Haziran 2026’da Meclis Genel Kurulu’nda teklif edilen torba yasa içinde alkolle ilgili yine yeni sınırlamalar/düzenlemeler de kabul edildi. Şimdi bu girişi okuyan yakın tanıdıklarım, arkadaşlarım senin ne üstüne vazife! diyeceklerdir. Bizdeki vazife anlayışı sadece kendimizle ilgili değil. Neyse ki başkalarının, toplumun sorunlarıyla ilgilenmek, hemdert olmak henüz Ezop diliyle yasak değil. Arkadaşlarım niye öyle der’in nedenini de kısaca anlatayım.
Biz dört kardeşiz ve hiçbirimizin sigara kullanımı olmadı. Alkolle de içlerinde tek tanışan benim. Bu tanışma 1978’de Siyasal’da öğrenci olmamla başladı. O da şundan: liseden politik stajlı gelince, politik olarak mensup olduğum grubun Siyasal kolundaki arkadaşlarımın çoğu alkol gurmesi çıktı! Körle yatan şaşı kalktı ve evvelâ Hitit galonuyla tanıştım sofralarında. Yanlış anlaşılmasın, arkadaşlarımın hiçbiri bu alkolle münasebetleri nedeniyle devrim görevlerini hiç aksatmadılar! Haklarını yiyemem; hiç rastlamadım duvarlara yazdıkları kahrolsun kelimesiyle başlayan yazılarda ne eksik, ne de çarpık bir harf görmedim. Alkolle bu çevre faktörüyle başlayan seviyeli ilişkim 1985’te baş ağrılarıma Karanfil sokakta muayenehanesi olan nörolog bir profesörün atipik migren teşhisiyle bitti. Zaten, o zamanlar devrim yoluna düşen kütük daha kaldırılmamıştı. Eski ekip arkadaşlarımın sofralarında bulunmaktan kaçınmadım ama o sofralarda artık dinleyici olmak düştü payıma.
***
2002’den bugüne dek alkolle ilgili yasa+yönetmelik+ÖTV zamları kalemleri olmak üzere 15-20 civarında düzenleme yapılmış. Bu yöntem de alkoldeki alışkanlık kavramına denk düşüyor; insan içe içe alkolik olurken, düzenlemeler de alıştıra alıştıra vücut buluyor hayatta. Kalem elinde ver tek celsede hükmü! O da yok; yavaş yavaş! Bu 15-20 arası düzenleme, ÖTV zamlarıyla birlikte 50’yi geçiyor.
2025 yılında devletin alkollü içkilerden elde ettiği vergi geliri 170.75 milyar TL+ÖTV+KDV olmuş. Yani toplamda yaklaşık 205-210 milyar TL gelir sağlanmış. Ayrıca sahte+kaçak içki kaçağı da var.
Ekonomik gerçekler böyle ama yöneticiler Anayasa’nın 58.maddesi alkolü yasaklıyor ve Her içki içen alkoliktir de deyiverdi.
Gerçekte 58. maddede: Devlet gençleri alkol düşkünlüğünden…. diye cümle kurulmuş. Yani yasaklanan: alkol düşkünlüğü, alkol değil.
Bu alkol düşkünlüğü tanımından kaynaklı olmalı ki Yeşilay diye bir kurum var ve devamında da AMATEM’ler
***
Alkol meselesinde terminolojide de farklılaşma oldu. Alkol kullananlar ve o kesime kem gözle bakmayanlar; alkol almak, içki içmek derken, alkole karşı olanlar ise; haram, ziftlenenler… gibi tanımlamalar kullanır oldu.
Bir de bazı şehirlerde yetkililer tarafından bir nevi eğlence havzası oluşturularak; bar, gece kulübü vb. mekânlar bir araya toplanıp adeta karantinaya alındılar. Toplumda ayrışmalardan gına gelmişken, mesela alkol kullanımına açık yerleşim yerleri ve açık olmayanlar gibi bir tasnif de yapılır mı? Gerçi bu bir bakıma kolaylık da sağlar; herkes nereye gidip gitmeyeceğini de kestirmeden öğrenmiş olur!
