Salı, Ağustos 18, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Kadın

Güvenli ülke mi?

Rabia Baldemir by Rabia Baldemir
24/07/2026
in Kadın, Manşet Haberler, Yazarlar
A A
0
Güvenli ülke mi?
0
SHARES
479
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

Bir ülkenin “güvenli” olup olmadığına devletlerin yaptığı tanımlar değil; insanların gündelik hayatta nasıl yaşadığına ve nasıl öldüğüne bakılarak karar verilir.

Kadınlar ve çoçuklar için güvenlik nedir?

Trans birey/topluluklar için güvenlik nedir?

Etnik Kimliği nedeniyle ayrımcılığa uğrayan, ötekileştirilen ya da hedef gösterilen biri için güvenlik nedir?

Şiddetten ya da savaştan kaçan bir göçmen kadın için güvenlik nedir?

Dünyanın hiçbir yerinde toplumsal cinsiyet eşitliği tam anlamıyla sağlanmış değil. Erkek şiddeti sınır tanımıyor, cezasızlık politikaları ile devletlerin koruması altında adeta. Türkiye de bunun birçok örneği var. Delilleri yok etme, suçluyu koruma. Bunun en yakın örneği Gülistan Doku’dur. Kadınlar ve LGBTİ+ bireyler dünyanın hemen her yerinde ayrımcılığa, şiddete ve nefret suçlarına maruz bırakılıyor. Ancak bir ülkede yalnızca şiddetin varlığı değil; devletin bu şiddeti önleme iradesi, hukukun nasıl işletildiği, cezasızlık politikaları ve siyasal söylem de yaşam hakkını ve kalitesinin doğrudan belirler.

Tam da bu nedenle göç ve iltica hakkı yalnızca savaşlardan kaçan insanların meselesi değildir. Aynı zamanda toplumsal cinsiyete dayalı şiddetten kaçan kadınların, transların ve LGBTİ+ bireylerin yaşam hakkının güvencesidir.

Son yıllarda yalnızca Avrupa’da değil, dünyanın birçok yerinde otoriterleşme, yükselen aşırı sağ, milliyetçilik ve ırkçılık göç politikalarını giderek daha sert hâle getiriyor. Göçmenler, mülteciler ve sığınmacılar birer insan olmaktan çok, yönetilmesi gereken bir “sorun” ya da bertaraf edilmesi gereken bir “tehdit” olarak tanımlanıyor. Sınırlar her geçen gün daha da sertleştirilirken, geri gönderme mekanizmaları hızlandırılıyor ve iltica hakkı giderek daraltılıyor. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ise çoğu zaman bu politikaların dışında bırakılıyor; kadınların ve LGBTİ+ bireylerin maruz kaldığı şiddet, uluslararası koruma değerlendirmelerinde yeterince dikkate alınmıyor.

Irkçılık, cinsiyetçilik, homofobi ve transfobi birbirinden bağımsız değildir. Bunlar aynı siyasal aklın farklı yüzleridir. Kadınların bedenlerini denetlemek isteyen siyasetle göçmenleri tehdit olarak gösteren siyaset, transları ve LGBTİ+ bireyleri hedef hâline getiren söylemle farklı kimlikleri kriminalize eden anlayış aynı yerden beslenir. Hepsi, kimin korunmaya değer olduğuna, kimin dışlanacağına ve kimin haklara erişebileceğine karar verme iddiasındadır.

Oysa insan haklarının temel ilkesi tam tersini söyler. Hiçbir insanın yaşam hakkı; milliyetine, cinsiyetine, cinsiyet kimliğine, cinsel yönelimine, etnik kimliğine ya da göç statüsüne göre değişmez.

