Hıdır Eren`le Zazalar ve Zaza’ca üzerine söyleşi 2.Bölüm Akın Sabur / Semih Öz/ Baran Gül

HomeSöyleşi

Hıdır Eren`le Zazalar ve Zaza’ca üzerine söyleşi 2.Bölüm Akın Sabur / Semih Öz/ Baran Gül

Akın Sabur / Semih Öz/ Baran Furkan Gül

 

-Zazaların ekonomik ve kültürel üretimleri nelerdi?

Hıdır Eren: Öncelikle şunu belirtmek lazım, Zazaların savaş ganimetleri var ve yerleşik yaşıyorlar. “Zaza Tıraşı” diye birşey vardır, saçlar kesilmiştir önden uzatılmıştır. Örgüler kulağın arkasından geçirilmiştir. Babam anlatırdı pulluk (perçem, kakül) derdik biz onlara… Bizden önceki kuşakta onu uzatırlardı, sağ kulağın arkasından aşağıya sarkıtırlardı. Savaşçı toplumlara bakarsanız bunu görürsünüz. Arkadan uzatıp örmüşlerdir, önden uzatıp örmüşlerdir. Savaş ganimetleri ve bunun yanında hayvancılık yapıyorlar. Meşenin olduğu yer hayvanların yetiştirilmeye müsait olduğu alanlardır. İşte varsa bahçe tarımı. Buğday ve arpa gibi üretimler.

-Kültürel olarak ne üretiyorlardı ?Mesela halı dokuma veya resim gibi…

Hıdır Eren: Evet onlar var. Biz “cacım” deriz, “astır” deriz. “ehduni” ve ya “saku” deriz. Saku sırtlarına örttükleri, tamamen el işidir. Küçük çıkrık tezgahlar vardır. Onları evin bir yerine kurarlardı. Biz görürdük, iki kadın karşılıklı dokurlardı.

 

 

-Zazalar hiçbir zaman yönetimde olmadılar dediniz.Osmanlı ile Cumhuriyet arasında bir karşılaştırma yaparsak ne diyebilirsiniz?

Hıdır Eren: Osmanlı’da Beyazıd’a kadar bir sorun yok ama iktidarı Sünni ideoljinin ele geçirmesiyle Neredeyse Şeyhülislamların tamamı Alevilere dair fetvalar veriyor. Katlivacip fetvalar yayınlıyorlar. Böyle bir süreç söz konusu. Cemlerde Hristyanlıktan beri gelen süreç vardır. Bu Osmanlı’da da devam eder. Gözcü vardır. Bu güvenliği sağlar. Fakat öbür yandan camilerde bu yoktur. Ama Abdülhamit’e kadar gelen süreçte Abdülhamit daha farklı bir politika izlemeye başlıyor. Özellikle Kürtlerden alay kuruyor ve aşiret mektepleri oluşturuyor. O aşiret mekteplerine Dersim’den de öğrenci götürülüyor. Bizim idam edilen mebusumuz o mektepten mezundur. Cumhuriyete geçiş sürecinde ilk etapta Cumhuriyeti oluşturacak kadrolar destekleniyor. Kurtuluş Savaşı dedikleri dönemde -Ki ben buna kendimce “birliği oluşturma” süreci diyorum- dışarıda kimle savaşmışlardır? Yani içeride, özellikle batıda Çerkeslerle savaşılmış. Yukarıda, yani Karadeniz boyunca Pontus Rumlarla savaşılmış. Şafii Zazalarla savaşmış, yukarıya gelmiş Alevi Zazalarla savaşmış. Kendine Misak-ı Milli dediği sınırlar içinde bir birlik oluşturmaya çalışmış. Ulus dediğiniz şey siyasi bir projedir. Ulus kendiliğinden oluşmaz. Ulus, siyasal projedir. Devlet oluşturur. Devlet oraya siyasal bir proje sunar. Bir ulus oluşturmaya çalışır. Yani, uluslaşmanın süreci kanlı başlamıştır o an. Sonra daha farklı şeylerle; okullarla, yollarla, köprülerle devam etmiş. Eğitimi yaygınlaştırarak bunu oluşturmuş. İlk dönemde ise Osmanlı yenilmiş, yeni bir örgütlenme var, kongre yapılıyor. Erzurumda yapılan kongrede Doğudaki ve Batıdaki halk birleşecek, hem ülkeyi kuracak hem Hilafeti kaldıracak. Hilafete son vermek Alevi Zazalar için müthiş bir şey dolayısıyla destekliyor. Bazı kitaplar Erzurum’dan Sivas’a geçerken Dersimlilerin yardım ettiğini yazar. Koruma yapılıyor.

