Türkiye’de başörtüsü tartışmaları yeni bir boyuta taşındı. İlahiyatçı Emine Yücel, hükümetin sahipsiz hayvanların toplatılmasına ilişkin yasasına tepki göstererek canlı yayında başörtüsünü çıkardı. “Bir daha takmayacağım” diyen Yücel, “İslam’ın hiçbir prensibine yüklenmeyen bir önem başörtüsüne atfediliyor. Bu misyon sebebiyle başörtüsü, küresel emperyalizmin algı yönetiminde kullanılan bir sembol haline getirildi” ifadelerini kullandı.
Yücel’in bu kararı, yalnızca yasaya tepki olarak değil, aynı zamanda başörtüsünün dini bir gereklilikten çıkarılıp siyasi ve ideolojik bir sembol haline getirildiği yönündeki eleştirileri de gündeme taşıdı. Tartışma, muhafazakâr çevrelerde farklı tepkilere yol açarken, kadın hakları savunucuları Yücel’in sözlerini “dini sembollerin kadınlar üzerinde bir baskı aracı haline geldiğinin ifadesi” olarak değerlendirdi.
Benzer bir çıkış, geçtiğimiz ay yazar Berrin Sönmez’den gelmişti. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kadınların giyimine ilişkin 1 Ağustos tarihli hutbesine tepki gösteren Sönmez, başörtüsünü çıkardığını açıklamıştı. Sönmez ayrıca, kadınların miras hakkıyla ilgili hutbeler nedeniyle de bu kararı aldığını belirtmişti.
Uzmanlara göre, son dönemde artan bu tepkiler yalnızca bireysel kararlar değil; aynı zamanda Türkiye’de din-siyaset ilişkisi, kadın hakları ve toplumsal özgürlükler üzerinden süregelen tartışmaların bir yansıması. Başörtüsünün “inanç temelli kişisel bir tercih” olmaktan uzaklaştırılarak siyasal bir kimlik unsuru ve toplumsal denetim aracı haline getirilmesi eleştirilerin ortak noktası oldu.







