AB üyelerinin Korona tahvili kavgası
Perşembe günkü video konferansta bir araya gelen 27 AB üyesi ülke, Korona krizinin neden olduğu ekonomik zorluklarla mücadele için Eurobond çıkarılması kararını erteledi. İtalya ve İspanya “Korona tahvili” tabir edilen tahvillerin acilen çıkarılmasını isterken, Almanya, Hollanda ve Avusturya bu yaklaşıma karşı. Yorumcular çıkışsızlığın nasıl çözüleceğini tartışıyor.
Fransa’nın oyu belirleyici olacak
Mevcut durumu Titanik’in batmasına benzeten İspanya Dışişleri Bakanı Arancha González, kurtarılacak yolcuları birinci ya da ikinci mevkiye göre ayırmaya vakit olmadığını söyledi. La Vanguardia’nın genel yayın yönetmeni Jordi Juan aynı metaforu kullanıyor:
“Bu benzetme çok da alakasız değil. Avrupa batarken iktidardakiler, tıpkı ünlü İngiliz gemisindeki orkestra gibi aynı teraneyi çalıp duruyor. … Avrupa’nın güneyindeki ülkeler, kudretli kuzeyden gelen her karara eyvallah demek istemiyor. Her zaman kendi yolunda giden Fransa şu aşamada belirleyici bir rol oynayabilir. Küresel salgının bu ülkedeki yayılımı, Emmanuel Macron’un [Eurobonds konusunda] hangi yönde karar vereceğini belirleyecektir.”
O zaman tahvil çıkaracakların koalisyonu kurulsun
Fransa, İtalya, İspanya gibi Korona tahvili çıkarılmasını isteyen ülkeler, diğer devletlerin buna direnmesinin kendilerini umutsuzluğa sevk etmesine izin vermemeli, diyor Financial Times:
“İzlenebilecek bir yol var. Adı geçen ülkeler, bir koalisyon oluşturarak ortaklaşa destekleyecekleri tahviller ortaya koyabilir. Bunun ardından Avrupa Merkez Bankası ECB’yi bu hisse senetlerini, küresel salgın acil satın alma programı çerçevesinde satın almaya çağırabilir. Egemen devletlerin ortak borçlanması yasal açıdan hala devlet borcu kabul edilecek ama geri ödeme yükümlülüğü ülkeler arasında paylaştırılacaktır. Bu uygulama korunmaya muhtaç devletlerin borç yükünü, AB genelinde uygun şekilde düzenlenmiş bir konsept kadar etkili biçimde düşürmeyecektir elbette ama en azından bir emsal vaka oluşturup az da olsa kaynak üretebilir.”
Berlin’e artık bir dur demek lazım
Almanya’nın bencil kriz stratejisine daha fazla göz yumulmamalı, diyor Efimerida ton Syntakton:
“Avrupa Birliği, Almanya’nın korumacı yaklaşımını gizlemeye yönelik kullanışlı bir kisve; zira bu sayede diğer üye ülkeleri kandırıp kendini dayanışmacı olarak gösterebiliyor. Covid-19’la mücadele için çıkarılacak Eurobond tahvillerinin reddi, aslında buzdağının sadece görünen kısmı. … Buzdağı da AB ve kuralları kadar eski olduğundan asıl sorun Almanya ve onun kemikleşmiş ekonomik milliyetçiliği değil. Sorun, bu ekonomik milliyetçiliğe hoşgörü gösteren ve bunun AB kurumlarına ‘bulaşmasını’ kabullenen diğerleri.”
Kuzeyin isteksizliği anlaşılır
La Repubblica için yazan iktisatçı Roberto Perotti, İtalya, ‘Korona tahvili’ tabir edilen Eurobond’un bir hayal olarak kalacağını kabullenmek zorunda, diyor:
“Kuzey Avrupa ülkelerinin bu kadar gönülsüz olması gerçekten şaşırtıcı mı? 2011 yılındaki krizden farklı olarak bu kez kendileri de aynı teknede ve devasa bir güvensizlik içinde yüzüyorlar. Buna ilave olarak İtalya gibi borcu yüksek ülkelerin riskini de almalarına inanmak saflık olur. Avrupa’nın kuzeyindeki ülkelerdeki siyasetçilerin hiçbiri, kendi vergi mükellefinin cebinden çıkan parayı İtalya’ya hibe edip ya da borç verip sonrasında bu paranın aslında ülkesinde kullanılması gerektiği ithamıyla karşılaşmak istemez. İtalyan siyasetçiler ve yorumcular bu realiteyi bir an önce kabullense iyi eder.”