-Cumhuriyet demişken iki olay var. Biri Şeyh Said olayı diğeri ise Dersim Katliamı. Şeyh Said olayı resmi görüşlere göre hilafet içinde değerlendiriliyor. İngiliz kışkırtması denir. Bir de Dersim mevzusu vardır. Onu da bir asayiş sorunu olarak gösterir. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?

Hıdır Eren: Az önce bahsettiğim ulus politikası doğrultusunda, Misak-ı Milli sınırları içindeki tüm halklar silah zoruyla da olsa uluslaştırılıyor. Müslümanları Türk ulusu içine dahil ediyor. Hristiyanları ise dışlanıyor. Yabancı-düşman unsur olarak ilan ediliyor. Öyle ki; Türk olup Hristiyan olanları da Nüfus Mübadelesinde gönderiyor.

Bakarsanız Rum-Pontus katliamı… 1919 Samsun’a çıkış hikayesi başkadır. Oradaki olay Rum-Pontus olayıdır aslında. O mesele halledildikten sonra orada bulunan Sakallı Nurettin Paşa, Koçgiri’ye gönderilir. Devamı Koçgiri’de gelir. Koçgiri’de alevi katliamı başlar. Oradaki olayda Türkler de ayrılmamıştır. Tam bir alevi katliamıdır. Alevi Kürt, Zaza, Türk hep birlikte katlediliyorlardır. Bu olay Dersim’e gözdağıdır. Çünkü buraya 12 kere sefer düzenlenmiştir. Hiçbirinde içeri doğru girememiş, kış geldikçe geri çekilmiş. Dersim’in cengaver olmasıyla ilgili olay değil, ikliminde cengaver olmasıyla ilgili bir olay aslında. Bunu yapabilmesi için ne yapması gerekiyor, parça parça gerekiyor. Koçgiri’yi devre dışı bırakıyor. Koçgiri’nin ardından Pülümür’e sefer düzenliyor. Pülümür’ü devre dışı bırakmaya çalışıyor. Bir yere kadar başarıyor. O dönemde Şeyh Said olayı patlıyor. Şeyh Said olayı zaten provokasyon. Biliyorsunuz askerler bir kaçağı kovalar, kaçak da Şeyh Said’in bulunduğu bir köy evine sığınır. Şimdi Zaza kültüründe şöyle bir şey vardır; Biri senin evine sığındı mı vermezsin onu. Gerekirse beraber ölürsün. Orada o iş patlıyor. O iş iyi tahlil edilmiş. Sonuçta Şeyh Said’in yanında derin devletin adamları var ve Şeyh Said’i yakalatan derin devletin adamları. Onlarda Kürt. Şeyh Said hareketi başlıyor. Elazığ’ı ele geçiyor. Elazığ’ı ilk geçirdiğinde ilişki kurduğu yer yine Dersim’dir. Biri Karerli Mehmed Efendi, diğeri ise Gangozade Hasan Hayri’dir. Ve onların evlerini karargah olarak kullanırlar. Gangozade’nin amcasına harekete dahil olsun diye mektup yazar. Çok Alevici geçinip Alevi-Sünni ayrımı yapanlar da orda kendince bir hikaye uydurur: ‘Şeyh Said üç adam göndermiş Seyit Rıza’ya, harekete katmaya ikna etmek için. Seyid Rıza davarı kesmiş gelenlerin yemesi için. Onlar da Alevi’nin kestiği et yenmez demiş. Kalkmışlar gitmişler görüşme olmamış.’ Halbuki görüşme Elazığ’da bir otelde yapılıyor.

