Korkut Akın
“Politikacıların küstahlaşan sözleri…” nedeniyle Ege’nin iki yakası aynı yanlarını, aynı şarkılarını, aynı aşklarını, yedikleri içtikleri bütün aynıları unutup ‘kanlı bıçaklı’ düşman oluyor yeniden…
Kitabın orta yerinden başladım, bağışlayın. Önemli çünkü. Günümüzde de belirleyici sorunların başında geliyor ırkçılık, ayrımcılık, ötekileştirme… Ege’nin öte kıyısı hep, bu kez Suriye, Irak, biraz daha uzaktan Afganistan da nasibini alıyor, niyeyse. Oysa insanların hiçbir sorunu yok birbirleriyle. Bütün sıkıntı politikacıların küstahlaşan sözleriyle geliştiriliyor.
Metin Belgin, anılarını topladığı iki kitabıyla bizlere geçmişten günümüze taşıyor. Biri tiyatro ki, asıl mesleği, diğeri sinema ki, asıl aşkı. Birinde kulis tozuna karışık bilmediklerimiz, diğerinde kamera arkasında yaşananlar. İkisi de “acıklı güldürü” aslında. Belgin de o duygudan kaynaklı olsa gerek “Acıklı Güldürü” demiş tiyatro anılarını topladığı kitaba. Kamera arkası ve önü anılarını aktardığı kitabın adı ise “Renkli-Türkçe Sine’masal”.
Önce sinema…
Tabii ki, sinema, benim de meslek alanım(dı) çünkü. Sinema deyince kanım kaynıyor. Artık film çekemesem de –belgeseller çıkıyor arada, keyifle çalışıyoruz- değerlendirmelerle yetiniyorum, ne yapayım.
Sinemaya bulaşmış herkesin dilindeki cümleyi Metin Belgin biraz yontmuş… tuvalet kağıdı dendiğini, hem de bağırarak, kızgınlıkla, bu kulaklar da duydu.
Rahat okunan bir anlatımı var Metin Belgin’in; sözcük oyunlarına, betimleme telaşına düşmeden hatta yazım kılavuzuna da itiraz eden. Onca sette yer aldım, hemen hepsinde “böyle set mi olur, bitse de gitsek” diye yakınılır, ama Sokak’ta (Yeşilçam’da yani, eski) keyifli anılar sökün eder birbiri peşi sıra. Tüm acılar, kırgınlıklar, sıkıntılar geçmişte kalır.
Seslendirme ile başlıyor…
Metin Belgin, “kulisten sahneye, sahneden hayata mekik dokuyan” anılarına, kuşkusuz tiyatro ile başlıyor. Asıl alanı o. Ama biz sinema ile başladık ya, ilk seslendirme salonunda yaşananların kendisi başta olmak üzere duyanları (okurun aktaracaklarının da) nasıl meraklandırdığını, ilgi uyandırdığını anlatıyor. Küçük, izbe, karmakarışık bir odada çakıl taşıyla dolu bir kutudan, alüminyum folyoya, düdükten, demliğe ne ararsanız var. Her biri uyduruk ama alabildiğine doğru ses çıkarıyor. Çakıl dolu kutuda yürüme sesi, kağıtları kırıştırarak şömine sesi, başparmağınızı çenenizin altına, diğer dört parmağı da ağzınızın ortasından burnunuza tutmuşsanız, kapalı dudaklarla üflediğinizde şehir hatları vapurunun düdüğü sesini çıkarıyorsunuz. Efektör adını verdiğimiz o arkadaşlar hem hızlı hem dikkatli, hemen hiçbir ayrıntıyı kaçırmıyor. Dublaj yapan seslendirmeci de bunların arasında yarı karanlık perdede dönüp duran filmdeki oyuncunun dudak hareketlerine uydurmaya çalışıyor, sadece o gördüğü kadarıyla filmdeki duyguyu sesine yükleyerek.
Neler varmış. Senaryosunu bilmedikleri, “nasıl olsa aynıdır” diye benzer replikleri sıraladıkları filmin sonunda bütün yaptıklarının çöp olduğunu görünce yüzlerinin aldığı hali okuyunca sizler de hissedeceksiniz.
Metin Belgin sadece oyuncu olarak görev almamış sinemada, kamera arkası çalışmaktan yönetmenliğe kadar her alanın tozunu yutmuş. Eskiden o kadar kolay değildi, ışıkçılar asla izin vermezdi yardımcı bile olmanıza. Kameranın vizöründen bakmaya kalkıştığınızda dünya savaşı çıkardı alimallah!
Sinemada örgütlülüğün olmadığından hepimiz gibi Belgin de yakınıyor. Yaşadıklarını aktarırken, “sektör bile değil” teşhisinde buluşuyoruz. Tamam, artık meslek birlikleri var, ama yetmiyor, hâlâ emekli olamayan arkadaşlarımız var, hâlâ telif sorunu yaşanıyor…
Teknoloji gelişti, birçok şey kolaylaştı. Metin Belgin’in, ortak yapımlarda ağzı bir karış açık izledikleri bizde de var artık, ama yetmiyor işte!
Kartvizitinde “seksüel prodüktör” yazan Zurnik’in yaşam felsefesini özetlemiş Belgin, ama burası için yine de uzun. Kitaptan okuyunuz. Okuyunuz ki, yaşam felsefenizin neresinde aykırılık var görünüz.
Tiyatro…
“Acıklı Güldürü” dese de büyük bir keyifle, su içer gibi okunuyor Belgin’in anıları. Beni bağışlasın, bu yazı uzadı, uzadıkça okunma oranı düşer, düşünce de ben “işimden olurum”. Başka bir yazıda değerlendirmek için gülümseten bir anıyı aktarayım: Kerim Afşar’ın yönettiği, Gergedan oyununda, Taksim Sahnesinde, Ayda Aksel’le oynuyorlar. Oyun icabı, tam öpüşeceklerken telefonun çalması gerekiyor. Hep olur ya, o gün telefon çalmıyor. Kondüvit, unutuyor ya da zamanını tutturamıyor. Metin Belgin fırsatı kaçırmayıp öpüyor Aksel’i. Kendisini nasıl savunduğunu söylemeyeyim de merak edin azıcık.
Renkli-Türkçe Sine’masal
Metin Belgin
Yaşamla iç içe sinema anıları
Literatür Yayınları Mart 2021, 143 s.
Acıklı Güldürü
Metin Belgin
Yaşamla iç içe tiyatro anıları
Literatür Yayınları, Aralık 2022, 201 s.











