İki film çekimi, bir yazı

Uzun zamandır yazı yazmıyorum. Bir çoğunuz sitem ediyor, biliyorum. Bazılarınız özelden yazıp soruyor : “Pazar yazıları” na ne oldu? diyor. Düzenli yazarak sizleri beklenti içine soktuğum için üzgünüm. Bende yazmayı seviyorum. Yazmanın özgürlük olduğunu, insanın üzerinden yüklerini hafiflettiği ve uçurduğunu bilmenizi isterim. Kim uçmak istemez ki? Uçmak, martı Jonathan tadında uçmak gerçek bir özgürlüktür!

Sizlerden ayrı olduğum bu sürede başka türlü özgürlükler yaşadım. Biliyorsunuz Ezel Akay’ ın yönetmenliği yaptığı Osman 8 adlı bir sinema filminde sanat yönetmenliği yaptım. Dolu dolu ve benim için deneyimine az rastlanır bir tecrübe yaşadım. On hafta sürdü. Henüz film bitmemişti ki başka bir dizi filmde sanat yönetmenliği teklifi aldım. Kabul etmedim. Osman 8 film çekimleri henüz devam ediyordu. Kabul etmem etik olmazdı. Aslında sanat yönetmeni olarak “işim” bitmişti. Geri kalan işleri sanat ekibim halledebilirdi. O an böyle bir kara verdim.
Her yanlış kararda bir iyi vardır, derler. İyi şeyler düşünmek. Sosyal çevreye, doğaya güzel enerji göndermek lazımdı. Eğriyi belli eden dik durmak gibi. Bu duruşu sergilemiş olmalıyım ki, evrendeki güzel enerji gelip beni buldu ve bir ulusal tv. dan 13 bölümlük bir dizi filmde başrol teklifi aldım. Bu inanılmazdı. Sizlerde inanamadınız değil mi? Bende inanamamıştım. Hiçbir oyunculuk tecrübem ve eğitimim yoktu. Kameralara karşı bir sempatim vardı. Uzatıldığı zaman konuşurdum. Tabii ki bu da yeterli değildi. İyi bir sinema sever, güzellik bilimi estetiği bilen, okumuş ve kötüyü eleştirmiş biri olarak acaba ben nasıl bir oyuncu olacaktım? “Bunu da zaman gösterecek” diyerek sorumu ortada bırakmak istemem. Benden uçak mühendisi elbette olmaz. Bunu beklemek,” zaman gösterir” demek safdillik olurdu. Bu kural oyunculuk içinde geçerliydi. Sonra oyunculuk bir şizofren ruh halidir. Sana giydirilen elbisenin(kostüm) yıllarca sana ait olduğunu, onu sevdiğini , sen koktuğunu yada sevmediğini, kötü koktuğunu hissetmen de yetmezdi. O elbisenin şekillendirdiği ve sana verilen karekter olman da gerekirdi. Hem de iyi bir karakter olman, o sana biçilen kişiliği içselleştirmen de gerekirdi. Film çevrilen set bir evse evinmiş gibi, işyeriyse işyerinmiş gibi davranman gerekirdi. Filmlerde hiçbir şey var değildir. Varmış gibi yapılır, davranılır. Oyuncular varmış gibi görünen sette varmış gibi oynarlar. Bizlerde perdede var olanı değil de varmış gibi olanları izleriz. Bu “mış”ları yönetmenler ne kadar sahici yaparlarsa o kadar başarılı olurlar.

Hemen Hz. Google’a girip yapım şirketini araştırdım. Karşıma öyle eften püften bir şirket çıkmadı. Birçok başarılı film ve dizilere imza atmış , ödüller, teşvikler almış bir prodüksiyon vardı karşımda. Peki ama böylesine işini ciddiye alan bir prodüksiyon, oyunculuk tecrübesi olmayan birini neden başrolde oynatsın? Boşlukta asılı duran bu sorunun ayakları nasıl yere basacaktı?

Senaryo geldi, okudum. Başrol oyuncusunun karakterini sevdim. İçime sinmişti artık oynayabilirdim. Ben buna inandım. Sizlerde inanacaksınız. Bekleyin anlatacağım. Yapım beni, ayrıntıları görüşmek üzere Koşuyolu’ndaki ofislerine davet etti. Güzel, verimli bir görüşmeler yaptık. Her şey buraya kadar çok güzeldi. Güzeldi de kaşem hiç konuşulmamıştı. Acaba bana bölüm başına kaç para vereceklerdi? Bu sorunun yanıtını doğrusu bilmiyordum. Düşük bir rakam söylesem olmaz, fazla söylesem de rahatsız olacaktım. YouTube da dönen videolarım, belgesel çekimlerim, daha da önemlisi Ezel Akay’ın filminde sanat yönetmenliğini yapmış oluşum ziyadesi ile bir “sükse” oluyor ve kaşemi yukarı çekiyordu. Yaptığım araştırmalar sonunda üç aşağı beş yukarı kafamda bir rakam oluşmuştu. Onlarda beni araştırmışlar bütün videolarımı izlemişlerdi. Benimle ilgili görüş sahibiydiler. Artık birbirimizi tanıyorduk.
Oldum olası profesyonel olmak olmaktan kaçınmışımdır ama şimdi profesyonel olmam gerekirdi. Hemen kendime bir menajer buldum. Eeeee yukarıda belirttiğim “sükseler” olurda menajerim olmaz mı? Sinema tecrübesi olan bir kardeşimi bu konuda yardımcı olabileceğini söyledi. Artık bir menajerim vardı ve kaşe sorunumu o çözecekti. Bir kaç gün yazışmalar, telefonda konuşmalarla geçmişti. Bu ara hazırlıklar hızla sürüyordu.
Oyuncular belirlendi. Çeşitli semtlerde film setleri kuruldu. Dekor hazırlandı, oyuncular kostümlerini giydiler. Kameramanlar, ışıkçılar, asistanlar… yerlerini aldılar. İlk demo çekimleri başlamıştı.

Sessizlik, ses, kayıt, çak, 1,2,3 oyun!..

Oyun başlamıştı. Kayıt 1,oyun 1.

Dört gün süren demo çekimleri bitmiş, kurgu aşamasına geçilmişti. 465 dakikalık kaydedilen görüntünün sadece 35 dakikası kullanılacaktı. Peki ama bu kaydedilen görüntülerde ben nasıldım? İyi oynamış mıydım? Bu sorunun yanıtını yönetmenim Fuzule Tezcan biliyordu. Çekimlerde yeterince birbirimizi tanımış, samimiyet geliştirmiştik. Merakla beklediğim bu sorunun yanıtını ona sordum ve cevap verdi. Ben yukarıda ayakları havada olan sorumun yanıtını almıştım. Çekimlere devam mı edecektim yoksa, yoksa… Bu sorumun yanıtını sizler, bir sonraki yazımda öğreneceksiniz.

 

Sevgi ile kalın.
22 05 2021
Memet Sönmez.

Haber Etiketleri
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x