Teknolojinin geldiği bu seviyede hemen her şeyi evden yapabiliyoruz. Başta “evden çalışma” olarak nitelenen, artık işyerine, ofise gereksinim duyulmayan yeni sistem. Ekmek almak için olduğu gibi yemek için de dışarı çıkmak gerekmiyor, bir tuşla getiriyorlar kapınıza. Kütüphanelere de gitmeniz gerekmiyor araştırma için, internet denilen büyülü oyuncak (sınırları da kaldırdı, komünist mi dersiniz) hiç bilmediğiniz dildeki kaynakları bulup çıkarıyor önünüze, yetmiyor bir de dilinize çeviriyor. Ancak… Ancak bir şeyi yapamıyor bu teknoloji, ne kadar gelişirse gelişsin yapamayacak da… Gezme, görme muhakkak ve sadece size kalıyor.
Işıl Özgentürk, benim çocukluk kahramanım, asistanı olmayı düşlediğim bir yazar. O nasıl bir anlatım, o nasıl bir akıcılık, o nasıl sıcak, sımsıcak cümleler. Asıl önemlisi de ayrıntılara boğmadan, merakınızı arttıracak (aslında gideren de aynı zamanda), sizi heveslendirecek metinler… Işıl Özgentürk, kendine düşeni yapmış yine. Uzun zamandır özlediğim(iz) o akıcı anlatımıyla bizi gezdiği yerlere taşıyor “sırt çantasında”. Tabii ki, yeterli değil, yetebilmesi ancak sizin de sırt çantanızı hazırlayıp yola çıkmanız gerekiyor. Belki planlarsınız, belli mi olur, yolumuz kesişebilir bir yerde…
Özgentürk, biz okurların kulağına kendi yolculuklarını fısıldıyor. Bulduğu kitaplardan, filmlerden gideceği kıtayı, ülkeyi, bölgeyi, kenti işaretleyip düşler kuruyor ve kendini orada hayal ediyor en başta. “İnsanın her gittiği yere kendisini de götürmesi” zorunluluksa -ki, öyle olmalı- atıyor kendini dışarıya, sırlarını dinliyor sokakların. Hiç belli etmeden birtakım ipuçları veriyor gezmek isteyenlere… Uçakların acil çıkış kapılarındaki boşluğa havlu serip uyuyabileceğinizi (kendisi öyle yaparmış) söylüyor. Ben uzun bir yolculukta değil, yurtiçi bir uçuşta denemeye kalktım, hostesler başıma üşüştü… demek ki, Türkiye için uygun bir davranış değil ya da Işıl Özgentürk olmalı insan, hem kendini savunsun, özgüvenle hem de anında laf yetiştirsin ilgililere…
Sekiz bölümde Latin Amerika (Bolivya, Şili, Peri), Afrika, İran, Uzak Doğu (Bang Kok, Phuket, James Bord Adası), Orta Avrupa (Saraybosna, Mostar Köprüsü, Hırvatistan, Bir dünya kenti New York, Moğolistan ve Küba izlenimlerini anlatıyor; her yerde her şekilde eğlenmenin gerekliliğini vurgulayarak.
Güney Amerika’ya ulaşmanın zorluklarını, bir yerden bir diğerine geçmek için yerel uçaklarla defalarca uçmanın gerekliliğini ve o kaygıyla neleri ne kadar yapabildiğini veya yapamadığını anlatarak başlıyor. İndiği La Paz’da, Pinochet’in adamı olarak nasıl suçlandığını anlatırken ondan ne kadar nefret ettiğini, Allende için bir dakikalık saygı duruşunda bulunduğunu da…
Olumlu her gelişmeyi Che’ye mal eden ve güne Che’ye dua ederek başlayanların arasında, Bolivya’da yaşadıkları da ilginç. Ama benim de ilgimi çeken, bu kadar çok sınırın yani devletin olduğu kıtada insanların aynı danslarla aynı kültürün devamı olmaları… En güzeli de, bir toplu ayinde, çocuksu gülüşleriyle herkesin kendi rengini bulup üzerine geçirmesiyle oluşan renk cümbüşü…
Size bırakıyorum…
Öyle çok, öyle şirin, öyle ilginç ayrıntılar var ki Işıl Özgentürk’ün aktardığı… altı çizilmemiş satır yok sanki kitapta. Ancak hepsini aktaramam ki, siz kitabı okumalısınız. Güney Amerika’da yazılı hiçbir tarihi belgenin bulunmamış olması mesela, ilginç değil mi? İnkaların korumak amacıyla göle attığı “Güneş Diski” yerine araştırmacıların altı metre (yanılmıyorsunuz değil mi, Işıl Hanım)boyunda hep derinlerde yaşayan bir kurbağa bulması… Genç bakire kızların öldürülüp gömülmesinin erkek egemen bir kültür olduğu… Haksızlıklara, usulsüzlüklere itiraz eden Vatikan rahipleri Güney Amerika’ya sürülmüş, buna da bağlı olarak daha bir uygar din anlayışı egemen orada.
Japonlar onurlu diye bir Japon’u başkanlığa getirenler, aynı haksızlıkların, yolsuzlukların sürdüğünü hangi ülkede görmüşler dersiniz?
Mısır’da saldırıya uğrayan turist kafilesinden 78 kişi ölmüş, sonra kimse Mısır’a gitmez olmuş. Peki, ne yapmışlar da yeniden çekmeyi başarmışlar? Bizde de yapılabilir mi?
Afrika’da safariye çıkanlarla aslanların “yer değiştirmesi” nasıl bir duygu”, sahi kim kafeste? Aynı okulda, hatta aynı sınıfta oldukları halde Müslüman çocukların diğerlerinin oyunlarına katılmamasının nedeni ne olabilir, sizce?
Aktarmak istediğim o kadar çok şey var ki! Che’nin anıt mezarı, Fidel’in gücü, Mostar Köprüsü, Moğol çadırlarında yaşam, dere tepe düz giderken dağların doruklarında bulutlara üstten bakmak…
Ama bir cümleyi taşımadan bitirmeyeceğim. “İnsanların gerçekten özgür olabilmeleri için mutlaka bir aşk deneyiminden geçmeleri gerekir.” Hangi ülkede, kimler söylüyor bu sözü, bulmak sizin hevesiniz olsun.
Haydi, Yola Çıkıyoruz
Işıl Özgentürk
Gezi, Anı, Belge
Remzi Kitabevi, Kasım 2024, 191 s.












