Türkiye’deki solun iki büyük kuşağının yani 68 ve 78 Kuşaklarının yenilgilerinde benzer nedenler olduğu gibi o kuşağa özgü nedenler de oldu.
Kuşakların yenilgilerinden önce bu kuşakların örgütlenme ve taban oluşturma kaynaklarına bakmalıyız. Liseye başlangıçta sol içine girdiğim yıllarda şimdi yazacağım düşünceler zihnimde yoktu. Onca yılın yaşanmışlığı ve gözlemleri sonucu bugün bunları düşündüğüm aşikâr.
***
Özellikle, bir taşra çocuğu olduğumdan ve sosyalizmin abc’sinden yola çıkıp, temelde ailenin ahlaki yönelimi ve orada edinilen vicdanla solcu olmaktan başka benim için başka bir yol yoktu. Mayanın içsel yönlendirisi ile genç yaşta insan kendi ailesinin imkânları iyi de olsa, dünyadaki ve ülkedeki yoksulluğa, yoksunluklara ve bunların hayatlarını kısıtladıkları insanlar için müreffeh günler arama yoluna ve niyetine uzak duramamasının sonucu, şiirsel bir perspektifle, tüm insanların mutlu ve barış içinde yaşayabileceği bir dünya için yola revan olup insan nefsini gemliyor, hatta iyi okullarda aldığı eğitimin önüne sereceği rahat hayat imkânlarını bilerek, onları bir kenara itekleyebiliyor.
Bu çıkış ve yönelişin idrakiyle, bugün geriye dönüp solun geneline bakıldığında bir taşra gencinin halisane niyetiyle yöneldiği solda, özellikle 78 Kuşağında bunu yaygın olarak görememek aynı zamanda bu kuşağın yenilgisinde adeta temelin başlangıçta iyi atılmadığını düşündürtüyor insana.
78 Kuşağı’nın 74 Affı’yla, özellikle içeriden çıkan ve 68 Kuşağı’ndan kalan orta düzey idarecilerinin, bir nevi kafadar arkadaşların, birer örgüt kurup ideolojik ayrılıklarını belirleyecek teorik gerekçeleri kervan yolda düzülürken icât etme kalibresi sonucu bu kuşağın taban oluşumunun kaynaklarını ana hatlarıyla şöyle sıralayabiliriz:
1-Etnisite temelli katılım,
2-Mezhep yönlendirimli katılım,
3-Tarihsel acıların dürtüsüyle katılım,
4-Moskof Düşmanlığı itkisi sonucu Rusya’ya sınır olmanın dayanılmaz hafifliğiyle Maoculuk şemsiyesi altında katılım,
5-Niceliksel olarak az da olsa, örgütlerin özellikle üst düzey (MK’lar dahil) organlarına istihbarat örgütlerinin elemanlarını yerleştirmeleri ve ilâve olarak, yenilgi sonrası işkence ve tehdit yoluyla devşirilen eski solcuların muhbir vb. statülerinde istihbarat örgütlerinin uzantıları olarak sol yapılar içine sokulanlarının teşkil ettiği katılımlar,
6-Tüm insanlığın mutluluğu ve barış içinde yaşaması doğrultusunda halisane ve safiyane temelli katılım.
Yani, herkesin bir derdi var(dı) içerisinde ama sosyalizm herkes için eşit olarak yola çıkarıcı değildi!
Altı kaynaktan gelip solun tabanını militan düzeyde oluşturan bu kanalların sayısını artırmak mümkündür. Ama ana iskelet budur. Böyle bir yapı üzerine kurulan örgütlerin; kitleselleşmenin arttığı ve kendiliğinden hareketin iyice yükseldiği bir ortamda, önderlik ve teorik donanım yönünden zaafiyet içindeki örgüt yapılarının 13 Eylül’de sahadan çekilmiş olması kimseyi şaşırtmamalıydı…
Bir günde ortalık sütliman olunca ve devletin ilgili ideolojik aygıtları yukarıda belirttiğim altı kanalın zayıf noktalarını bilinçli şekilde kaşımaya başlayınca herkes aslına rücu etmeye başladı, sol tabana gelirkenki asıl dürtüsünü hatırlayarak… Solun bugün de öz’den kopuşunun sebebi de budur.
Bu kalabalık içinde herkesin bir aidiyeti vardı, elbette kimseyi leylekler dünyaya getirmemişti! Ama aklı, başından beri başında olan azınlık; etnik, mezhebi vb. özelliklere yenilmeyip, yola ilk çıkışlarındaki tüm insanların mutluluğu ve barış içinde yaşama hayallerini terk etmedi. Onların az da olsa, öz de olsa, henüz gerçekleşmese de ellerinde bir hayalleri vardı ve ömürlerini o hayallerine sadık kalarak yaşayacaklardı. Onlar kimilerine göre saftı, hayalperestti…
Bana göre onlar, hayatı tutku ile severdi; her biri hayatperestti…
Ne mutlu hâlâ hayatperest olanlara!