Elazığ’dan Malatya’ya doğru gidiyor. Siverek’e geldiğinde ise önünü kesen tamamen Kürt birlikleri oluyor. Şeyh Said bu şekilde bertaraf ediliyor. O dönem çok sık olarak Hacıbektaş’tan dedeler gönderiliyor. ‘İttifak kurmayın, bunlar düşman’ diyorlar. Propogandalarında; Şafiler diyor ki, ‘Elini suya batır, sonra darıya batır. Eline geçen darı kadar Alevi öldürürsen cennete gidersin. Bir tane eksik olmayacak.’ Bu tür propagandalar var. Bu propaganda geliştikçe şey başlıyor: Bizde “dar” hikâyesi vardır. Darık-evliya. Onlarda Pençe-i Ali- Aba vardır. Diyor ki Darık puta tapmaktır. Bu inancı bırakın Pençe-i ali- aba’ya gelin. Onu söyledikleri anda Dersimliler bunları silahla kovalıyor. Canını zor kurtarıyorlar. Kendi inancına da müdahale edilince orada iş kopuyor. Bunlar ittifakı koparmak için bizzat devletin gönderdiği kişiler. Raporlara da bu yansıyor ve hatta şunu söylüyor daha önce düzenlenen raporlarda: “Nakşi şeyhleri gönderilsin bölgeye devlet de onlara bütün yardımlarda bulunsun. Ama kimse onların Nakşi şeyhleri olduğunu bilmesin onlar orada Sünniliği yaysın, Nakşiliği yaysın diye devletin planları var.” Şimdi burası devre dışı bırakıldıktan sonra Dersim’e yöneliyor. Yukarıda Koçgiri devre dışı bırakılıyor, Güney’de ise Şafii Zazalar devre dışı bırakıldı. Burada Asayiş sorunundan bahsediliyor, asayiş sorunu özellikle Tanzimat’a dayanan bir sorun. Tanzimat ile birlikte Osmanlı Devleti, eyalet sisteminden merkezi sisteme geçer. O merkezi sisteme geçtiğinde Anadolu’nun yeniden işgali, yeniden ilhakı söz konusu. O dönemde Dersimlilerin arazileri Dersimlilerden alınıyor. Dersimliler de geriye doğu gidiyor. Çünkü Elazığ’ın ve Mazgirt’in o düz ovasında kendilerini koruyamazlar. Mecburen İç Dersim’e doğru çekiliyor. Çekiliyor fakat durmuyorlar. Topraklarına yerleştirilen Türk, Ermeni ve Kürtlerden vergi topluyor. ‘Benim toprağımı ekiyorsun, vergisini vereceksin’ diyor. ‘Sone cırme xo cenê.’ ‘Cırm’ demek ‘cürm’ demek. ‘Cürüm’, Arapçadır ve vergi demektir. Bir de “Kelapur” denilen olay vardır. Aşiretin aşiretten vurgun vurmasıdır. Öyle bir şey ki; Sınırlı üretim var ve yetmiyor, nüfus kalabalıklaşmış, nüfusa bir şey yetmiyor. Dışarıda vergi alıp geliyor fakat o bile yetmiyor. Keban Medenlerinden de vergi alıyor o bile yetmiyor. Erzincan taraflarında Kemah’tan vergi alıp geliyor. Eğinden vergi alıyor, Ilıçtan vergi alıyor. Bayburt’a, Gümüşhane’ye kadar gidiyor. Böyle bir sistemi var Dersim’in ve devlet bunu asayiş sorunu olarak görüyor. Bu asayiş sorununa en büyük katkı Ermenilerin verdiği dilekçelerden oluşuyor. Bab-ı Ali’ye baktığınızda en çok dilekçe oradan gitmiştir.

-Belgeleri var yani.?

Hıdır Eren: Evet, evet. “Bu Dersimlilerden bizi kurtarın diye.” O dilekçeler gittikçe belge oluşturuyor. Osmanlı arşiv sistemi çok iyidir. Cumhuriyet’in kadroları Osmanlı’nın asker kadrolarıdır. Nasıl ki, Osmanlı Bizans üzerine inşa edilmişse, Cumhuriyet’te Osmanlı üzerine inşa edilmiştir. Bir devlet yıkılıp yerine gelme hikâyesi sadece devletin dönüştürülmesi olayıdır. Dersim harekatında kendini haklı kılmak için ortaya koyduğu bir gerekçe işte. Asayiş sorunu var. Orada ekonomik bir sorunun olduğunu söylemiyor. Yani kapıları açması gerektiğini söylemiyor. Abluka’ya alınmış bir Dersim.