İstanbul Sözleşmesi de tam olarak bu nedenle göç ve iltica süreçlerine toplumsal cinsiyet perspektifini yerleştirir. Sözleşmenin 60. maddesi, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin uluslararası koruma başvurularında dikkate alınmasını ve iltica değerlendirmelerinin bu gerçeklik gözetilerek yapılmasını öngörür. 61. madde ise geri göndermeme ilkesini güvence altına alır: Yaşamı, özgürlüğü ya da fiziksel bütünlüğü ciddi risk altında olacak hiç kimse geri gönderilemez. Bu maddeler kadınlar ve LGBTİ+ bireyler açısından yalnızca hukuki düzenlemeler değil, yaşam hakkının korunmasının temel güvenceleridir.

Ancak bir sözleşmenin yürürlükte olması tek başına yeterli değildir. Asıl belirleyici olan, bu hükümlerin iltica süreçlerinde ve geri gönderme kararlarında etkin biçimde uygulanmasıdır. Bugün Avrupa’da giderek sertleşen göç politikaları, birçok ülkede toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin uluslararası koruma değerlendirmelerinde yeterince dikkate alınmadığına ve geri göndermeme ilkesinin giderek daha dar yorumlandığına ilişkin ciddi tartışmaları da beraberinde getirmektedir.

Bugün Türkiye üzerine yürütülen “güvenli ülke” tartışmaları da bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Kadın örgütlerinin yıllardır tuttuğu bağımsız kayıtlar, Türkiye’de erkek şiddetinin istisnai değil, yapısal ve politik bir gerçeklik olduğunu göstermektedir. Kadınlar evlerinde, sokakta, işyerlerinde öldürülüyor; şiddete maruz kalıyor; haklarında verilmiş koruma kararlarına rağmen yaşamlarını yitiriyor. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi ise kadınların ve LGBTİ+ bireylerin yıllar süren mücadelesiyle oluşturulan uluslararası koruma mekanizmalarından siyasi iradeyle darp edildiğini tanıklık ettik. Sadece kadınlar darp edilmiyor, onları koruyan sözleşmeler de aynı zihniyet tarafından darp ediliyor.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun 2025 yılı verilerine göre erkekler tarafından 294 kadın öldürüldü, 297 kadın ise şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Başka bir ifadeyle, yalnızca bir yıl içinde yaklaşık altı yüz kadın ölümü kadın örgütlerinin kayıtlarına geçti; bunların 294’ü kadın cinayeti, 297’si ise şüpheli kadın ölümü olarak kaydedildi.

Translar açısından tablo daha da ağırdır. Son yıllarda LGBTİ+ karşıtı söylem yalnızca toplumsal yaşamda değil, siyasal iktidarın dili içinde de sistematik biçimde yeniden her gün her alanda yeniden üretilmektedir. Translar nefret suçlarının, ayrımcılığın ve ekonomik dışlanmanın yanı sıra doğrudan siyasal hedef göstermelerin de muhatabı hâline getirilmektedir. Böyle bir ortamda Türkiye’nin kadınlar ve özellikle translar açısından koşulsuz biçimde “güvenli ülke” olarak değerlendirilmesi, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin gerçekliğini görmezden gelmektir.

Ancak mesele yalnızca Türkiye değildir.

Bugün Avrupa’nın birçok ülkesinde de kadın cinayetleri, aile içi şiddet, nefret suçları ve aşırı sağın yükselişi kaygı verici boyutlara ulaşmaktadır. Göçmen karşıtlığı giderek ana akım siyasetin parçası hâline gelirken, iltica hakkı da insan haklarının konusu olmaktan çıkarılıp güvenlik politikalarının konusu hâline getirilmektedir. Sınırlar güçlendirilirken haklar birer birer geri alınmakta, geri gönderme politikaları genişletilmekte ve mültecilerin yaşam hakkı siyasi pazarlıkların konusu hâline getirilmektedir.

Hiçbir kadın, hiçbir trans, hiçbir LGBTİ+ birey ve hiçbir göçmen; yaşamı, özgürlüğü ya da fiziksel bütünlüğü ciddi risk altında olacak bir yere geri gönderilmemelidir.