Alınan kararlarla televizyonlardaki dizilerde alkole, sigaraya buzlama, çiçekleme yapılırken, haberlerde bile küfre varan hakaretlere, televizyonlardaki sabah programlarında kırsalın Dallas hâlinin yayınlanmasına ne yapalım?
***
Türkiye’de kişi başı alkol tüketimi yıllık 1.5-1.8 litre arasında. Dünyada kişi başı alkol tüketiminde genellikle sondan 5-10 ülke arasındayız.
Bizde en çok alkol tüketen bölgeler: Batı Marmara, Ege, Akdeniz olarak sıralanıyor. En çok alkol tüketilen iller ise: Edirne, Muğla, Kırklareli, Tekirdağ, Tunceli, Aydın…
Alkole zam yaparak mücadele etme anlayışının sonucu olarak insanlar sahte üretimlere ve ucuz uyuşturucu maddelerine yöneliyor ve ölüm oranları daha da artıyor.
Alkolün pahalılaşması sonucu alkol tüketicileri, aynı kafayı daha ucuza yaparım, diye düşünüp ikâme etkisi kavramıyla Alkolün İktisadına Giriş’e başlıyor!
Verilere göre; alkol kullanıcılarında uyuşturucu kullanımı 2.6 kat, 18 yaş altında 12 kat artıyor. Fiyat, bu geçişi hızlandırıyor.
Sahte içkiden ölümler artınca, tüketiciler o zaman, risk alıyorum, bari daha etkili olsun, deyip metamfetamin gibi ucuz ve erişimi kolay tarafa dümen kırıyorlar.
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün zaman zaman basında yer alan raporlarında açık olan şu: Bağımlılık yapan maddelerle topyekun mücadele şart. Bu mücadelede sadece baskıyla, zamla başarıya ulaşan ülke yok dünyada.
Sadece vergi artırarak, yasaklayarak önüne geçmeye çalışınca, kafayı bulan bir şahıs yabancı filmlerden esinlenerek yolda hocanın yakasına yapışıp; senin maaşını ben içtiklerimle ödüyorum, bize de mi lololo! derse hoş olur mu?
Bu mücadelede Dünya Sağlık Örgütü’nün formülü: vergi+erişim+reklâm kısıtı ve buna tabii ki tedavi/önleme’yi de eklemek gerekir.
***
1979’da Humeyni Rejimi’nin İran’da kurulmasıyla alkol Müslümanlara yasaklandı. İran’da alkol tüketimi bitti mi? Hayır, yasaklar talebi ve kullanımı sıfırlamadı ama yeraltına itti. İran’da alkol tüketimi 2013-2016 arası %6.6, 2016-2019 arası ise %16.9 arttı. Demek ki yasak talebi bitirmedi ama karaborsaya ve metanol zehirlenmelerine yol açıyor İran’da.
***
Ayrıca alkolden sağlanan vergiler önemli bir kalem. Peki, alkol haramsa, bu haram kaynaklı vergilerin kullanımında nasıl bir ayrım var ki; musibetlik mayası taşıyan bu gelir, topluma ve kurumlara zarar vermeden nasıl bir yöntemle harcanıyor da helâl hâline getiriliyor? Demek ki bizim bilmediğimiz bir ayrıştırma yöntemi var!
Bir yandan vergi geliri olarak ekonomiye katkısı, öte yandan müptelâsı olan vatandaşların memnun edilmesini düşününce, bir orta yol bulunamaz mı diyesi geliyor insanın. Mesela, muta nikâhı ile zinaya düşmeden haram aşılıyorsa, benzeri bir orta yolun bulunması fena olmaz; alkol muta’sı ile ne şiş yanar ne kebap! Hem, kul sıkışınca hızır yetişirmiş!












