Sevgili Okurlar, Merhaba…
Bu köşe yazımda sizlerle birlikte biraz içsel bir yolculuğa çıkmak istedim.
Bazen insanın en kalabalık yeri, kendi içidir. Dışarıdan bakıldığında her şey yerli yerinde görünür; hayat devam eder, insanlar konuşur, şehirler uyanır, yollar uzayıp gider. Ama insanın içinde öyle yollar vardır ki ne haritalarda görünür ne de bir başkasına tam anlamıyla anlatılabilir.
Hepimiz hayatın bir döneminde kendimizi sessizliğin tam ortasında bulmuşuzdur. Konuşsak eksik kalacağını bildiğimiz duygularla yaşamayı öğrenmiş, bazen bir özlemi yıllarca içimizde taşımışızdır. Çünkü bazı yaraların dili yoktur; onlar yalnızca insanın bakışlarına, yürüyüşüne ve suskunluğuna yerleşir.
Yalnızlık çoğu zaman yanlış anlaşılır. Oysa yalnızlık her zaman kimsesizlik değildir. Bazen insanın kendisiyle baş başa kalabilmesi, kendine dürüst olabilmesi için ihtiyaç duyduğu en sessiz odadır. İşte o odada geçmişin ayak sesleri duyulur; unutulduğu sanılan anılar usulca kapıyı aralar. Bir çocukluk kokusu, eski bir türkü ya da taş bir sokağın sessizliği yıllar öncesini bugüne taşır.
Hasret de böyledir. Bir kişiye duyulan özlemden çok daha fazlasıdır. Bazen yaşanamamış bir hayata, bazen söylenememiş bir söze, bazen de artık geri dönmeyecek zamanlara duyulan özlemdir. İnsan çoğu zaman kaybettiği kişileri değil, onlarla birlikte kaybettiği kendisini arar.
Belki de bu yüzden umut, insanın vazgeçemediği son sığınaktır. Ne kadar yorulsak da, ne kadar hayal kırıklığı yaşasak da içimizde küçük bir ışık yanmaya devam eder. O ışık bazen tek bir cümlede, bazen bir bakışta, bazen de kimsenin duymadığı bir duada kendini gösterir.
Hayat bize sürekli ileriye bakmayı öğretiyor. Oysa bazen durup içimize bakmak da gerekir. Çünkü insan, kendi sessizliğini dinlemeden hangi yöne yürüdüğünü anlayamaz. Kendisiyle yüzleşmeyen biri, vardığı hiçbir yerde gerçekten kendini bulamaz.
Belki bu satırları okurken siz de kendi içinizde uzun zamandır susturduğunuz bir sese rastlayacaksınız. Belki unuttuğunuzu sandığınız bir anı yeniden canlanacak. Belki de sadece derin bir nefes alıp, “Ben gerçekten nasılım?” diye soracaksınız.
İnanıyorum ki insanı değiştiren büyük cevaplar değil, cesaretle sorulmuş samimi sorulardır. Ve bazen en uzun yolculuk, tek bir adım atmadan, insanın kendi yüreğine doğru başlar.