Çünkü insan hakları, devletlerin kimi korumaya karar verdiği yerde değil; din, dil, ırk, renk, cinsiyet ayrım yapılmadan herkesin eşit koşullarda yaşamını korunabildiği yerde anlam kazanır.

Tags: rabia baldemir
Previous Post

Asa, Korku ve İnisiyatif: Süleyman Kıssasından Kürt Siyasetine

Next Post

ARASTANIN GÜLLERİ-1

Rabia Baldemir

Rabia Baldemir

1974 yılında Adana’da doğdu. Çalışma yaşamına erken yaşlarda başladı. İşçi olarak edindiği deneyimler, sendikal mücadele içerisinde aktif görevler üstlenmesine ve emek mücadelesinde yer almasına zemin hazırladı. 2005 yılından bu yana mülteci olarak Avrupa’da yaşamını sürdürüyor. Avrupa’daki yaşamı boyunca Kürt Kadın Hareketi içerisinde aktif olarak yer aldı; kadın özgürlüğü, toplumsal eşitlik ve demokrasi mücadelesine katkı sundu. Feminist aktivist kimliğiyle çalışmalarını sürdüren yazar, yaklaşık beş yıldır Gazete Avrupa’da köşe yazıları kaleme alıyor. Yazıları Özgür Politika gazetesinde de yayımlandı. Çalışmalarında ağırlıklı olarak kadın mücadelesi, toplumsal adalet, demokrasi ve özgürlük konularını ele alıyor. Avrupa’da sürdürdüğü yaşamı boyunca feminist mücadeleye ve kadın özgürlük hareketine hem yazılarıyla hem de aktivist çalışmalarıyla katkı sunmaya devam ediyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Cezalandırılan Kadın Bedeni, Cezasızlık ve Kadınların Hafızası
Manşet Haberler

Cezalandırılan Kadın Bedeni, Cezasızlık ve Kadınların Hafızası

18/08/2026
Avrupa’nın İnsan Hakları Sınırları
Kadın

Avrupa’nın İnsan Hakları Sınırları

08/08/2026
Next Post
ARASTANIN GÜLLERİ-1

ARASTANIN GÜLLERİ-1

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Cezalandırılan Kadın Bedeni, Cezasızlık ve Kadınların Hafızası

Cezalandırılan Kadın Bedeni, Cezasızlık ve Kadınların Hafızası

by Rabia Baldemir
18/08/2026
0

Paula Maier’in anlattığı cinsel saldırıyı yalnızca gözaltında gerçekleşmiş bireysel bir saldırı olarak ele almak, yaşananın politik niteliğini eksiltir. Burada bir...

ABD-İran hattında ateşkes çıkmazı: Tahran’dan “tam saldırı” tehdidi

ABD-İran hattında ateşkes çıkmazı: Tahran’dan “tam saldırı” tehdidi

by Sonhaber
18/08/2026
0

ABD ile İran arasında haziran ayında varılan geçici mutabakatın 60 günlük müzakere süresi, kapsamlı bir anlaşmaya ulaşılamadan sona erdi. Washington...

İzmir’de taşeron işçiler yeniden eylemde: İş bırakma gündemde

İzmir’de taşeron işçiler yeniden eylemde: İş bırakma gündemde

by Sonhaber
18/08/2026
0

İzmir Büyükşehir Belediyesine bağlı modüler tuvalet ve bebek bakım alanlarında çalışan taşeron işçiler, çalışma düzenlerinin değiştirilmesi talebiyle Kültürpark’taki belediye holleri...

Asgari ücret mutfağa yetmiyor: Açlık sınırı 49 bin 556 lira

Asgari ücret mutfağa yetmiyor: Açlık sınırı 49 bin 556 lira

by Sonhaber
18/08/2026
0

Büro Emekçileri Sendikası Araştırma Merkezi’nin ağustos ayına ilişkin çalışması, ücretlerle temel yaşam giderleri arasındaki makasın büyüdüğünü ortaya koydu. BES-AR’ın gıda...

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik