Cumartesi, Haziran 13, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Manşet Yazarlar

Grup Yorum

Memet Sönmez by Memet Sönmez
04/04/2020
in Manşet Yazarlar
A A
0
0
SHARES
4
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

 

Az önce, ölüm orucundaki Grup Yorum direnişçisi sevgili Helin Bölek’ in ölüm haberi düştü sosyal medyaya. Önümüzdeki günlerde herhalde değerli İbrahim Gökçek’inde kötü haberi gelecek kulaklarımıza.

Daha önce sosyal medyada konuya ilişkin düşüncelerimi paylaşmıştım. Grup Yorum türkü söylemeli. Örgütler savaşmalı. Benim, bizim bir çok siyasi örgütlerin uzun yıllar yapamadıklarını onlar, onbinleri biraraya toplayarak yapabiliyorlar. Mahpus yıllarımda da, dışarıda da bu tür eylemlere hep karşı olmuşumdur. Ama bazen karşı olmak yetmiyor. Karşı olmana rağmen otuz gün, kırk gün (sadece su alarak) destek eylemi yapmak zorunda kalıyorsun. Malum, aynı ortamda olup, tok olmak en azından “delikanlılığa” da sığmazdı.

Ölüm orucuna neden karşıyım? Daha önce bir paylaşımım da sevgili Nuriye ve değerli Semih’in ölüm oruçları ile ilgili düşüncelerimi yazmıştım. Şimdi sevgili Helin ‘i kaybettik. Hiç olmazsa değerli İbrahim yaşasın diye Semih, Nuriye ile ilgili yazımı paylaşıyorum.

 

Sevgili Semih!

Sevgili Nuriye!

 

” Kelebekler de ağlar ”

 

 

Havalar sarı sıcak ve yapış yapış. Kendimizi tatil köylerine attık, Çamlıhemşin Ayder Yaylası’na, Fırtına Vadisi’ne, Munzur’un soğuk sularına… Bir kısmımızda kendilerini Akdeniz’in mavi sularına, Ege’nin yazlıklarına, mangal başlarına attı…

 

Serilen sofralarda karınlarımızı doyurduk, şişen  göbeklerimizi kaşıdık, siz aylardır ağzınıza bir lokma katı yiyecek koymazken.

Kâh aklımıza geldiniz yediklerimiz boğazımızda  düğümlendi. Kâh hayatın güzelliklerine daldık unuttuk sizleri. Duş aldık, kulaç attık. Denizin derinliklerine daldık. Karetta karettalara el salladık. Ağız dolusu güldük. Memleket meselelerinden bahsettik. Akşam beş çaylarında tatlı tuzlu kurabiyeler yedik. Otobanlarda ezilen hayvanlar içimizi acıttı. Özlediğiniz güneş bizleri ağaç gölgesine itti. Şarkıları, belkide sizlerinde çok sevdiği türküleri söyledik, içkiler içtik. Çakırkeyf, sarhoş olduk. Memleketler kurduk, yönettik derin sohbetlerde.

İşlerden, güçlerden, iç savaş tehlikesinden bahsettik. Yani siz ranzalarınızdaki yataklarınıza kan ter içinde yapıştığınız zamanlarda bizler, tuzlu suya, serin yayla rüzgârlarına tuttuğumuz vücutlarımızın rahatlığını yaşadık, yaşıyoruz da… Hayat bildiğıniz kulvarda devam ediyor. Yani ülkemiz cephesinde değişen birşey yok.

 

Ellerimizden düşürmediğimiz akıllı telefonlarla sosyal medyada paylaşımlar, beğeniler yapıp, oyunlar oynadık. Etrafımızda geçip giden değerleri görmeden, dokunmadan, hissetmeden hatta koklamadan yaşadık. Direnişlerinizi temsil eden tasarım fotoğraflarınızı gördüğümüz zamanlar duyarlılığımız artıyor, paylaşıyoruz. Bazılarımız derin bir nefes alıp yorum yapıyor. En yaygın,  duyarlılık hallerimiz bu.

