Halk Günü Gelince Sokağa Çıkar!

HomeTürkiye

Halk Günü Gelince Sokağa Çıkar!

 

Olduğu Gibi Diyaloglar-2

Cengiz Türüdü&Naim Kandemir

 

Naim- 9 yıl sonra Gezi Davası’nda yargılananlardan Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet ve 7 kişiye de 18’er yıl hapis cezası verildi mahkemede. Siyasal İslamcılar iktidarlarının başlarında askeri vesayet lafını ağızlarından düşürmezlerdi. 20 yıllık iktidarlarının sonunda adeta vesayet altında olmayan kurum kalmadı.

9 yıl sonra ibretlik olarak verilen cezalar bir yönüyle sınıf kinini gösteriyor. Eskiden burjuvazi sınıf kinini cuntalar aracılığıyla kustururdu. Cuntalı yıllarda hukuk dümdüz edilirdi. 20 yılın sonunda boynuz kulağı geçti. Cunta mahkemelerinde bile alınan kararlar mevcut yasalara uydurulmaya çalışılırdı… Biçimsel de olsa, hukuk kaygısı vardı.

Cumhuriyet tarihinin en kitlesel eyleminden korkan egemen güçler gözdağı vermek ve bir daha o kâbusu yaşamamak için Kavala ile birlikte 8 kişiye ceza yağdırdılar. Sanki bazı kurumlar emirlerine amade.

Verilen bu mahkumiyet kararlarının bir diğer yanı da yaklaşan seçim. En azından Cumhurbaşkanlığı seçimini birinci veya ikinci turda alabilmek için yapılan planın bir parçası olması. Bu planın detaylarını bugün için bilmesek de yaşayıp göreceğiz. Bu çerçevede neler söylersin?

Cengiz- Türkiye’de Gezi Davası yargılaması, faşistlerle siyasal İslamcıların koalisyon halinde iktidarı sürdürdüğü dönemde oldu. Neydi Gezi? Türkiye Cumhuriyet tarihinde gericiliğe, ilkelliğe, cehalete, faşizme, yer yer kapitalizme karşı bir başkaldırıydı. İnziva Diyalogları’nda dediğimiz gibi Cumhuriyet tarihinin en kitlesel başkaldırısı, isyanıydı.

Siyasal İslamcılar ve faşistler; bu demokratik, barışçıl, aydınlanma, laiklik, uygarlaşma başkaldırısını kendi varoluşlarına bir tehdit olarak algıladılar. Siyasal İslamcılarla faşistler hukuksal değil, rövanşist mantığa sahipler ve böyle hareket ettikleri için bunu kine, intikama dönüştürdüler. Yani; madem bize karşı ayaklandınız, bizden hesap soruyorsunuz, bizi eleştiriyorsunuz, bizi tehdit ediyorsunuz; biz de size bunları yaparız, demek için bu cezalar yağdırıldı Gezicilere. Bu bir intikam cezası. Bu bir hukuki ceza değil. Hiçbir mahkeme bugüne kadar bir suç delili bulamadı, kimseye ceza veremedi. Defalarca beraat etmiş bir davanın tekrar görülüp cezaya dönüştürülmesi ve birine de müebbet verilmesi bunun bir hukuki yargı olmadığını, bunun bir siyasi yargı olduğunu ve siyasal yargının temelinde intikam, kin ve rövanşizm mantığı olduğunu gösteriyor.

Bu yargılama bağımsız yargı kararından daha çok, siyasal İslam’ın kendi iktidarını, gücünü topluma dayatmak istediği bir yargılama oldu.. Türkiye’de aydınlanmacı, laik, ilerici insanların hareketlerini, hamlelerini cezalandırmak için yapılmış bir yargılama. Bu bir siyasal İslam yargılaması. Hukuki bir yargılama olarak bakamayız buna. Siyasal İslam’ın semboller üzerinden- ki Gezi’nin sembolleri bu isimler- Gezi’yi cezalandırması. Kendi varoluşunu tehdit eden bir başkaldırıyı cezalandırması, rövanş, intikam alması. Özü bu. Yargılama değil, yargısız infaz yapma.

Biliriz, siyasal İslam’ın genel politik bir stratejisi vardır. Siyasal İslam politik hamlelerini, manevralarını semboller üzerinden yapar. Örneğin; Ayasofya Camii, camiler, Bayram Namazı, Cuma Namazı, İstanbul’un Fetih Günü üzerinden yapar. Bu da bu stratejisinin bir parçası. Türkiye aydınlanmacılarına, laiklerine, Cumhuriyetçilere, solculara; başınızı ezeriz mesajı, göz dağı; sizi hapislerde süründürürüz, yanınıza bırakmayız mesajı vermek ve bu mantığı, psikolojiyi yerleştirmek ve Gezi’de kaybettiği psikolojik üstünlüğü tekrar ele geçirmek ve Gezi travmasından kurtulmak için, onu telafi edici bir mekanizma olarak yargıyı kullanmak, yargı aracılığı ile başkaldırıyı cezalandırmak ve bunu semboller üzerinden yapmak.

Naim- Bu kararlar, sindirilmeye çalışılan toplumsal muhalefeti iyice kötürümleştirir mi, yoksa ters mi teper?