İşte Dersim’de ona “Kelapur” diyor, dışarıdan gidip alıp geldiğine ise vergi diyor. Ve hatta oraya gittiklerinde hiçbir çatışma da yoktur. Aşiret aşiretten gidip alıp geldiğinde çatışma vardır. Ölüm olayları vardır. Ama gidince Mazgirt’in köylerinden, Keban’ın köylerinden, Kemaliye’nin çevre köylerinden alıp getiriyorlar. Buradan atlarla binip gidiyor, orada misafir ediliyorlar. Orada yemek yapılıyor, yemek yediriliyor, oradan da hayvanlara birlikte gönderiliyor. Nasıl ki devletin memuru vergiyi toplayıp gidiyor, bunlarda vergiyi toplayıp gidiyor. Bir direnç yok bir çatışma yok, hiçbir şey yok. Çünkü benim toprağım diyor. Onun toprağına gidip yerleştirene de bana vergi vermek zorundalar diyor. Sonra da 38’de asayişe bağlanarak harekat yapılıyor.

-Evet. Ve işte iki şeyi saydık burada Şeyh Said ve Seyit Rıza. Ve baktığımızda iki Zaza önder.

Hıdır Eren: İkisinde de dini kimlik var.

-Biri Şafiilik ve Biri Alevilik. Kürt Siyasi Hareketi’nin de bir yerde öne çıkan isimleri Zaza…Yani 49 davalarına baksak da yine iki isim öne çıkar. Biri, Bingöllü Said Elçi’dir diğeri Dersimli Said Kırmızıtoprak.

Hıdır Eren: Ya da Faik Bucak’tır.

-Yani şunu demek istiyoruz; Zazalar bir politik kimlik hareketi olarak var olmadılar. Zazalar var oldu, Zazaca var oldu. Sol içerisinde var oldular, Kürt Hareketi içerisinde var oldular, hatta Ülkücü ve İslamcı hareketlerin içersinde Zazalar var oldu. Ama bugün Zazalar bir kimlik hareketi olarak varsa bile yok denilecek kadar. Türkiye’de Zazaca konuşan, Zaza olan 6 milyonluk bir nüfustan bahsediliyor. Bu da Türkiye’de 3. büyük topluluk demektir. Buradan bir kimlik mücadelesi çıkmamasının nedeleri nelerdir?

 

Hıdır Eren: Felsefeye ne kadar meraklısınız bilmem ama felsefi bir boyutu var. Alevilikte iktidar olma anlayışı yok. Hani bir toplumun efsaneleri vardır. Efsanelerde çok şey saklı, çok şey gizli. Ben size Munzur Efsanesi’ni söyleyeyim en basitinden. Şimdi Munzur Efsanesi, bir Türk efsanesi olsaydı orada bir devlet kurulmuştu. Ama bir Zaza-Alevi efsanesi olduğu için sırra kadem basmayı tercih ediyor. Yani herkes Munzur’un peşine düşüyor. Bütün kitle Munzur’u kovalıyor. Munzur’un elini eteğini öpecek. Munzur bir Türk figürü olsaydı orada atlardı kayanın üstüne. Ne derlerdi Orta Asya’da? Hanlığını ilan ederdi. Hemen orada 5-6 çadır kurulup bir devlet oluşturulurdu. Şimdi bu toplumsal bilinçaltıyla, kültürle alakalı bir şey. Ama biz onu nasıl anlatıyoruz. Biz onu kaçıp dünya nimetlerinden adeta bir taşın arasında sırra kadem bastığını anlatıyoruz. Şimdi bir bu tarafı var. Toplumun efsaneleri toplumun aynasıdır aynı zamanda. O İç dünyasını yansıtır. Hikayeleri olsun, masalları olsun o bunu yansıtır. Hiç bir masalda da göremezsiniz bir Zaza’nın hükümdarlık kurduğunu. Alevi yada Sünni olsun, Zaza demek marjinal demektir. Marjinaldir o. Uç noktadır.

-Meclis tarihine bakarsak yine iki renkli sima karşımıza çıkıyor. Biri Ali Rıza Septioğlu diğeri Kamer Genç. İkisi de Zaza. Ve ikisinin de meclis tarihine bir damgası var. O yapı içerisinde dahi sivrilen yapıları var. Ama yine de bir kimlik hareketi çıkmıyor.

Hıdır Eren: Onun dış belirleyenleri var. Dış belirleyenleri şöyle: Dışarıdan içeriye empoze edilen, mesela ben dışarıda okudum ilkokuldan sonra nereye gittiysem bana Kürt diyorlardı. Mesela babam bana askerlik anılarını anlatırken kendisine “Kürt Rızo” dedikleri için gülerdi. Kürt’e “Mıletima” demiyor. Kendisine de Kürt denildiği için gülüyor. Şimdi mesela Marx’ın doğu sorunu. (Türk Sorunu)

-Dış belirleme o.

Hıdır Eren: İşte Doğu’ya Türk diyor. Türklük kavramı oradan geliyor. Kürt kavramı da öyle… Dışarıdan Kürdistan deniliyor, Kürt deniliyor. İstanbul’a Dersim’den biri mi geldi, “kürt hamalı” diyor. Veya bugün Diyarbakır deyince Kürt kenti geliyor akla. Halbuki, Diyarbakır’ın yarısı Zaza.

-Coğrafya’nın kodlanmasıyla alakalı…

Hıdır Eren: Coğrafya’nın kodlanmasıyla ilgili bir şey. Dışarıya gittiğimde bana Kürt denildiği için kendime Kürt derim. Bu şuna benziyor. Anadolu’dan Almanya’ya giden herkes kendine Türk diyor. Kürt olan sanki kendine Kürt mü diyordu? O Kürt hareketi değişene kadar. Ulus bilinci oluşamaya başlayana kadar herkes kendine Türk diyordu. Çerkes de ‘ben Türk’üm’ diyordu, Pomak’ta, Süryani de, Zaza da, Kürt’te… Bununla alakalı. Zazalar hiç kendine kimlik oluşturmadı. Kendilerini hep Kürt olarak gördüler. Dolayısıyla Anadolu’da o ilk Kürt hareketini başlatanlar Faik Bucak’tır, Sait Elçi’dir, Sait Kırmızıtoprak’tır. Çünkü bunların devletle hep problemi olmuş, Zazalar hep problemli. Sürekli muhalif ve marjinal. Dolayısıyla bu onu öne çıkarıyor. Ya Türk adıyla ortaya çıkıyor ya da başka ad ile ortaya çıkıyor.

Ancak 12 Eylül darbesinden sonra siyasi unsurların yurtdışına çıkışıyla, yeni yeni okuma yapmaya başlamaları… Yapılar okumalarla “ben kimim?” sorularını kendilerine sormaya başlıyor. Bir araya gelip, bir ekip oluşturup Kürt dergilerine, televizyonlarına geçmeleri… Kendisine ‘Kürt’ diyor ama ne dergi de, ne de televizyonda yer bulabiliyor. Bir ekip oluşturdular ve Amerikalı bir dil bilimciyle birlikte Zaza dilini yazıya dökmeye başladılar. Bu kendi ile birlikte yurtdışında “Serbestiye” diye bir hareketin oluşmasına yol açtı. Türk hareketinden kopan Zazalar bu hareketi oluşturdular. Fakat uzun sürmedi. Çünkü diğer unsurlar başladılar ‘sen Alevi’sin, sen Sünni’sin’ demeye… Çok çabuk bölündüler. Aleviler bir tarafa ayrıldı Sünniler bir tarafa. Sünniler Zaza kimliğini işlemeye başlarken Aleviler Dersim kimliğini işlemeye başladılar.

-“Dımıliki” veya “Zazaki” kendilerini nasıl tanımlasa da dillerine ne deseler de. “Zonema” desinler, “kırmançki” desinler aynı dili konuşuyorlar. Dil arasında bir farklılık yok…

Hıdır Eren: Sistem bunun derinleşmesini istiyor. Bu ayrımı ne kadar derinleştirebilirse o kadar çıkarına olduğunu biliyor. Bunu da alabildiğine pompalıyor. Meseleye siyaseten bakan kesim de ayını şeyi yapıyor.

-Biraz da edebiyat alanına girelim. Zazaca’da zengin bir edebiyat var. “Sanıké” denilen masallar ve fabl örnekleri var.

