Korkut AKIN
A. Serkan Aka, “eşyaların canlılığına ve kulak verilmeyen seslere dair” bir sergi açtı Schneider Tempel’da. Çoğunlukla kullanılmış gündelik eşyalardan yerleştirmeler ve ses heykelleri yapmış. Elinizden düşüp kırılan bir seramiğin veya porselenin, cam da olabilir, çıkarttığı ses pek sevimli olmasa gerektir. Bir yandan kırılmasına mı yanarsınız yoksa içindeki olası çaya, yiyeceğe ve verdiğiniz emeğe mi, içiniz acır… Ama Aka’nın yerleştirmesiyle seramik parçalarının birbirine dokunmasıyla çıkan sesler belli bir ahenk oluşturuyor. Bir müzisyen çok da çarpıcı, hepimizin keyifle dinleyeceği bir ezgi yaratabilir. O müziği dinlerken, aklınıza ne kırılan kabak çanak ne de parçalanmış seramik gelecektir; yani en azından müziğin sizi götürdüğü yeri, yaşattığı düşü yaşayacaksınız.
A. Serkan Aka, resim, heykel ve tasarımlar yapıyor. O anda neyi bulmuşsa, neden yararlanabilirse, onu değerlendirerek; ağırlıklı olarak iç mekân ve aydınlatma tasarımlarıyla sürdürüyor yaşamını. Schneider Tempel’daki sergisi, biraz geciktim, bağışlayın, bitmeden neler düşlediğini, neler yaptığını görmeniz için bir fırsat. Bir balon var mesela, iğne dokundu dokunacak… Korkuyorsunuz patlatacak diye. İlginç olanı ise iğne havada duruyor, düşmüyor. Evde belki zor ama bir işyerinin girişinde, gelen gidenin arasında olsa, eminim ki, şirketin, yaptığı işin, insana ve yapılanlara verdiği değerin göstergesi olur.
Aka’nın bir çalışmasında, taşlar hem hareket ediyor hem de ses çıkartıyor yaklaştığınızda. O çalışmayı görenlere sormak isterdim aslında, “ne düşündürdü size” diye. Toplumsal yaşamı, mahalle baskısını, ama en çok da ekip çalışmasını çağrıştırdı bana. Taşlar birbirlerine değdikleri, birbirlerinin seslerini çoğalttıkları için, yani bir arada oldukları için oluyor bunların hepsi. Sonrası… sonrası size kalmış; ister Erzincan’daki maden cinayetine, ister Akbelen ormanlarının katledilmesine, ister depreme ister seçimlere bağlayabilirsiniz.
Yaratıcılığın sınırlarının olmadığını görüyoruz sergide en çok. Aka, hepimizin bildiğinin tersine yayı sürtmek yerine tellere, telleri dolaştırıyor yayın üzerinde. Adına ister keman deyin ister kemençe isterse ıklığ, ses bambaşka çıkıyor öyle olunca. Bir de damacanalar var, içi su dolu… ama onu anlatmayayım, sizin de oynayabileceğiniz, çıkartacağınız seslerle yepyeni ezgiler oluşturabileceğiniz sesler…
Girişte ifade etmeye çalıştığım gibi seramik parçaları, taşlar, eski damacanalar ve yapay(!!!) keman atık eşyaların da canlı olduğunu, her şeyin sesinin olduğunu (sahi, uzay boşluğunun sesini de kaydetmişlerdi ve gerçekten çok ilginçti) bir kez daha fark edecek ve o farkındalıkla bakacaksınız yaşama, tabii isterseniz.
Havada
A. Serkan Aka
Yerleştirme ve ses dünyası
Schneider Tempel Sanat Merkezi, Felek Sk. N:1 Karaköy
1 Şubat – 3 Mart tarihleri arasında gezilebilir…













Son derece ilginç, merak uyandırıcı, bilgi verici bu yazılarını çok beğendim arkadaşım, yelpazen geniş hele dil ve anlatım zenginliğin muhteşem👏