“İslam’da Feminizm” YOKTUR!

Sadece Feminizm mi? İslam’da hiçbir “-izm” yoktur! Hemen gardını alıp silahına davrananlar olacak bu giriş için, biliyorum. Az bir sakin lütfen!.. Önce bir ‘neyi niye dedik?’ açıklayalım, kalkanları hazırlayalım, sonra ateşe geçersiniz…

Öncelikle yazının sahibi olan Neval Sultan’ın “kadın” bir ilahiyatçı (teolog) olduğunu söyleyelim.

Amman ha “kadın”ı da tırnak içine alalım…

Niye alıyoruz ki? Eğer bir üroloğa tedavi olmaya gitmediysek niye belirtiriz ki cinsiyetimizi?

Cinsiyetimizin üroloğa lazım olduğu gibi sosyoloğa, siyaset bilimcisine, tarihçiye, gazeteciye, okuyucuya, bilim insanına da lazımlığı mı var?

“Hmm, bunu kadın söylemiş yanlıştır, erkek demişse doğrudur” mu deniliyor yoksa?

Daha cümlemdeki soruyu yazmayı bitirmeden fark ettim ki evet, “öyle deniliyor.” Ve kadınlar son yüzyılda adına Feminizm denilen bir akımla tam da bu “öyle deniliyor” ile mücadele ediyor.

Mücadelenin amacını onaylasam da akımın ismi ve yapı/lanma/larıyla pek anlaşamadığım için “Feminist değilim” diyerek kategorize edilmeyi reddettiğimi ve sebeplerini başka bir yazının konusuna paslayarak ve feminizm tarihini de zaten bu hafta her yerde görecek, duyacak ve bilmiyorsanız öğrenecek olduğunuzu varsayarak “neyi niye dedik?” bölümüne geçeyim.

İslam’da hiçbir -izm yoktur. Çünkü özelde İslam dini, genelde tüm dinlerden çok sonra çıkan kavramlardır. Sonra çıkan/oluşan bir kavramı, önce olanın içinde aramak tarih felsefesi okuyanlar bilir ki “Anakronizm hatası” yapmak olur.

İslam için bugün vardığımız noktadan baktığımızda ise karşımıza kendi içinde dallara ayrılabilecek iki temel ayrım çıkıyor:

1) Orijinal antik metnin söylemleri…

2) Yıllar içinde o söylemleri dinlediğini ve anladığını iddia eden insanların siyaset, ekonomi, kültür, coğrafya, ırk özellikleri vs ile harmanlanmış algıları ile oluşturdukları ve aynı adı taşıyan başka oluşum/lar…

Orijinal metin üzerinde çalışan bir bilim insanı olarak, Kur’an’ın söylemleri içinde genel ilkeler itibariyle herhangi bir cinsiyet ayrımı yapılmadığını söyleyebilirim…

Der demeeez!..

Eller yine ceplerdeki kadın kelimeli ayet cephaneliğine uzanıyor görüyorum… Aha biri “kadının şahitliği meselesini” çıkarıyor… Şimdi fırlatacak… Dur ben kalkanı o tarafa yönlendireyim…

Güzel kardeşim oradaki konu kadın kimliği ve cinsiyet ayrımı üzerine değildir. Ayetin ana fikri unutma konusudur. İşin ehli olmayanlar, o iş ile ilgisi olmayanlar şahitlik edecekse yanılma veya yanlış anlama payları olduğu için, iki kişi olmaları gerektiği söylenir. Kadın kelimesinin geçmesi örnektir. Toplumda kadınların çok ilgili ve bilgili olmadığı ticarette değil de süt emzirmede sıkıntılar olsaydı ayetteki örnek “iki erkek şahit getirin” şeklinde olabilirdi.

Mirasta eşit pay almama konusunu mu getireceksiniz şimdi? Onu da söyleyelim. Kadın-erkek eşitsizliği değil, miras paylaştırılırken, miras bıraktığın malın oluşumunda katkı sağlayan ve emeği olanların daha fazla pay almasıdır onun ana fikri de… Adaletli taksim yani… O günün ataerkil toplumunda miras bırakılacak malın erkek evlatlarla birlikte kazanılıyor olmasından kaynaklı adaletli taksim örneğidir. Ticaret kervanları başında kızı gittiyse, malı ikiye üçe katlayan kızıysa, savaşta ganimeti çarpışa çarpışa alan kızsa, oğlanın pek de bir katkısı olmamışsa miras ayetinin adaletli taksim ana fikri doğrultusunda oğlana bir kıza iki hisse verilir. Bu kadar basit.

Sırada ne var? Kılık kıyafet yönetmeliği mi? Kadınlara örtünün demiş de erkeklere dememiş mi? Kadınlara da “örtünün” dememiş zaten… Her iki cinse de “toplum yaşamı içinde iç içe, omuz omuza olun ama sosyal hayatta ve iş hayatında cinsel kimliğinizi kullanarak var olmaya çalışmayın, gerekli önlemleri alın” demiş.

