İnsanın ölüme ve aşka bükülmesi

HomeYazarlar

İnsanın ölüme ve aşka bükülmesi

Mazlum Çetinkaya

Maddenin kendi içine büküldüğü yerdeyiz işte sevdiğim. Kendine dönüşen, kendine üşüyen, kendine kendi yazgısı olan yerde.

Rumca sızlayan bir annenin alfabesi geliyor gözlerimin önüne. Hemen her dilde acının harfleri birbirine nasıl da benziyor, değil mi?

Ekmeği ıslattık su ile, aşkı ıslattık söz ile, kendimize dair söz vermişlikler.

Suyun halleri ve aşkın halleri desem, aklına ne gelir, sevdiğim.

Başladık ve donmuş bir buz kalıbını o gece kırmadan yavaş yavaş ısıttık, bir afyon gecesiydi yolların ışığını unutamıyorum, kalbimin gidişini yeni bir rüzgâra gittiği o geceyi.

Alışırım elbet bir gün beni bıraktığın o yere de, o geceye de, neye alışmadık ki!

Bak emek ve sevgi o buz kalıbını nasıl da ılık bir suya dönüştürdü. Yetmedi, içinden akanları gördükçe yetmedi suyun o halleri, ılık o bir sabaha uyanma hallerin senin.

Isıtalım dedi kalbimde bir ses, sonra senin kalbinde bir sevgi, sesindeki o gülümseme, dudaklarının en ucundaki yerden çok uzaklara giden…

Isıtalım dedik suyu bir daha, tek şey vardı elimizde, bir tek şey; sevmek.

Şimdi değil ama sonra kızardım sana demiştin, gelmeseydin eğer. Ne güzel bir kızmaktı o öyle, sadece sessiz bir kaç cümleyle kızan biriydin sen işte. Bütün kızmak hallerinin sevgiye dair olması ne güzeldi.

Uyandık o sabah, ben eski bir travmayla sen de daha dünden kalma yeni bir acıya gözlerini açmıştın.

Su ısınıyordu, su aşk alıyor, madde kendine doğru, kendi içine doğru büküyor ikimizi. Nasıl da güzel bir bükülmektir bu.

Gözlerine bir daha baktım, soramadım bu gözler kimin diye, şairli olanlarını geldiğin yerde bırakmıştın, soramadım; korktum!

Suyun kaynama hali dünyaya aşk hali oluyor.

Birini geçmeyeceğini bildiğin yolda, bile bile o birini beklemek.

Sonra kendine bir yer bulamamak, kendinin olamamak ve başkasına kalmak hep, bir tutsak gibi; gözlerinle ağzın arasında, ağzınla sesin arasında, sesinle düşlerin arasında tutsak kalmak.

Oturup başkasının hikâyelerini konuşmak, başkasının yaptıklarını, yapacaklarını, ve kendinin hikâyesine “sus hikayesi” olmak.

Kendinin iç ağrılarının toplamını bir tek kendin bilmen ve ölümle yaşam arasındaki mesafeyi kaldırmak yeniden bu kötü dünyaya dair tercihlerini düşünmeye başlamak…

Sen birinin kedisine ağlarken o biri dönüp senin ölümünü bile görmüyordur belki.

Aşkın bu fiilden halleri suyu bitiriyor.

Parmağının tam ortasında eski bir cam parçası, bedeninin ince ince sızlaması, onun hatırına o cam parçasından ayrılamamak, tüm sızısına rağmen…

Suyun halleri ve aşk desem, aklına ne gelir?

Ve belki bir gün hisseder diye kendi bedenin içinde birinden hatıra bir cam kırığı taşımak.

Ve tekrar tekrar kaçtığın yere sığınmak.

Burnunun dibindesindir, eli elinde, yüzü yüzünde, sesi sesinde ama o şairin dediği “o şımarık gurur yok mu?”

Geçen her araca bakarsın, içinde yüzü cama dayalı birini beklersin, en çok gözlerini merak edersin, yalnızlıktan ve yaştan üşüyen gözerini.

Bir aşkın ekmeğine kaynıyor su, senin gittiğin o uzağa ve benimle burada kalan yalnızlığıma.

Kendi içine bükülüyor sanki her şey; madde kendi içine, devrim kendi içine, aşk kendi içine. Her şey bir yere doğru bükülüyor…

Ve sonra insan, günü gelince kendisinin olmayan o ölüme doğru bükülmüyor mu?

 

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments