Pazartesi, Haziran 15, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Ekonomi

İnsanı alıklaştıran, toplumu kirleten, doğayı yok eden reklamlar…

Fikret Başkaya by Fikret Başkaya
10/07/2024
in Ekonomi, Manşet Haberler, Yazarlar
A A
0
İnsanı alıklaştıran, toplumu kirleten, doğayı yok eden reklamlar…
0
SHARES
937
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

Fikret Başkaya

 

Öyle bir reklam sağanağı ki, kurtul kurtulabilirsen… Bir günde maruz kalınan reklamları düşünün… Reklam en hızlı büyüyen sanayilerin başında geliyor. Dünya reklam harcamaları 2023’de %4,4 oranında artış gösterdi. 2024 yılında da 1 trilyon doları aşacağı tahmin ediliyor… Türkiye’de medya ve reklam harcamaları bir önceki yıla göre %121 oranında artarak, 140 milyar 690 milyon liraya yükseldiği tahmin ediliyor…

İki nedenle kapitalist üretim reklamsız yapamaz: Birincisi, kapitalizm sınırsız büyüme eğilimine ve dinamiğine sahip bir üretim tarzı. Büyüme veya yok olma ikilemi söz konusu; ikincisi, kapitalizm dahilinde üretimle ihtiyaçların tatmini arasındaki bağ ters-yüz olmuş durundadır… Normal işleyişe sahip bir sosyal formasyonda ilişkinin yönünün ihtiyaçtan üretime doğru olması gerekirken, kapitalizmde üretimden ihtiyaca doğrudur ki, bu sayısız sorunlar yaratıyor… Zira, üretilenin satılması problemli hale geliyor… İşte reklamın ve reklamcının işlevi bu çelişkiyi aşmak üzere devreye giriyor… Zira, satış olmadan amaç hasıl olmuyor… Realizasyon satışla mümkün oluyor… Bu amaçla da reklam, moda ve marka imdada yetişiyor…

Çok satmanın bir aracı da “proglamlanmış eskitme” denilen… Bir şeyin kullanım ömrü, ürünün tasarım aşamasında belirleniyor. Mesela 60 yıl kullanım ömrü olan bir buzdolabı, çamaşır makinası üretmek potansiyel olarak mümkün iken, 15 yılda kullanımdan düşecek şekilde tasarlandığında satışı da kârı da dörde katlamak mümkün oluyor… Yedek parça üretmeyerek de insanlar yeni ürüne mecbur ediliyor…

Reklam potansiyel müşterilerin [satın alabilir durumda olanlar] daha fazla satın almasını sağlamak üzere kelimeleri deforme ediyor, dili ve sembolleri manipüle ediyor, kelimelerin ve kavramların içini boşaltıyor. İnsanlarda satın alma istek ve arzusunu harekete geçirmek için göze pek görünmeyen bir strateji uyguluyor. Bütün bu reklam stratejisinin amacı insanları satın almaya ikna etmek ve o amaç için aldatmaktır. Reklam, kimi zaman gülünç, kimi zaman ‘sempatik’, kimi zaman da şaşırtıcı görüntü, imaj ve dille tehlikeli bir iş yapıyor.  Sürekli yenilenen bıktırıcı imajlar, sözler, görüntüler, sesler, vb. insanları alıklaştırıp- yaşamın anlamını yok ediyor. İnsanların düşünme yeteneğini köreltiyor, iyiyle-kötü, doğruyla-yanlış, güzelle-çirkin ayrımı yapmasını zorlaştırıyor. Bunları yazarken reklamcı taifesinin: ” siz insanları akılsız, öyle kolay kandırılır yaratıklar olarak mı görüyorsunuz, bu onlara harekettir…” dediklerini duyar gibiyim, ama dananın kuyruğu hiçte öyle değil. Zira yaptıkları söylediklerini yalanlıyor. Asıl amaçları insanları satın almaya ikna etmek üzere etkilemek değil mi?

Oysa insanlar pekâlâ manipüle edilebiliyor, etkilenebiliyor ve şartlandırılabiliyor… Elbette bıktırıcı tekrar da işlevsiz değil. Bu yüzden George Orwell haklı olarak: “64 bininci tekrarda her şey gerçek haline gelir” demişti… Gerçekten bir şey ne kadar çok tekrarlanırsa bilinç altına yerleşme olasılığı da doğru orantılı olarak büyüyor… Bu konuda şartlı refleks denilenle ilgili bildiğinizi hatırlamanız yeterli…

Fakat reklamcı sadece mal satmanın hizmetinde değil, politika pazarında da etkili, zira politika da giderek metalaşmış bir faaliyete dönüştü. Seçilmenin yolu artık reklamdan ve reklamcıdan geçiyor. Bu politikanın iflası demektir. Şunun için ki, malum “politika toplumsal yaşamı adalet içinde düzenlemek” anlamındadır… Oysa reklam ve reklamcının istediği yurttaş değil tüketicidir… Reklamcının başarısı insana insanlığını unutturmaktan geçiyor….

Ünlü çokuluslu reklam şirketi DDB’nin patronu Bill Benbach : “Onları bön ve aptal hale getir [Keep them simple and stupid]” derken, reklamla amaçlananın ne olduğunu pek de nazik olmayan bir üslûpla ifade ediyordu… Reklamcı her türlü imkân ve aracı kullanarak potansiyel müşteriyi satın almaya ikna ediyor. Bu amaçla insanları ‘çocuklaştırması’ gerekiyor… Başka türlü söylersek reklamcının imâl etmek istediği insan ‘çocuk olarak kalmış, çocuklaşmış büyüklerdir’…… Şu malı veya hizmeti satın alırsan mutlu olursun, almadığın zaman mutsuzsun. O halde reklamın önce insanda mutsuzluk duygusu, eksiklik duygusu yaratması gerekiyor ki, mutluluğa terfi etmek üzere önerilen ürünü satın alsın. Velhasıl mutsuzluk durumundan kurtulmanın yolu satın almaktan geçiyor…

Elbette sadece satın almak değil, herkesin aynı şeyi satın alması, daha çok, daha çok ve daha çok satın alması… durmadan satın alması… Öyle bir insan ki, nedensiz ve amaçsız, dur durak bilmeden satın alıyor, satın almak için satın alıyor ve satın aldığı için ‘mutlu’ olduğunu sanıyor. Reklam sahip ol diyor, insan ol demesi mümkün değil. Metroda bir reklam gözüme batmıştı… batmaması mümkün mü… İştahla çikolatalı pastayı yiyen genç kızın resminin altında: ” mutlu et kendini” yazılmıştı. Reklamda sanki iki farklı kişilik resmediliyordu veya genç kızın kişiliği ikiye bölünmüştü: biri mutsuz olan ve pastayı yiyince mutlu olacak olan, diğeri de yeme fiilini gerçekleştirmek üzere pastayı satın alacak olan… Reklamların tahribatının nerelere vardığının sadece bir örneği… Asgari sağduyu ve düşünme yeteneğine sahip biri daha çok sahip olmak eşittir daha büyük mutluluk denklemine itibar eder mi? Ne kadar sembol ve değer varsa insanları tüketim düşkünü, tüketim bağımlısı [alkol, uyuşturucu… bağımlısı gibi] yapmak üzere seferber ediliyor…

Bir şey üretmek demek doğadan bir şeyler çekmek, eksiltmek demektir ve bu dünyanın kaynakları sınırsız değil… Reklamlar her gün binlerce defa ‘daha çok satın al, daha çok tüket’ diyor lâkin üretilenin bir kısmı çöpe atılıyor. Çöpe atmak için üretimin kural haline geldiği bir dünyada milyonlarca insan açlıkla cebelleşiyor ve hâlâ kapitalist üretim tarzının yegâne rasyonel üretim tarzı olduğuna insanlar inandırılmak isteniyor. Üretim ve tüketim çılgınlığı ve atıklar doğa tahribatını derinleştirirken, insanı alıklaştırıyor, toplumu kirletiyor doğayı yok ediyor. Aslında çöp dağlarına bakarak insanlığın içine sürüklendiği sefil manzaraya dair fikir edinmek mümkün…

Moda ve marka da satın alınanın eskimesine izin vermiyor. Yeni olan muteberdir düşüncesi sürekli tekrarlanıp, tam bir saplantı haline getiriliyor ve tabii durmadan şeylerin yenileri üretiliyor ve yeniye sahip olmak da “mutlu olmak demek”… Reklamlar ürün fiyatlarını yükseltiyor ve ‘kaliteyi ucuza’ aldığını sanan şanslı tüketiciye yükleniyor. Ödediğiniz fiyata reklam maliyeti de dahil… Reklamlar basın özgürlüğünün de düşmanı.

Aslında modayı, “süratle yok olmak üzere üretilen bir şey” saymak mümkündür… Zira, moda doğduğu anda ölüyor… Devam etmesin diye üretiliyor… Bunu, “moda demode olmak içindir” şeklinde ifade edebiliriz… Zira, bir sonraki bir öncekini yok ediyor… Velhasıl tam bir israf ve yok etme aracı… Satın alınan giysilerin bir kısmı bir-iki kullanım sonucu çöpe atılıyor… Eskiden moda kreasyonları, sonbahar-kış ve ilkbahar-yaz olmak üzere yılda iki defa yapılırdı… 2014 yılından itibaren ‘hızlı moda’ (fast fashion’ denilen peydahlandı… Yıl 52 mikro-sezona bölünmüş, artık moda sezonu 2 değil, 52…Bu saçmalığın neden olduğu israfı, doğa tahribatını düşünmek bile rahatsız edici değil mi? Başta Batılı emperyalist ülkelerdekiler olmak üzere, dünyanın ‘mutlu azınlığına” mensup kadınların yılda yaklaşık 30 kilo elbise satın aldığı ve %30’unu hiç kullanmadığı, bir defa bile giymediği tespit edilmiş… Eğer beş yıl hiç giysi (elbise), ayakkabı, çanta ve ayakkabı üretilmese mevcut stoklar yeterdi, ama bunların hepsinden bu yıl geçen yıldakinden daha çok üretilecek… İşte kapitalizm böyle bir şey… Fazla söze gerek var mı?