Cengiz- Toplum bu semboller üzerinden cezalandırmayı anlıyor. Bunlar gizemli değil, algılanabilir semboller. Bunların siyasal ufku gelişmediği için, bilinçli gibi davransalar da bilinçsizce davrandılar. Gezi’yi cezalandırmak yaklaşık katılan 10 milyon insanı iktidarın karşısına dikmek demek. Yargıya güvenin sarsılması, yargının yandaş, taraflı bir yargı biçiminde algılanmasına yol açacak bir sonuç bu. Aynı zamanda Gezi ile irtibatlı 10 milyon insanın, bu kendilerine yönelik cezalandırma eylemine karşı tepki geliştirmesini sağlayacak. Siyasal İslam’ın bu rövanşist, kindar, intikam duygusu ve kararları 10 milyon Gezici’de bir öfke yaratacak. En gelişmiş insanın doğasında bile kısas duygusu vardır.

Naim-  Aslında olanlara bakıp; iktidarın ekonomiyi, dış politikayı, eğitimi, sağlığı ve benzerlerini getirdiği seviye neyse, hukukun da o seviyede olmasında bir anormallik yok, denilebilir. Bu doğru da, ülkenin ve halkın katlanma sınırı, istiap haddi dolmadı mı?

Cengiz- İstiap haddinin dolduğunu seçimde göreceğiz. Ceza alan Geziciler bunları seçimde cezalandıracak. En demokratik, anayasal hakkını kullanmış insanlar, bunlar sanki şiddet eylemcileriymiş, sanki terör yapıyorlarmış gibi teröristlikle suçlanıyorlar. Taşeron olmakla, birtakım lobilerin aparatları olmakla suçlanıyorlar. Bu, 10 milyon insanı ve bütün bir toplumu rencide ediyor.

Aşağılama faşizmin klasik yöntemlerinden biridir. Halkı, muhalefeti, aydınları aşağılamak, haysiyet cellatlığı yapmak; bu muhaliflerin, aydınların, demokratların onuruna saldırmak faşizmin klasik yöntemlerinden birisidir ve faşist anti-komünist psikolojik savaş aygıtının temelini bu duygu oluşturur.

Tek yanlı değil, sonuçları ile beraber bir bütünlük içinde düşünmemiz gerekiyor. Gezi kararları bir rövanşist sonuç. Fakat sonucun da yarattığı bir sonuç var. Umudumuz bu ikincisinde. Cezalandırılan 10 milyon insan bir tepki gösterecek buna. Er veya geç, şöyle veya böyle; mutlaka bir tepki gösterecek.  Bunlar kendilerine kuyu kazdılar, farkında değiller. Cahilliklerinden siyasetin doğasını bilmiyorlar. Ne yapacaklarını şaşırmışlar. Pervasızlıkları şaşkınlıklarından geliyor. İradelerini yitirdiler.

Naim- 2013’te birkaç ağaç ve Gezi Parkı için ülke çapında 10 milyona yakın insan ayağa kalkmışken geçen 9 yılda ülkenin ve halkın sorunları ayyuka çıkıp halkın yüksek enflasyon yüzünden günlük yaşamını sürdürmekte ciddi olarak zorlandığı bugünlerde iktidar hangi sübaplara sahip ki basınç onu bir türlü rahatsız eder hale gelmiyor?

Cengiz- Stabil gibi görünen bu durumu ideolojik aygıtları kullanarak, kitleleri endoktrine ederek, kitleleri bilinçsizleştirerek, iradesizleştirerek kendine kitle tabanı yaratıyor, gücünü buradan alıyor. İradesizleştirilmiş, bilinçsizleştirilmiş, cahilleştirilmiş, eğitimsiz kitlelerle, sadaka ekonomisiyle, rüşvetlerle, baskıyla, korkuyla, şantajla kendilerine taban yaratıyorlar. Bir korku iklimi yaratıyorlar. Bu iklim etrafında bu işleri yapıyorlar.

Bunun böyle olması kitlelerin bunu unuttuğu anlamına gelmez. Bu baskılar, enflasyon, geçim derdi, işsizlik, çocuk gelinler, gençlik, işsizlik, kadın, işçi intiharları; bütün bunları sanılmasın ki halk unutuyor! Bütün bunlar bir tarafa kaydediliyor. Halkın hesap sorma şekli küçük burjuvazi gibi değildir. Halk acele etmez, halk zamanı gelince, hesap sorması gerektiği gün hesap sorar. Halkın böyle bir olgunluğu, böyle bir sağduyusu vardır. Örneğin Gezi olmadan önce Türkiye’de yaprak kıpırdıyor muydu? Ne oldu? Birden bire bir kıvılcım çakıldı, halk günü geldi diyerek sokağa çıktı. Halk günü gelince sokağa çıkar. Kimseye sormaz, kimseden destur istemez.

Sanmasın kimse ki bu enflasyon, yandaşı zengin etme, fakiri daha fakirleştirme, fakirden alıp zengine aktarma, zengine kâr-servet transfer etme, fakirlere porsiyonu küçültün deyip sarayda 550 çeşitlilikte milyarlık sofralar kurma, kralları bile kıskandıracak lüks iftar sofraları hazırlatma; sanılmasın ki halk bunları görmüyor ve unutuyor! Bunlar hep bir tarafa not alınıp, kaydediliyor. Bu haksızlıkların, adaletsizliklerin, hukuksuzlukların, pervasızlıkların, şantajların, hakaretlerin, küfürlerin bir gün hesabını halk soracak. Bunu herkes bir tarafa yazsın!

26 Nisan 2022

Çanakkale- İstanbul

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments