Halime Yazgan.
Sessiz, sedasız uğurladık Halime annemizi. O, öncelikle idam edilen Erdoğan Yazgan’ın biricik annesiydi ve annemizin ilk yürek acısı böylece başlamış oldu.
Biri bitip, bir başlayan ama hiç dinmeyen acılarla dolu bir ömür geçirdi Halime anne. Acaba Halime anne hiç gülmüş, hiç sevinmiş miydi? Ağız dolusu kahkahalar atıp, gülmekten kırılmış mıydı?
“Allah müstahakkını vermesin, beni gülmekten öldürdün”, deriz ya acaba Halime annemiz bu cümleleri kullanmış mıydı? Yaşadıklarına bakacak olursak ömrünün acılarla geçtiğini söyleyebiliriz.
Evlat acısı!
‘Acıların acısıdır’ derler. Hiç evlat acısı çekmedim ama çekenlere çok tanık oldum. İlk olarak Seyid Rıza’nın acısını okumuştum, bilirim. Resif Hüseyin, Seyid Rıza’nın oğludur. İdam edileceğini öğrenir Seyid Rıza. ‘ Beni oğlumdan önce asın’ , der. Zalim devletin gözyaşı yoktur. Önce oğlunun yaşı büyütülür, asılır. Seyid Rıza şanslıdır! ! Evlat acısı uzun sürmez! Hemen ardından kendisinin de yaşı küçültülerek asılır. Ne hazin bir hikâye değil mi sevgili dostlar?
O kadar uzağa gitmeyelim. İdam edilen Erdal Eren’in, Kadir Tandoğan’ın, Ahmet Saner’in… anne ve babalarının yaşadıkları acılarını düşünelim, Bir an kendimizi onların yerine koyalım. Sadece bir an! Bunu yapabilir miyiz? Kapınız çalınıyor, oğlunuz, kızınız öldü, deniliyor. Neler hissedebilir bir insan? Ne acılar çekebilir? Bu ölümlerin empatisi olur mu?
Kurşunlanarak öldürülen Tamer Arda’ nın, Zeki Yumurtacı’nın.. ev baskınında yaşamlarını yitiren Bedri Yağanların, İbrahim Erdoğanların anne ve babalarının acıları da o tarif edilemeyen evlat acısıdır ve bu acı o kadar büyüktür ki, halk arasında ; “Allah göstermesin” denilir.
Bedri Yağan’ ı düşünün, hayal edin. Ev baskınında kolu, bacağı kırılıyor, vücudu bıçaklarla delik deşik ediliyor ve sır vermiyor, öldürülüyor. Bir de bu gerçeği bilen bir anne, bir babanın acılarını hissedebilir miyiz?
Halime annemiz bu acıyı bir değil, birçok defa yaşadı, tattı. Evlat acısı ömür boyunca damıtılarak pıt, pıt, pıt yüreğine aktı.
Halime Erdoğan, 1983 yılında 3 arkadaşıyla birlikte idam edilen Erdoğan Yazgan’ın annesiydi. İlk evlat acısını o yıllarda çekmeye başlamıştı. Bir gün, o gün ağarmadan çalındı evinin kapısı. Gelenler ölüm habercisi, askerlerdi. Küçük kızı Fatma henüz 13 yaşlarındaydı. O da tattı bütün bu acıları. 1992 yılında oğlu gibi sevdiği, damadı Halil Ateş, Ankara’da çatışmada öldürüldü. Kızı Hatice o da devrimciydi. Uzun zamanlar hapis yattı. Ölüm orucunda sakatlandı, yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. Bir çoğumuzun tanıdığı büyük kızı Hürriyet’i, ardından da küçük oğlu Ahmet’i kaybetti. Bu acılara dayanamayan Halime anne, felç oldu, hayatını yatakta geçirmek zorunda kaldı.
Halime anne, ah Halime anne! Şimdi elimde duran fotoğrafına bakıyorum. Yüzüne, fotoğraflarına yansıyan çizgilerine… Şu gözünün hemen yanındaki derin çizgi, biricik oğlun Erdoğan Yazgan olmalı. Ben o çizgilerde onu görüyorum. Öbürü Hürriyet… Bir diğer çizgi Ahmet olmalı… Son nefesine kadar hasretini çektiğin, ‘ama olsun yurtdışında da olsa yaşıyor, diye teselli bulduğun kızın Hatice gözlerindeki hüznü yansıtıyor.
Bana öyle hüzünlü bakma Halime anne!
Ah Halime anne ah!
Bir güldüremeden yüzünü, toprağını yorgan yaptık. Başucunda bir taş. Taşa yaslanmış dokuz tahtadan arta kalan bir tahta. Üzerinde Halime Yazgan 16/2 C 12 tabelası.

Halime Yazgan bütün devrimcilerin annesiydi! Ama “bütün devrimciler” onu son yolculuğunda yanında değillerdi. O sustu. Sessiz, sitemsiz “hoşça kalın” dedi, toprak yorgana sarıldı.
Onurluydu ve bu onur, bu dik duruş, oğlu Erdoğan Yazgan’a da geçmişti. İşte bu nedenledir ki İkisi de “ayakta” yaşamlarına veda ettiler.
Acıları acımız, anıları bizim olsun.
Hoşça kal Halime anne!
Memet Sönmez
17 Haziran 2023