Kendi yağıyla kavrulmak yetmez
Şu anda ortak hareket etmenin önünü tıkayanlar, küresel salgının yarattığı riski kavramamış olanlardır, diyor Dnevnik:
“AB devlet ve hükümet başkanları önümüzdeki haftalarda Avrupa Birliği, Avrupa Merkez Bankası ve Ortak Pazar olmadan küresel salgın ve bunun yaratacağı sonuçlarla nasıl mücadele edeceklerine kafa yorsalar hiç fena olmaz. Belki de bu sayede daha yoğun bir finansal dayanışma sağlanabilir. Tekrar kendi yağıyla kavrulmak güzel olmasına güzel bir düşünce ama bu yaklaşım, salgın sonrası toz duman olması beklenmeyen bu küresel dünyada risklerin sadece kısmi olarak dağıtılmasına yarar.”
Ekonomik daralmayla tüm gücümüzle mücadele zamanı
El País başyazısında, Avrupa Birliği’nin bu son şansı iyi kullanmak zorunda olduğunu vurguluyor:
“Koronavirüs nedeniyle üretimin durması, Avrupa’yı zorlu bir ekonomik daralmayla karşı karşıya bırakıyor. Amaç, halkın Avrupa Birliği’ne olan güvenini muhafaza etmek ve AB’nin tamamen gözden düşmesini, hatta belki de dağılma riskini engellemekse iktidardakiler daralmayı önlemek, en azından etkilerini hafifletmek için şimdiye kadar olduğundan daha yoğun bir çaba göstermeli. Yarın yapılması planlanan zirvede, bu amaçla kullanılabilecek mekanizmalar devreye alınmalı. Bunların arasında Avrupa devlet tahvillerinin, yani Eurobond’un acilen tedavüle sokulması da yer alıyor.”
Zaman İtalya’ya destek olma zamanı
TVXS de ortak borçlanma araçlarının piyasaya sürülmesinden yana:
“Küresel salgınla mücadeleye 28 milyar avro ayıran, ilave bir 60 milyar avroyu krediler üzerinden finanse etmek isteyen, kamu borcu krizden önce bile GSYİH’nin yüzde 135’i düzeyinde olan İtalya’ya piyasaların nasıl bir faiz oranı uygulayacağını kestirmek pek de zor olmasa gerek. Bu açmazdan çıkmanın yegane yolu, Eurobond. … Conte hükümeti bu çağrıyı yaptı, Almanya Başbakanı Merkel’in danışmanları da, önde gelen ekonomistler de aynı talebi dile getiriyor ama Berlin hükümeti, borç krizinde de yaptığı gibi bu hamleyi kabul etmiyor. … Alman Ekonomi Bakanı Altmaier’in, Koronavirüs yüzünden halihazırda 6 bin 820 kişiyi kaybetmiş bu ülkeye verdiği cevap bu işte.”
Bu iş uzun vadede Eurobondsuz yürümez
Uzun vadede Eurobond ve borçların ortaklaştırılması gibi çözümler üzerine kafa yorulması gerekecek, diyor ekonomi uzmanı Lucrezia Reichlin, Corriere della Sera’da:
“Ancak böyle bir yaklaşım, AB ülkeleri arasında tarihsel olarak var olagelmiş bütçeyle ilgili farklılıklar yüzünden kendiliğinden olmayacaktır. … Avrupa Merkez Bankası başlarda tereddütle olsa da kararlı bir tavır sergiledi. Tüm Avrupa adına karar verebilen yegane kurum olduğunu da bir kez daha göstermiş oldu. Avrupa Merkez Bankası ECB’nin gösterdiği tutum bugün yeterli olabilir. Ama önünde sonunda siyasi aktörlerin de sorumluluk almak zorunda olduğunu unutmamalıyız. Merkez bankasının gücü devasa boyutlarda olmakla beraber egemen devletlerin ve seçilmiş iktidarlarının vereceği desteğe bağlı. Geniş tabanlı bir siyasi konsensüs olmadan ECB’nin hareket özgürlüğü sınırlı olacaktır.”