Hıdır Eren: Az önce bahsettiğim gibi 12 Eylül sonrası yurtdışına gidenler, o dediğim Serbestiye hareketini oluşturduktan sonra dile ve dilin doğru yazımına dair çalışmalar yaptılar. Ardından Zaza dilinde edebi ürünler vermeye başladılar. O edebi eserlerin bir kısmı masalların toplanmasıyla oluştu ve ardından romanlar yazıldı. (Kitaplar gösteriliyor.) Burada romanlar ve Zazaca hikayeler var. İşte tarihi-anı tarzı anlatılar. Sosyoljik olarak alan çalışmaları var. Sonra siyasi çalışmalar üretilmeye başlandı. Zazaca ile Zazalarla, Zaza kimliği üzerine. Bu sefer derlenen toparlanan makaleler söz konusu. Süreli yayınlar çıkartılmaya başlandı. Özellikle bu işi başlatan Ebubekir Pamukçu. Bu konuda oldukça çok kaynak var. Sonra 2011’de bu dernek kuruldu. ZAZA-DER adıyla ilk kurulan dernek. Dil ve Kültürü dert eden arkadaşlar bir araya gelip bu kurumu oluşturdular. Bu kurumdan sonra Bingöl’de Zaza Külür ve Dil Derneği kuruldu. Ardından Diyarbakır, Mersin, Gerger ve Siverek’te oluştu. Çoğalmaya başladı.

-Zazalar arasındaki mesafe kapanıyor.

Hıdır Eren: Evet Zazalar arasındaki mesafeler kapanıyor. Bu yıl ‘Demokrasi Zamanı Partisi’ adı altında DEZA-PAR olarak örgütlenmeye başlandı. Yani o ” Zaza Kimliği” dediğimiz şey yavaş yayaş oturmaya başladı. Yani bu bir süreç, bir zaman ve o mesafe kapanacak.

-Burada aynı zamanda Zazaca dersler veriyorsunuz.

Hıdır Eren: Kurulduğu zamandan beri dersler veriliyor, yaşlılardan kayıt alınıyor. Kayıtlar belgeleniyor arşivleniyor. Geçen sene belgesel çalışması yaptık. Metropol kentlerde yaşayan Zaza kadınların kendi dilini, kendinden sonraki kuşaklara ne kadar aktardığına dair bir belgesel. Biz çalışmalarımızı genellikle objektif olarak yapamaya çalışıyoruz. Amacımız bizden sonraki kuşaklara bir şeyler aktarabilmek. Siyaseten bir şey yapmıyoruz. “Kürtsün değil mi kardeş, bak ne güzel ben Kürdüm dedi.” Böyle siyasi bir bakış açımız yok. Kürdüm diyorsa diyoruz ki “Bu Kürdüm dedi, acaba niye dedi?” Onu merak ediyoruz, eşip bulmaya çalışıyoruz. Nedenleri niçinleriyle birlikte araştırıyoruz. Biz şöyle yapmıyoruz “bence” deyip söze başlamıyoruz. “Bence” diyerek oraya koymuşsunuzdur. Geçmiş olsun. Orada bitmiştir. “Bence” değil “Acaba?” ile başlamak gerekiyor söze. “Acaba” deyip, merak edip, irdeleyip oradan bir şey çıkarmak gerekiyor. İnanın bulduğunuz en kötü şey bile yararınızadır.

 

HIDIR EREN KİMDİR?

Dersim’in Ovacık İlçesi, Zeranıge köyünde doğdu. İlkokulu kendi köyünde, ortaokulu Keban’da, Öğretmen Okulu’nu Dersim merkezde okudu. 1975 Ekim ayında öğretmenliğe başladı. 15 yıl köy öğretmenliği yaptıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji bölümünü okudu. Ardından aynı Üniversitenin Sosyal Bilimler enstitüsünde Sosyoloji yüksek lisansı yaptı. 2011 yılında bir grup arkadaşıyla İstanbul’da Zazaların ilk kurumu olan ZAZA-DER’i kurdu. 1992 yılında yazdığı, “Dêsım ra Jü Pelge, Zeranıge” adlı köy monografisi çalışmasını 2012 yılında kitaplaştırdı. Akabinde ders notlarından oluşan “Dersê Zazaki” ve Hayat Boyu Öğrenme modüler programına uygun “Zazaca Ders Kitabı”nı 2019 yılında baskıya verdi. Her kış ve ilkbahar döneminde dernek merkezinde Zazaca dersler veren Hıdır Eren, üç yıldan beri Ovacık’ta küçük çocuklara yönelik Zazaca Yaz Okulu çalışmasını yürütmektedir. Halen ZAZA-DER Yönetim Kurulu’nda bulunmaktadır.

 

Sonhaber

guest
1 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
necati özbayir

10 Numara bir Yazi.
Epeydir keyifle böylesine bir yazi okumamistim:
özellikle biz zazalari bütünlestirici yorumlari acikcasi icimi ferahlatti
emeginize saglik
saygi ve hürmer ile