Bu bizim ülkemiz, bizim insanımız. Malzeme bu  sevgili Semih.

Ne trajik, ne dramatik ne destansı direnişler unutuldu bu ülkede.

 

Koca şehir boşaldı sevgili Semih. Nem oranı çok yüksek. Doğa çıldırdı adeta… gökten Temmuz sıcağında dolu yağdı insanların kafasına. Sosyal medyada sizi hatırlatan üç beş “duyarlı” insanın, “bugün 150. gün! Nuriye’yi, Semih’i unutma”

paylaşımları yapılıyor,

” Semih ve Nuriye için yapılan gösterilerde göz altına alınan gençler, polis copundan kurtulamadı… diye bazı gazetelerde zayıf haberler geçiliyor. Direnişinizin başarısı için yeterli eylemler değil bunlar. Maalesef gündemi belirleyecek potansiyelden yoksun.

 

Ülke gündemi hızla değişiyor. Rejim tartışmaları, Kuzey Irak’ta Kürt’lerin referandum sorunu, NATO, Rusya, Suriye… O kadar hızla alt üst oluşlar yaşanıyor ki, sizler maalesef unutuluyorsunuz.

 

Vücutlarınız kendini her saniye milim milim tüketirken, derileriniz kemiklerinize yapışıyor. Bizler sıcakta, bakır maşrapalarda soğuk ayranlarımızı, buzlu bardaklarda biralarımızı tüketirken, sizlerin damakları birbirine yapışıyor. Sahi soğuk, isotlu bir tas ayran içmeyeli ne kadar oldu? Saç kavurmanın tadını hatırlıyor musunuz? Zeytin yağlıları… barbunya pilaki, şakşuka … sulu, katı ,mis kokulu, tadı damaklarda kalan yemekler, boğazınıza girmeyeli kaç öğün geçti?.. Gece rüyalarınızda aksırıncaya kadar yediğiniz yemeklerin, sabah kalkınca neden sizleri doyurmadığının tuhaflığını yaşıyorsunuz değil mi? Vücutlarınız külçe gibi. Yataktan kalkmak, dik oturmak başlı başına bir eylem. Başınız dönüyor, gözleriniz kararıyor, yerçekimine yenik düşüyorsunuz, tekrar sırtınız yatağa düşüyor.

 

Sevgili Nuriye,

Hergün bir çok insanın öldüğü, öldürüldüğü bu Ortadoğu coğrafyasında maalesef direnişiniz yeterli gündem yaratamıyor.

 

Birşey yapmalı, Birşey?..

Ne olduğunu bilmiyorum ama birşey yapmalı. Bu sinir bozucu bekleyiş insanları, vicdanlarda yıpratıyor. Birşey yapamamak? Öylece seyretmek… Ülkesini seven, kendisini davasına adamış kişilerin, kurumların, örgütlerin birşeyler yapması gerekir. Arenada, aslanlara parçalatılacak gladyatörleri seyreden plepler gibiyiz.

 

Orda öylecene savunmasız bekliyorsunuz.

 

Sevgili Semih, sizleri seven, can-ı gönülden destekleyen yoldaşlarınız; bizler, onlar, bunlar bir araya gelse de yaşadığınız, yaşayacağınız muhtemel trajediyi önleyemiyoruz. Durum onu gösteriyor. Ne acı, ne trajik öyle değil mi? Acımasız, faşist yaklaşım içindekiler kan istiyor, sizin kanınızı… bir diyet gibi, bedel gibi…

 

Çok büyük bir direniş içindesiniz. Tüm dünya kamuoyunun gözleri önünde, içinde her saniye acı ve ağrının yaşandığı orucunuz milyonlarca insanın hafızasında giderek zayıflıyor, kanıksanıyor. Bir tek siz kanıksamıyorsunuz. Nasıl kanıksayacaksınız? Her saniye usunuzdan çıkartamadığınız açlık duygusunu öldürmek zordur. Bu zoru başarıyorsunuz, kabul.

