Ne çok kadın görüyorum çevremde güçlü kadın olmanın ağır sorumluluğunu omuzlarında taşıyan. Her işi başarma konusunda otomatiğe bağlamış çalışıp duran… Her şeye yeten, her şeyin üstesinden gelen kadınlar… Eştir, annedir, evlattır, çalışandır, ev kadınıdır onlar… Eskilerin bir reklam cıngılını hatırlatırlar bana: Dört mevsim radyal* lastik PİRELLİ!
Ne büyük başarıdır bunların hepsini aynı anda olabilmek. Gururlanır, havaya girer; biraz daha yükseltirler çıtayı. Etrafındakileri hiçbir şeyden mahrum etmeden yaşarlar. Onlar, çıtayı yükselttikçe denetim altına alınması mümkün olmayan bir mükemmellik anlayışı çıkar ortaya. Bir de yapılanların her zaman takdirle karşılanacağına ilişkin kör inanç.
Yaptıkları üzerinde kimse kafa yormadığından olan biten doğal karşılansa da gizli bir hayranlığı hak ederler. El altında iş bitiren birilerinin olması her zaman iyidir ne de olsa. Tek başlarına bir ordu olmanın yaşamlarında nelere mal olacağını bilmezler çoğunlukla.
Yazgıları tektir. Varlıklarının en belirgin yönü, herkesten sonra gelmektir. Herhangi bir zaman bir şeyi yapmayı çok istediklerinde bile belli etmeyip rafa kaldırırlar. Ya zamanı değildir istemenin ya da yarın olmayan zamanlarda yaşamayı bilmezler.
Keyiflidir başlangıçta güçlü kadın olmak, kimseye eyvallah dememek. Kavanoz kapağı açamayan kadınlara karşı büyük üstünlüktür. Dudağının kenarında alaycı bir gülümsemeyle bakmaktır kendinden olmayana. “Biz o kadınlardan olmadık çok şükür! deyip küçümseyici bir bakış fırlatmaktır. Otuzlu yaşlardan kırkların ortalarına kadar sürer bu çılgınlık. Yıllar geçip de yaş ilerledi mi uzatılacak bir yardım eli arar gözler. Sonra bir şimşek çakar. Bu kadar sorumluluğu tek başına taşımanın anlamsızlığı çıkar ortaya. Yalnız unutulan bir şey vardır: İnsanlar, bir şeye alışmaya görsün, verdiklerinizi almasanız bile artık yapmıyor olmanız dehşete düşürür onları. Hizmetler karşılığında madalya takılacak yerde darbeler gelir beklenmedik biçimde. “Ne yaptın ki?” olur adı. Şaşkındır. Hayal kırıklığına uğramıştır. Gerçi bu nankörlük de olmasa hiçbir zaman göremez kendini aynada. Yıllarını başkaları için geçirdiğini anlamaz daha. O an aceleci bir telaş kaplar içini.
Aynaya bakar, aynada gördüğü bu kadın kimdir?
Ruhu nerededir?
Neleri sevmekte, nelerden hoşlanmakta, neler yapmak istemektedir?
Acaba geç mi kalmıştır bu soruları sormakta?
Belki kendisini treni kaçırmadan keşfetmenin sevinci içindedir.
İşte ben, tam da kırklı yaşlarımın başında bir gün
Aynaya baktım, içinden ben çıktım.
Sistem içinde görünmez kalan kadınlara sevgiyle…












