken, milyarlarca kişi yetersiz ücretlerle hayatta kalmaya çalışırken ve UNICEF’e göre 22.000 çocuk her gün yoksulluk içinde ölürken, zenginlik ve sermaye daha küçük bir azınlığın elinde yoğunlaşmaktadır.

FİNANSALLAŞMA

Kutuplaştırma ve ayrıştırma siyasetinin en tepesinde ırkçı ve kültürel kini katmanlara ayırarak toplumda bir araya gelme potansiyeli taşıyan farklı kesimlerin birlikte yan yana yaşayarak ve çalışarak gelişen bilinçlerinin ortak bir düşmana karşı yönelerek birlikte savaşma ihtimalini önleme yatar. Kutuplaştırma ayrık topluluklardan oluşan bir toplumda çok zor alt edilir. Bu kutuplaştırmanın asıl varacağı yer ise işçileri ve işçi sınıfını bölerek onları retorik olarak hak edenler ve etmeyenler, çalışanlar ve çalışmak istemeyenler ya da yerli ve milli olanlar ve de olmayanlar şeklinde bölerek işçilere istenilen her türlü tedbiri, vergi artırımını ya da kemer sıkma politikalarını dayatmaktır. Her ekonomik krizde ve sonrasında olacak olan ve olan budur. Çünkü emekçilere ekonomik kriz diye yutturulan hap ülkelerin servetinin merkez bankaları, özel bankalar ve bir avuç çapulcu finans oligarşisi tarafından yağmalanmasından başka bir şey değildir.

Modern kapitalist toplumlarda devletler zaman zaman “sermaye birikimi istikrarını sağlamak” için müdahalelerde bulunmuşlardır. Kapitalizmin kar hırsının liberal piyasa ekonomisini raydan çıkardığı noktalarda bu müdahaleler gerçekleşmiştir. 1929 Ekonomik Buhranı ya da diğer küresel krizlerin etkileri sonrasında bu müdahaleler gelmiştir. Fakat günümüzde ekonomiler finansallaştıkça devlet yöneticilerinin işleri daha zorlaşmaktadır. Hele de bizim gibi yağma ve talanın kurumsallaşarak arşa çıktığı manipülatif ve spekülatif para oyunlarına açık hale getirilen ülkelerde finansal sermaye akımları inanılmaz bir hızla ve çok az tahmin edilebilir şekilde gerçekleşmektedir. Borsa kısa süre zarfında inanılmaz yükselmekte veya düşmekte ya da döviz kurları inanılmaz oranlarda artmakta veya azalmaktadır. Aslında tüm dünyada bizdeki kadar olmasa da finansal sermaye akımları çok hızlı hareket etmektedir.

Finansallaşma kapitalizm içinde bir sapma mı yoksa bir eğilim mi olduğu tartışmalıdır. Ancak kapitalizm içinde sermayenin biçim değiştirmeye başladığı ve sermayenin doğasından kaynaklanan değişimlerin onu üretken sermaye olmaktan gün geçtikçe uzaklaştırdığı ve sermaye yöneliminin üretmekten daha çok faize ya da türev araçlara kaydığı bir gerçektir. Şu anda şu salgın günlerinde ekonomik kriz altında merkez bankaları aracılığıyla inanılmaz bir vurgun gerçekleştirilmektedir. Merkez bankaları tarafından ekonomik krizden bir çıkış yolu olarak basılan karşılıksız paralar parasal genişleme adı altında sadece varlık alımlarına yönelmekte ve borsaları ya da tavhil, bono ya da diğer piyasaları balon gibi inanılmaz bir şekilde şişirmektedir. Bunun en güzel kanıtı borsa endekslerindeki akla mantığa aykırı artışlar ve özel bankaların şu ekonomik kriz günlerinde açıkladıkları tarihlerinde görülen en yüksek net kar oranlarıdır. Reel faizler ekside de olsa artıda da olsa kazanan özel bankalardır. Düşünebiliyor musunuz senede üç yüz bin arabayı zar zor satabilen bir Tesla şirketinin borsa değeri senede on milyon araç satan Toyoto’nun belki de on katı. Bu bir spekülasyon ve soygundur. Finansal sermaye yalnızca hükümetleri değil üretken sermayeyi de her geçen gün boğmaktadır. Ortaya çıkan fon yatırımcılığı altında dünya hükümetlerinin ve yasaların kontrolü dışında hareket edebilen trilyon dolarlara hükmeden finans şirketleri gün geçtikçe finans aristokrasisinin hükümranlığını kurmaktadırlar. Avrupa’da bugün, bankacılık ve finansal sistemde iki buçuk trilyon avro civarında boşta duran, dökülüp saçılan, sadece konut fiyatlarını arttıran ve yatırıma yönelmeyen ama zarar veren para var. Avrupa Yatırım Bankası her yıl otuz yıllık çürük tahvillere beş yüz milyar avro ihraç ediyor. Öte yandan Avrupa’da ezilenlerin öfkesi bankalara ya da finans kurumlarına değil Müslümanlara, Yahudilere veya göçmenlere yönlendiriliyor. İşçi sınıfı rasyonellikten uzaklaştığı oranda kutuplaştırılıyor ve kutuplaşıyor. Siyasi birimle çakıştırılan her kimlik kutuplaşmaya giden yolun taşlarını döşüyor.

Finansallaşmanın getirdiği bu dayatmaların ve tehditlerin acısını ise hükümetler işçi sınıfından çıkarırlar. Çünkü finansallaşmanın hükümetlere dayatacağı yegâne şey ulusal işgücü piyasalarını istikrara kavuşturması beklenen mevcut kurumları yıkmak ve işçi sınıfına karşı toplu pazarlıklarda daha saldırgan olmak olacaktır. Faiz dışı fazla vermenin tek yolu işçi sınıfının kemerlerini sıkmaktır. Çünkü faiz harcamaları çıkarıldığında devlet bütçesinin gelirleri ve harcamaları arasındaki dengeyi tutturmasının tek yolu işçi sınıfına acı reçeteyi içirmektir.

Ve zenginler daha çok zenginleşirken, milyarlarca kişi yetersiz ücretlerle hayatta kalmaya çalışırken ve UNICEF’e göre 22.000 çocuk her gün yoksulluk içinde ölürken, zenginlik ve sermaye daha küçük bir azınlığın elinde yoğunlaşmaktadır.

Ve tüm bu zenginleşme, sınıf atlamanın ayrıcalığına kavuşmak için yozlaşmış ve çürümüş burjuva kültürünün tüm elbiselerini büyük bir iştah ve arzuyla üzerilerine geçirip her gün her yerde gözlerine sokulan lükse erişmenin yollarını aramada binlerce yıllık tüm insani erdemlerini satılığa çıkartmaya itilen ve zengin olma adına “gölgesini şeytana satmaya” hazır hale getirilen, hırsızlığın, yağma ve talanın kurbanı olup ellerine geçen en ufak fırsatta hırsızlar kervanına katılmaları telkin edilen, neden adil ve eşit paylaşımın mümkün olmadığını sorgulamaları engellenen ve de tüm bu sistemin çarklarını yağlayan ezilenler bu sorunun kaynağında tüm bunların olup bitmesine eğilim gösterdikleri için bir avuç azınlık sınıf tarafından sömürülmeye ve ezilmeye devam ettikleri için gerçekleşiyor. Ve küçücük bir “marjinal” azınlık dışında kimsenin sesi dahi çıkmadığı için…

Oysa, sosyalizmin kıvılcımını tarihin her döneminde radikalizm alevlendirmiştir. O radikalizm de tarihin ezilmişlikleri içinden yoğrularak gelen ezilenlerde mevcuttur. Yapılması gereken tek şey ise görüntünün aldatıcılığından kurtulup öze dönmekten ibarettir. 150 yıl önce işçilerin zincirlerinden başka kaybedecekleri hiçbir şey yoktu. Günümüzde ise mevzu bahis olan koca bir gezegen.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x