Tarih kitapları sizleri yazacak. Yazılacak, herbirinin hayatı epik direnişlerle dolu o kadar çok kahramanımız varki.

 

Toplum ve insanlar değişiyor. Değer yargıları alt üst oluyor. Değer dediğimiz, uğruna ölümlere gidip geldiğimiz yargılarımız içki masalarında politikaya dönüşüyor.

 

Sevgili Nuriye, fotoğraflarınıza bakıyorum. Ne kadar güler yüzlüsünüz. Semih de öyle… İki yoldaşın eylemi. Güzel olduğunuz kadar yiğit, iyi birer devrimcisiniz de. Ama bazen sevgili Semih, bu nitelikler insanları  “vadedilmiş toplum” sosyalizme, başarıya götürmüyor…

 

Bizler, sizlerden bir süre önce yaşamış devrimciler olarak uzun mahpus süreçleri de yaşadık. Açlık grevleri ve ölüm oruçları yaptık. Ama sevgili Nuriye, bizler mücadele seçenekleri açısından çaresizdik! Çaresiz ve köşeye sıkıştırılmış… İnsan haklarımız ve demokratik kazanımlarımız, herşeyimiz elimizden alınmıştı. Yaptırımlar siyasî kimliğimize geldiğinde “dur” dedik ve açlık grevleri yaptık. Kararlı ama nerede durmasını bilen tutumlar sergiledik. İnat ve ısrar etmedik. Bırakılması gereken noktada bıraktık açlık grevlerimizi, ölüm oruçlarımızı.

Sizlerin de artık bırakması gerekmez mi?Seslerinizi dünya kamuoyu duydu. Avrupa birliği ülkeleri temsilcileri açıklamalarda bulundular. Muhalefet parti liderleri, milletvekiller tek tek açıklamalar yaptılar. Hükümet sıkıştı, yalana dolana baş vurdu. Çaresizlik içinde kitlendiler. Belki onlar da ara bir çözüm arıyorlar, birşey, bir bahane, bitecek belki… Belki… bu ara siz ölmeyin… Siz yaşayın. Kazanılmış bir zaferiniz var elde. Bırakırsanız yenilmiş sayılmazsınız yani.

Yaşamınız herşeyden daha önemli. Daha nice zaferleriniz olacak yaşarsanız. Yaşarsanız daha nice insanların sorunlarına adayacaksınız zamanlarınızı.

 

Sevgili Semih, mahpushanelerde çok tüneller kazdık. Beş metre derinlikte karşımıza kayalar çıktığında delmek, kırmak için ısrar etmedik. Ya altından ya da yanında geçtik.  Devrimci mücadele sürecinde inişler, çıkışlar vardır. Hatta bazen geri çekilmeler, zaman ve mesafe kazanmalar yaşanır.

 

Daha ileriye, mücadeleyi bir üst aşamaya getirmek ya da sonuç almak için bu diyalektiktir, taktiktir. Bu mücadeleye uyum sağlamaktır. Ne diyor Darwin: “güçlü olan değil uyum sağlayan kazanır”. Uyum sağlamak düşmana taviz vermek değildir sevgili Semih.

 

Kararlılığınız, açlık, acı ve ağrı dolu; güçlü savaşınız gereken esneklikten, geri çekilme taktiklerinden yoksun sevgili Nuriye? Mücadele demek “sür gitsin ” demek midir? Hele bu yoğun ülke gündeminde, zayıf propaganda araçları ile düz gitmek, sert durmak mutlak bir kırılmayı sağlamaz mı? Tanka kafa atılmaz öyle değil mi sevgili Nuriye? Tanksavar bulmak için geri çekilin.