Tags: Fikret BaşkayakapitalizmReklamTüketim
Previous Post

Futbolcu Merih ile açığa çıkan gerçek: Tırmanan faşizm!

Next Post

Fransa nereye gidiyor?

Fikret Başkaya

Fikret Başkaya

Lise eğitimini İzmir Atatürk Lisesi'nde yaptı. Daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi iktisat ve maliye bölümlerini bitirdi. Paris ve Poitiers üniversitelerinde doktora öğrenimini tamamladı. Yurt dışında bulunduğu süre boyunca; azgelişmişlik, emperyalizm ve kapitalizmden sosyalizme geçiş sorunları üzerine birçok araştırma yaptı. Bir süre Sosyal Hizmetler Akademisi'nde iktisat dersleri verdi. Abant Izzet Baysal Üniversitesi iktisat bölümü öğretim üyesi iken Paradigmanın İflası adlı kitabından ötürü Terörle Mücadele Yasası'na muhalefetten 20 ay hapis cezasına çarptırıldı. Haymana Kapalı Cezaevi'nde cezasını çekti. 2004'te, 1994 yılında Gündem gazetesinde yayımlanan ve hiçbir adli işleme konu olmayan makalelerine "Akıntıya Karşı Yazılar" adlı kitabında yer veren Doç. Dr. Fikret Başkaya'nın, "devletin manevi şahsiyetine hakaret ettiği" gerekçesiyle 3 yıl hapsi istendi. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada Başkaya'nın 'eleştiri sınırları içinde kaldığı'na hükmedilerek hakkında beraat kararı verildi (2005). 2006 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı, Başkaya'nın 'Paradigmanın İflası' adlı kitabına sesli kitap projesinde yer verdi. Fikret Başkaya 2007 yılı itibarıyla Özgür Üniversite'nin başkanlığı görevini sürdürmekte ve bu kuruluşta gönüllü olarak ders vermektedir.

Yazarın Diğer Yazıları

Politik İslamcı son hamle…
Manşet Haberler

Politik İslamcı son hamle…

02/06/2026
“Terazi Bozuk”
Manşet Haberler

“Terazi Bozuk”

09/05/2026
Sadece sürücüyü değil, aracı da değiştirmek gerekiyor
Manşet Haberler

Sadece sürücüyü değil, aracı da değiştirmek gerekiyor

30/04/2026
Duyduk, duymadık demeyin: Komünizmden başka bir gelecek yok…
Manşet Haberler

Duyduk, duymadık demeyin: Komünizmden başka bir gelecek yok…

17/04/2026
Yapı Kredi’den radikal karar: Şiddeti özendiren dizilere reklam yok
Manşet Haberler

Yapı Kredi’den radikal karar: Şiddeti özendiren dizilere reklam yok

17/04/2026
“İç Cepheden” Sevgilerle…
Manşet Haberler

“İç Cepheden” Sevgilerle…

01/04/2026
Next Post
Fransa nereye gidiyor?

Fransa nereye gidiyor?

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

İsviçre’de kadınlar sokaktaydı: 14 Haziran grevi ülkenin dört bir yanında alanları doldurdu

İsviçre’de kadınlar sokaktaydı: 14 Haziran grevi ülkenin dört bir yanında alanları doldurdu

by Mehmet Murat Yıldırım
15/06/2026
0

Mehmet Murat Yıldırım İsviçre’de 14 Haziran, otuz yılı aşkın bir süredir kadınların eşitlik mücadelesinin en önemli simgelerinden biri olarak görülüyor....

15-16 Haziran’ın 56. yılında işçi direnişleri sürüyor

15-16 Haziran’ın 56. yılında işçi direnişleri sürüyor

by Fulya Çağlar
15/06/2026
0

Türkiye işçi sınıfının hafızasında özel bir yere sahip olan 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nin üzerinden 56 yıl geçti. 1970 yılında...

Bulanmadan, donmadan akmak…

Bulanmadan, donmadan akmak…

by Korkut Akın
15/06/2026
0

Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, her şey birbirine girmiş, kördüğüm olmuş, bir ipucu bile yok ucundan tutacağımız. Sosyal, siyasal, ekonomik,...

İsviçre’de “10 milyon nüfus sınırı” referandumuna ret

İsviçre’de “10 milyon nüfus sınırı” referandumuna ret

by Sonhaber
15/06/2026
0

İsviçre’de sağ popülist İsviçre Halk Partisi’nin nüfusu 2050 yılına kadar 10 milyon kişiyle sınırlandırmayı hedefleyen girişimi referandumda kabul görmedi. Henüz...

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik