Gelir uçurumu ve yoksullaşma derinleşti

Mustafa Sönmez
Türkiye’deki ekonomik kriz COVID-19 salgınıyla derinleşirken yoksulluk oranı 2020 yılında yüzde 21,9’a yükseldi.

Zaten 2018’den beri önemli bir ekonomik kriz yaşamakta iken bir de 2020’de pandeminin ağır şartlarına maruz kalan Türkiye’de, gelir pastasının paylaşımı daha da bozuldu; önemli boyutlarda seyreden yoksullaşma biraz daha derinleşti, yoksullar ordusuna 700 bin kişi daha eklendi.

Kısa adı TÜİK olan Türkiye İstatistik Kurumu, her yıl yinelediği “Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’nın 2020 sonuçlarını yayınlarken, eşitsizliğinin ve yoksullaşmanın yeni boyutlarını da sergiledi. TÜİK’in verilerinde somutlaşan adaletsizliğin büyümesinde, devletin özellikle pandemi koşullarında bir “sosyal kurum” olarak görevini yerine getirmemesi önemli bir etken. Yaşanan kriz nedeniyle yüksek seyreden işsizlik ve tırmanan enflasyon karşısında, pandeminin de yarattığı olumsuz sağlık koşulları ile toplumun alt ve alt-orta kesiminde geçim sorunu baş edilmez hal alırken, birçok ülkede göze alınan bütçe açığı ve kamu borçlanmasında artış bedellerini, iktidardaki AKP yönetimi göze almadı ve sonuç derinleşen yoksullaşma oldu.

Gelir dağılımı eşitsizliği ölçütlerinin başında Gini katsayısı gelir. Bu katsayı, sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımında eşitliği, bire yaklaştıkça gelir dağılımında bozulmayı ifade eder. En son yapılan araştırma sonuçlarına göre Türkiye’de Gini katsayısı 2019’a göre pandemi yılı 2020’de 0,015 puan artış gösterdi ve 0,410 olarak tahmin edildi. Bu katsayıya yakın gelir eşitsizliği yaşayanlar arasında Güney Afrika, Meksika, Brezilya gibi emsal ülkelerden söz etmek mümkün.

Toplumun gelirden en fazla pay alan yüzde 20’sinin elde ettiği gelirin en az pay alan yüzde 20’sinin elde ettiği gelire oranı pandemi yılı 2020’de 7,4’ten 8,0’a çıktı. En varlıklı yüzde 20 gelir pastasının yüzde 47,5’ini alırken en alttaki yüzde 20’lik gruba yaklaşık yüzde 6’sı düştü.

Ancak yüzde 20’lik gruplama ya da kümeleme en kaba olanıdır. Biraz daha rafine gruplama yüzde 10’luk kümeleşme ile mümkün. Bu yapıldığında gelirden en fazla pay alan yüzde 10’un elde ettiği gelirin (yüzde 32,5) en az pay alan yüzde 10’un elde ettiği gelire (yüzde 2.2) oranı, bir yılda 13’ten 14,6’ya yükseldi. Başka bir ifade ile eşitsizlik pandemi yılında yüzde 10 kümelerin en üstteki ile en altta olanı arasında 13 kattan yaklaşık 15 kata çıktı.

Ama daha rafine bir kümeleme yüzde 5’lik gruplarla yapıldığında eşitsizlik daha net gözlenmektedir. En zengin yüzde 5 ile en alttaki yüzde 5 yoksul arasında eşitsizlik, 2019’da 23 kat iken pandemi yılı 2020’de 30 kata çıkarak yedi puan daha açıldı.

Görüldüğü gibi kümeleme daha ince dilimlerle yapıldığında eşitsizlik daha net görünüyor. Bu tür araştırmalarda dilimlemenin en rafine olanı, yüzde 1’lik gruplarla yapılanıdır. Ancak TÜİK, yüzde 1’ler arası bölüşüm verisini kamuoyu ile paylaşmıyor.

Eşitsizliğin bu kadar açılmasının önlemi, devletin alt gelir gruplarına sosyal transferleri olabilirdi. Ama gelir pastasının bileşimine bakıldığında sosyal transferlerde anlamlı bir artış olmadığı görülüyor. 2020’ye ait toplam gelir pastası içerisinde en yüksek payı, yüzde 47,1 ile bir önceki yıla göre 0,4 puan artan maaş ve ücret geliri aldı. Buna karşılık, pandemi yılında artması beklenen sosyal transferler yüzde 21,8 ile ikinci sırayı alsa da 2019’a göre 0,1 puanlık azalış gösterdi.

Pastada üçüncü sırayı ise yüzde 17,7 ile “müteşebbis geliri” oluşturdu. Yani girişimci gelirleri genelde pandemide azalmadı. Ancak çiftçiler hariç. Çiftçi gelirlerinin müteşebbis geliri içindeki payı 2019’a göre 1,7 puan azalarak yüzde 20,9’a düştü.

Gelir pastasının adaletsiz bölüşümünün pandemi yılında iyileşmek yerine kötüleşmesi, yoksul sayısında artışı da getirdi. Toplumun genel düzeyine göre belli bir sınırın altında gelire sahip olan bireyler, göreli anlamda yoksul olarak tanımlanıyorlar. Bu sınır, “medyan gelir” olarak tanımlanan en ortadaki gelirin yüzde 60’ından düşük gelir olarak tanımlanıyor. Medyan gelirin yüzde 60’ı dikkate alınarak belirlenen yoksulluk sınırına göre yoksulluk oranı 2020’de 0,6 puan arttı ve yoksul nüfus yüzde 21,9 olarak gerçekleşti. Sayı olarak da bu tanıma uyan yoksullar 2019’da 17,2 milyon iken 700 bin artarak 17,9 milyona çıktı.

Pandemi yılı 2020’de “maddi yoksunluk” diye tanımlanan yoksullaşma da arttı. Finansal sıkıntıda olma durumunu ifade eden maddi yoksunluk çamaşır makinesi, renkli televizyon, telefon ve otomobil sahipliği ile ekonomik olarak beklenmedik harcamaları yapabilme, evden uzakta bir haftalık tatil masrafını karşılayabilme, kira, konut kredisi ve faizli borçları ödeyebilme, iki günde bir et, tavuk, balık içeren yemek yiyebilme ve evin ısınma ihtiyacını karşılayabilme durumu ile ilgili hane halklarının algılarını yansıtıyor.

Yukarıda belirtilen dokuz maddenin en az dördünü karşılayamayanların oranı olarak tanımlanan ciddi maddi yoksunluk oranı 2019 yılında yüzde 26,3 iken 2020’de 1,1 puan artarak yüzde 27,4’e çıktı.

Yoksulların içinde yoksulluğu katılaşmış kesimler var. Bunlara sürekli yoksul deniyor. Dört yıllık veri kullanılarak hesaplanan sürekli yoksulluk oranı, medyan gelirin yüzde 60’ına göre son yılda ve aynı zamanda önceki üç yıldan en az ikisinde de yoksul olan fertleri kapsıyor. 2020’de sürekli yoksulluk oranı bir önceki yıla göre 1,0 puan artarak yüzde 13,7 oldu. Başka bir deyişle sayıları yaklaşık 18 milyonu bulan yüzde 21.9’luk yoksul nüfusun neredeyse üçte ikisi sürekli yoksul; kemikleşmiş yoksul.

Gelir bölüşümünde adaletsizlik ve bunun sonucu yoksulluk derinleşirken pandemide devlet desteği ne oldu? Bu soruya Hazine ve Maliye Bakanlığı yayımladığı bir raporda şu yanıtı veriyor: “Salgının ekonomik etkilerinin azaltılması amacıyla Kovid-19 ile mücadele kapsamında uygulanan tedbirlerin ekonomik büyüklüğü Mayıs 2021 itibarıyla toplamda 661 milyar TL’ye (GSYH’nin yüzde 11,7’sine) ulaşmıştır. Bu tutarın; Merkezi Yönetim Bütçesi ile İşsizlik Sigortası Fonu ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan karşılanan kısmı toplam 136,7 milyar TL (GSYH’nin yüzde 2,4’ü) olurken, Kullandırılan ve Ertelenen Kredilerden karşılanan kısmı ise 524,3 milyar TL (GSYH’nin yüzde 9,3’ü) olarak gerçekleşmiştir.”

Açıkça ifade edildiği gibi, alınan tedbirlerin toplamında borçlandırma, kredilendirme desteğin beşte dördünü oluşturmakta, sosyal transfer yerine kredi verme yolu seçilmiş görünmektedir. Bunun da sosyal bir tedbir olmadığı ortadadır. Bunun sonucu olarak hanehalkı borcu bir hayli kabarmış görünüyor. TÜİK araştırmasına göre konut alımı ve konut masrafları dışında, borç veya taksit ödemesi olanların oranı yüzde 58,3’tür. Nüfusun yüzde 18,8’i bu borçları ödemekte güçlük çektiklerini ifade etmişlerdir.

Al-Monitor

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x