 

Değerli Semih, başlangıçta iş ekmek diye son derece haklı ve kamuoyunu arkasına alan gerekçelerle başlayan direnişiniz artık sizlerin iradesi dışına çıktı. Açlık grevi ölüm orucuna dönüştü. Açlık grevlerinin, hatta süresiz açlık grevlerinin de bir süresi vardır sevgili Semih.  Süresiz açlık grevinde hiç kimse ölmedi bugüne kadar. Sizler ölüm orucu yapıyorsunuz. Peki Nuriye; iş ve ekmek için ölünür mü? Bütün insanların mutluluğu, sosyalizm için girişilen kavgada ölünür belki. Öldük te…

 

Sevgili Nuriye, ölmeyin, yaşayın!

 

Sosyalizm mücadelesi için ölmeyin, yaşayın!

 

Bütün insanlığın kurtuluş mücadelesine değerli katkılarınız olacak, eminim. Bunun için yaşayın. Bu ülke sizi sevdi, bu ülke sizin gülüşünüzü sevdi. Hiç olmazsa sizi sevenleriniz için yaşayın. Yaşayın ki daha iyi bir dünyayı hep birlikte kuralım. Bu ülkenin sizler gibi değerli devrimcilere ihtiyacı var.

 

Sevgili Semih, değerli Nuriye, farkında değilsiniz belki. Açlık grevinden ölüm orucuna geçişiniz  kamuoyunda ki destek ivmesini düşürdü. Devrimci demokrat kitlede de bir suskunluk başladı. Direnişinizin kendilerini aştığını, ne kadar destek ve katılım sağlanırsa sağlansın “mutlak son”u engelleyemeyecekleri düşüncesi oluştu. Bu kitle bir nevi geri çekildi, bekliyor. Neydi bekledikleri? Bekledikleri sizlerden her an gelebilecek “kötü” haberdi. Sonra, sonra kızılca bir kıyamet kopacak. Güzelliklerinize yakışan törenler… protestolar, sosyal medyada paylaşımlar, beğeniler yapılacak. Sonra araya zaman girecek. Zamanın unutturucu etkisi girecek. İrlandalı efsane direnişciler; Bobby Sands ve arkadaşlarını kaçımız hatırlıyor? Yeni kuşak devrimcilerin bildiği bile şüpheli. Hatırlasa ne olacak? Amaç hatırlanmak mıydı Sevgili Semih? Neler konuşuyoruz değil mi sevgili Nuriye?

 

Birde, birde sevgili Nuriye, kimse düşüncelerini özgür biçimde ifade edemiyor. Sizlerin her geçen gün ölen vücutlarınız karşısında “Semih, Nuriye ölmesin” diyor, başka bir şey demiyor. Semih Nuriye ölmesin de, ölmemesi için ne yapılması gerektiğini kimse söylemiyor ya da söyleyemiyor. Bir kısım arkadaşlarımız da mücadelenizi sosyal medyadan destekliyor. Adeta, ” Yürü Semih, haydi Nuriye arkanızdayız ” dercesine bir tutum içindeler. (İçi yanan, gösteri ve yürüyüşlerde itilip kakılan, joplanan, gözaltına alınan destekçileri tenzih ediyorum)

Bu arkadaşlarımız sizlere “yürüyün” deme çığırtkanlıkları göstereceklerine, değiştiremeyecekleri sonuçları görüp “kamuoyu ivmesi düştü artık durmalısınız” deme cesaretini neden gösteremiyorlar sevgili Semih?

 

Sevgili Nuriye, demokratik hak ve özgürlükler için bir çok mücadele yöntemlerinin bulunduğu koşullarda ölerek direnmek öncellikli seçenek olmamalı diye düşünmüyorum. Hani yaşamaktı asıl olan. Hani, düşmana inat bir gün daha fazla yaşamaktı doğru olan? Hani okuyacak, hani yazacak bir de son lokmasına kadar yiyecektik sevgili Semih?

 

Sevgili güzel gülüşlü Nuriye, 1980 12 Eylül koşullarını hatırlayın. Mahpushane koşullarını… ölüm orucunu… ve gidilen sayısız açlık grevlerini… hatırlayın. Yaptırımları, baskıları, tutsakların elinden alınan siyasi hakları… hatırlayın. insanlık onurunun ayaklar altına alınmak istendiğini hatırlayın… avukatsız, savunmasız, hatta ” sanıksız” tek tip elbisesiz ; don, aletle çıkılan duruşmaları, yıllarca süren görüşsüz görüş günlerini hatırlayın. Akıllara ziyan yasakları, keyfiyetleri… inanın açlık grevlerinin talepleri, sizin koşullarınızdan ve taleplerinizden çok daha ağırdı ve orası mahpushaneydi ve açlık grevleri, ölüm oruçları eylemi bu ülkede henüz yıpranmamış yıpratılmamıştı.

 

Örgütlerin varlık mücadelesi verdiği, insan onurunun koruma mücadelesine kadar kemiğe dayanmıştı koşullar. Buna rağmen bir çok açlık grevleri ve ölüm orucunda sadece demokratik ve bir kısım siyasi (temsilcilik) haklar elde edildi. Buna karşı devrimciler yaşamlarnı yitirdi. Onlarcası sakat, hasta kaldı. Atılan taşın ürkütülen kurbağaya değip değmediğini de zaman gösterdi.

 

Sevgili Nuriye, yıllar önce okuduğum bir romanı hatırlattı yaşadıklarınız. Gabriel Garcia Marquez’in Kırmızı Pazartesi romanında geçiyor hikaye. Herkesin bildiği, hiç kimsenin engelleyemediği bir cinayet, herkesin gözleri önünde, kasaba meydanında işleniyordu.

Umarım, dünya kamuoyunun bildiği, milyonlarca insanın toplandığı vicdan meydanında cinayetleriniz işlenmez. Ve umarım hikayeniz Santiago Nasar’ ve kardeşlerinin hikayesine dönüşmez.

 

Sevgili Nuriye, değerli Semih, biliyor musunuz devrimci olduğumuzu düşünüyoruz ama bir çok konuda ve böylesi hayati durumlar karşısında bekliyoruz. Belkide korkuyoruz. Sizler ile ilgili düşüncelerini söylemiyor, belki de söyleyemiyor insanlar. Edilgen, pasif susuyoruz. Herkesin “yürü” dediği, “durun” diyemediği sessizliği yaşıyoruz. Sevgili Semih, belki de bu suskunluk hergün sizleri nicelik olarak ölmelerinize neden oluyor. Oysa sizlerin yaşama ihtimaliniz bile “durun” denilmesi için yeterli bir neden. Ben sizlerin yaşama ihtimalinizi seviyorum.

 

Değerli dostlar, lütfen kırın düşüncelerinizin zincirini. Yüreklerinizi çıkartın, korkmayın, yürekleriniz acımaz. Yüreklerinizi Semih ve Nuriye’nin yüreklerinin yanına koyun. Belki ölü toprağı kalkar üzerimizden. Birşeyler değişir belki..

Keşke bu mektubumu kulaklarınıza fısıldayabilsem.

 

Kelebekler Ölmesin

Previous Post

Grup Yorum üyesi Helin Bölek son yolculuğunda

Next Post

Siyasi mahpusları Korona`ya teslim eden iktidar

Memet Sönmez

Memet Sönmez

Bir yitik altın kuşak '78 li, sakıncalı vatandaştır. "Konserve" de yaşadı uzun yıllar. Her türlü okulu "konserve" de bitirdi. Bu nedenle "konservetuar" mezunu, alaylıdır. Görsel sanatçı, geri dönüşüm ve tasarımcıdır. Taşınır, taşınmaz eser restoratörüdür. Atık malzeme toplar, onları ahşapla birleştirir. Bir rivayete göre, onlarla konuştuğu, "deli" olduğu söylenir. Eski olanlarla değil, hikayesi olan eskilerle ilgilenir. Her çöpün çöp olmadığını düşünür. Gözü çöplüklerdedir. Onları tasarlarken hikayelerini de yazar. İlk yazılarına, ilk gençlik yıllarında İstanbul, Bakırköy sokak duvarlarına yazmakla başlar. Üzerinde parka, kafasında kapişon, boynunda atkı, yüzünü gizler; yakalanır, inkar eder, üzerine sıçramış boyalara rağmen. Polis de, herkes de onun yazdığını bilir. Ekspertiz den yakayı ele verir. Çünkü hep aynı imla hatasını yapar.

Yazarın Diğer Yazıları

AMERİKAN SARGISI: AMERİKAN EMPERYALİZMİ KÖYE GİRERSE
Manşet Haberler

AMERİKAN SARGISI: AMERİKAN EMPERYALİZMİ KÖYE GİRERSE

13/06/2026
Bern’de AB Mülteci Paktı protestosu: “Sınırlar ayırabilir, dayanışma birleştirir”
Avrupa

Bern’de AB Mülteci Paktı protestosu: “Sınırlar ayırabilir, dayanışma birleştirir”

13/06/2026
Buca’da Başkan Vekili Hüseyin Benzer oldu
Manşet Haberler

Buca’da Başkan Vekili Hüseyin Benzer oldu

13/06/2026
HSK kararnamesi yayımlandı: 4 bin 967 hâkim ve savcının görev yeri değişti
Manşet Haberler

HSK kararnamesi yayımlandı: 4 bin 967 hâkim ve savcının görev yeri değişti

13/06/2026
Avrupa’nın yeni duvarı
Manşet Haberler

Avrupa’nın yeni duvarı

13/06/2026
Bersiva Liederhalleyê ji îdiayên Diyar Dêrsim re: “RAKIRINA ALAYÊ DAXWAZA HUNERMEND BÛ”
Manşet Haberler

Bersiva Liederhalleyê ji îdiayên Diyar Dêrsim re: “RAKIRINA ALAYÊ DAXWAZA HUNERMEND BÛ”

12/06/2026
Next Post
Siyasi mahpusları Korona`ya teslim eden iktidar

Siyasi mahpusları Korona`ya teslim eden iktidar

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

AMERİKAN SARGISI: AMERİKAN EMPERYALİZMİ KÖYE GİRERSE

AMERİKAN SARGISI: AMERİKAN EMPERYALİZMİ KÖYE GİRERSE

by Ümit Özdemir
13/06/2026
0

Fakir Baykurt’un romanı, kır bekçisi Temeloş’un (Temel) Kızılköy izlenimlerini aktarmasıyla açılır. Sıradan bir yerleşim yeri olan Kızılköy ahalisi; Amerikan yardımları...

Bern’de AB Mülteci Paktı protestosu: “Sınırlar ayırabilir, dayanışma birleştirir”

Bern’de AB Mülteci Paktı protestosu: “Sınırlar ayırabilir, dayanışma birleştirir”

by Mehmet Murat Yıldırım
13/06/2026
0

Mehmet Murat Yıldırım/BERN AB’nin mültecilere yönelik yeni Göç ve İltica Paktı’nın yürürlüğe girmesi nedeniyle 12 Haziran’da Bern’de çok sayıda kişi...

Buca’da Başkan Vekili Hüseyin Benzer oldu

Buca’da Başkan Vekili Hüseyin Benzer oldu

by Sonhaber
13/06/2026
0

İzmir’in Buca ilçesinde, Belediye Başkanı Görkem Duman’ın tutuklanarak görevden uzaklaştırılmasının ardından başkan vekilliği seçimi yapıldı. Belediye Meclisi’nde gerçekleştirilen oylamada CHP’nin...

HSK kararnamesi yayımlandı: 4 bin 967 hâkim ve savcının görev yeri değişti

HSK kararnamesi yayımlandı: 4 bin 967 hâkim ve savcının görev yeri değişti

by Sonhaber
13/06/2026
0

Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun 2026 yılı Adli ve İdari Yargı Ana Kararnamesi yayımlandı. Kararnameyle yargı teşkilatında kapsamlı görev değişiklikleri yapıldı....

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik