İfade; duygu, düşünce ve inançları dile getirmektir. İnsanlar, kendilerini değişik biçimlerde ifade edebilir. Sessiz kalmak bile yerine göre bir ifade biçimi sayılabilir. Özgürlükse engellenmeden, sınırlandırılmadan düşünüp hareket edebilme durumu. Kendimizi geliştirmemiz, topluma katkıda bulunabilmemiz için bu ikisinin birleşimine yani ifade özgürlüğüne ihtiyacımız var.
İfade özgürlüğü, farklı görüşlerin serbestçe dile getirilmesine, toplumun gelişimine ve politik tartışmaların sürdürülmesine olanak tanısa da özellikle ülkemizde ifade, teorik olarak sınırsızken özgürlük değil. İfadeye ne kadar özgürlük tanınacağı iktidarın keyfi tutumuna bağlı.
Yasalar tarafından belirlendiği halde iktidarın anlayışına göre neyin ifade özgürlüğü olup olmadığıyla ilgili sınırlar oldukça değişken. İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken pek çok şey özellikle 19 Mart’tan bu yana nefret söylemi olarak kabul edilip halkı kin ve düşmanlığa sevk ettiği gerekçesiyle engellenmekte.
Oysa ifade özgürlüğü, gerçeklerin bilinmesi için gerekli. Yayın yasaklarıyla, internet kısıtlamalarıyla, sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engeliyle sansürde sınır tanımayan bir ülkeye dönüştük. Ekrem İmamoğlu’nun X hesabının kamu düzenini bozduğu gerekçesiyle kapatılması bunun son örneği. Ona gelene kadar kapatılan hesap sayısı 471.
Ancak yasaklar, bir yandan da kendi direniş yollarını yaratıyor. İnsanlar kısıtlandıkça, baskılandıkça hak ve özgürlükleri için daha bilinçli olarak tepki veriyor. Koşullar ne olursa olsun kendi yolunu seçme özgürlüğünden vazgeçmek istemeyenlerin sayısı artıyor.
Aynı düşüncede olduklarımızı savunmak, onlarla aynı yolu yürümek kolay; beklentim, aynı şekilde düşünmediğimiz daha çok sayıda insanla hak, adalet, özgürlük yolunda birleşmek. Çünkü kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!












