Helikopterden Atılınca Kalpleri Kırılan Kürtler

 

Kürtleri helikopterlerden attınız, Kürtler incindi. (Ahmet Davutoğlu/ Eski başbakanlardan)

Mazlum Çetinkaya

 Trendyoldan ısmarlanan bir tripota takıldı ülke.

Bir cep telefonuyla çekilen ve her şeyi alt üst eden videolar…

Vaaah vah!

Bir taraftan Pekeristler diğer taraftan da ona karşı olan, olduğunu söyleyen, devlet adamları!

Elinde silahla pozlar veren taraftar bir öğretmen, hem de din kültürü öğretmeni! Bu öğretmen kendi öğrencilerinin yüzüne nasıl bakıyordur acaba, akşam olup eve gittiğinde ya, evlatlarının gözlerine bakabiliyor mu?

Yıllardır bizlere terörist muamelesi yapanlar; KHK’ler ile bizleri ihraç edenler, kanımızla duş almanın sözünü verenler, ağaç kökü yiyin diyenler, bizleri vatandaşlıktan çıkaranlar ve daha neleeer neler…

Bakın elimizde hiçbir silah olmadı bizim ama yüreğimizi silah gibi tuttuk hep, siz ondan korktunuz, titrediniz de.

Biz, silahların kaç metreden kimleri nasıl vuracağını bilmeyiz ama kalemin nereden ne getireceğini biliriz, siz korktunuz kalemlerden de.

Biz, silahların markasını bilmeyiz ama arkasında durup o silahın tetiğine parmak olanları iyi biliriz, tetik sizin parmaklarınızla vicdanınız arasında olduğu halde yine de korktunuz / korkuyorsunuz, tıpkı Filistinli bir çocuğa silah tutan bir Yahudi askeri gibi korkuyorsunuz, elleriniz titriyor.

Bizde; Ceylan’ın, 2009’da bir havan mermisi ile vurduğunuz 12 yaşındaki Ceylan’ın gözleri var, sizde de o havan topunun vicdanı…

Nehirlerde boğulduk biz, sizin merhametsizliğinizden kaçarken boğulan Maden ailesinin o üç küçük çocuğuyduk, o çocukların en küçüğüydük yani Feridun Maden’dik, yaşımız 7 idi,  bizde cesaret vardı, ya siz de!

Bugünden yarına büyük bir hikâyedir bu yaşadıklarımız, bugünden bu hikâyeleri sizin vakanüvisleriniz yazıyorlardır mutlaka. Yazsınlar da. Yazsınlar ki ileride bu hikâyelerimiz sizin çocuklarınıza da, torunlarınıza da ders olsun, sizlere de dert kalsın.

“Oğlumun Hikayesi / Korkak Titrer Cesur Savaşır” Tsena Çonos ‘un bu kitabını yıllar önce okumuştum. Kitap, genel olarak 1920-1943 yılları arasında “faşizm” ve “sosyalizm” çatışmasında sosyalizm tarafında olan Bulgar bir ailenin yaşadıklarını kapsamaktadır. Aile sosyalisttir ve sahip oldukları üç evlatlarını da bu şekilde yetiştirmektedirler. Sürgün ve çeşitli sebeplerle Atina ve Odessa’ya göç ederler, daha sonra vatana yani Bulgaristan’a dönerler. Tüm bu süreçte anne, oğullarının davranışlarının, ailelerine, arkadaşlarına, öğretmenlerine ve çevreye karşı olan tutumlarının ve düşüncelerinin gelişim ve değişimini birbirlerine kıyasla değerlendirmektedir kitapta.

Annenin “Oğlumun Hikâyesi”nde anlattığı; mertliği, dürüstlüğü, kitaba ve yoksul halka olan düşkünlüğü ve ileride de büyük bir partizan olarak diğer kardeşlerinden farklı olacak olan oğlu Boyan, bilgiye aç, okumaktan yılmayan, paylaşımcı, ılımlı, mütevazı, derslerinde de başarılı, örnek alınan, çevresinde sevilen, evin ortanca çocuğudur.

Annesi oğlu Boyan’ı anlatırken “…Oğlum, onu götürenlerden bir karış daha uzundu. Sakin ve geniş adımlarla ilerliyordu. Ötekiler, ona yetişebilmek için koşarcasına yürüyor, bellerindeki tabancaları gülünç bir şekilde sıçrıyordu…”

Tıpkı bizim Cumartesi Anneleri gibi anlatıyor Boyan’ı annesi.

Yıllardır çocuklarının mezarlarını bulma çabasındaki bizim annelerimiz gibi.  Yani yıllar önce cumhurbaşkanının sözler verdiği ama çocuğunun mezarını bile bulamadan ölen Berfo ana gibi anlatıyor sanki Boyan’ı annesi…

Oysa “derin memetler” yeniden iktidar oluyorlar, olmak çabası veriyorlar, o Peker’in tripotından dökülenlerin arka planında bu var aslında.

Yıllarca ne acılar çekti bu halk/ halklar.

Boralarda, soğuk ve karanlık gecelerde, ev baskınları, gözaltında kayıplar, cezaevleri…

Hayatı ve özgürlüğü candan sevenler ve bunun için yılmadan cesurca mücadele edenler…

Oysa biz de bütün insanlar gibi suyun, yeryüzünün ve hayatın ıssız serinliğinde bir ömür sürmek istiyorduk herkes gibi…

Dün eski bir başbakan ve şimdinin de bir parti lideri olan Davutoğlu, içişleri bakanına gönderme yaparak mafya devlet ilişkilerini sözde açıklarken “Kürt vatandaşlarımızı helikopterlerden attınız, Kürtler incindi, kalpleri kırıldı” diyor. Muhalefet liderlerinden biri olarak Davutoğlu, sanırım helikopterden atılmayı da bize az görüp yakıştırmıyor, kalplerimizin incindiğini söylerken!

Haklısın dedim içimden, haklısın!

Evet Davutoğlu! Kürtler helikopterden atılınca sadece incinirler! Kürtler helikopterden atılınca sadece kalpleri kırılır!

Değil mi?

Kürtlerin ciğerleri patlamaz, boyunları kırılmaz, bedenleri parçalanmaz öyle mi?

Hâlâ bu halkın acılarıyla alay eden bir dil, bir üst dil, nasıl da konuşuyor eski başbakan! utanmaz bir dille nasıl da konuşuyor!

Şimdi bu eski başbakanın sözleri ile dün elinde silahla poz veren şu pek Müslüman Din Kültürü öğretmeni arasında ne fark var Allah aşkına!

Bu nasıl bir adalet terazisidir!

Ama unutmayın!

Unutmayın ki, ayarını bozduğunuz bu kantar gün gelir sizi de tartar.

 

 

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x