Diğeri ne? Çok eşlilik mi? Toplumun sınırsız kadınla evlenmeyi hak gördüğü yerde “yok o kadar evlenemezsin, öksüz kalan kızlar varsa ve onları koruman gerekiyorsa sınırlı sayıda evlenebilirsin ama bu senin için iyi olmaz, tek eş iyidir” deyince çok eşliliği tavsiye mi etmiş oluyor?

Sonraki? “Neden hep erkeklere hitap ediyor cümleler?” mi? Çünkü metin, yol gösterdiği toplumun konuştuğu dil ile cümle kuruyor. Araplar toplulukta bir tane erkek varsa erkek zamiri kullanıyor hitap için de ondan… Lisan incelikleri yani…

Ne kaldı ceplerde? Haa tamam, “peygamberin cinsel hayatı”… Çok kadın almışmış, ayetler kadınlarıyla ilişkileri hakkında söz söylüyormuşmuş, evlatlığının karısını boşatıp almışmış… Falanmış filanmış… Toplumu her karesiyle düzenleyen bir yaşam kullanım kılavuzu şimdi gelse ve örnekler de dahil hiçbir yerde temel dürtümüz/itkimiz olan cinselliğe hiç karışmasa “bu nasıl yaşam kılavuzu, yaşamdaki cinselliği yok saymış!” deriz. Evlatlık müessesesini şimdiki gibi algılayarak peygamberin elinde büyüyen ve ona baba diyen bir çocuğun karısıyla evlenmiş olmak diye düşünmek ise bambaşka bir anakronizm hatasıdır. Muhammed ile evlatlığı denilen Zeyd arasında 4 yaş vardır. Ayrıca Zeyd’in boşandığı eşi peygamberin ricasıyla Zeyd’le evlenmiş olan Peygamberin halasının kızıdır.

Şimdi müsaade ederseniz elimdeki kalkanı kenara bırakayım da aslında Kur’an yani orijinal metin Kadın hakkında ne diyor onu bir söyleyeyim…

Kur’an kul olarak Allah katında cinsiyet ayrımı yapmıyor. Bu ayrımın yapılmadığını göstermek için de öncelikle geldiği/söylendiği toplumda bir hiç olan kadının varlık sahnesine çıkması gerekiyordu. Yani metin, muhatabının insan olduğunu, kadının da o insanın içinde olduğunu anlatmalıydı. Bu yüzden ilk ayetlerde, toplumun sadece namus simgesi olarak gördüğü kadını diri diri gömüldüğü topraktan çıkardı. Bir birey olarak topluma yerleştirdi. Eylem ve bilinç düzeyine erişmiş bir kul oldu. Yok sayılırken Allah’ın muhatabı olduğu gerçeğiyle toplumu yüzleştirdi. Kimlik ve kişilik kazandı. Sorumluluk yüklendi… Ve kadın artık o toplumda bir “Birey”di…

Peki madem böyleydi, ne oldu nasıl oldu da kendini birey yapan, sorumlu tutan, cinsiyet ayrımı yapmayan bir dine inanan kadınlar, bugün özellikle Ortadoğu coğrafyasında en kimliksiz, en kişiliksiz, en mazlum, en mağdur, en cahil, en hiç konumuna geriledi? Kur’an’ı bir yaşam kullanım kılavuzu olarak benimsemiş bir kadın yani bir Müslüman, nasıl oldu da son yüzyılların kadın hakları savunuculuğu yapan -izm’leri, onu bireyleştiren kimliğinin başına koyar oldu? İslam’da feminizm veya İslami kesimde kadınların mücadele tarihi veya İslam Feminizmi gibi kelime öbeklerine ve sıfatlamalara neden ihtiyaç duyuldu?

Çünkü devreye ikinci maddede belirttiğimiz oluşum/lar girdi de ondan. İslam peygamberinin ölümü sonrası Araplar vazgeçemedikleri kültürlerine geri döndüler ama İslam adını değiştirmediler. Kadına verilen bireylik onların ataerkilliğini ziyadesiyle rahatsız etmişti. Alt bilinçlerini savaşlarla hakim oldukları coğrafyalarda İslam adı vererek kustular. Siyasi, ekonomik, sınıfsal, kültürel, ırksal, dini tüm alışkanlıkların, çıkarların, insan hatalarının birbirine karıştığı bu yeni sorun yumağından en fazla mağduriyet de kadının payına düştü elbette…

Evlere hapsedilen, namus sembolü görülen, ibadethaneye girişi yasaklanan hatta bireysel ibadeti bile regl dönemi bahane edilerek engellenen, söz hakkı elinden alınan, eğitim alması hoş görülmeyen, kıyafeti tercihine bırakılmayıp erkeğin iki dudağı arasında olan, biraz bilinçlenip özgürlük ve bireyliğini isteyecek olsa kaba kuvvet ve her tür şiddet ile baskılanmaya çalışılan kadın oldu… Öyle oldu ki erkek, otoritesinin yeterli baskıyı sağlamadığını düşündüğü yerde yardım olarak kendi ataerkil zihniyetine göre yorumladığı inanç temelli kutsal metinleri çıkardı kadının karşısına. Yeterli eğitimi alamadığı için özgüven de geliştirememiş olan kadın “Tanrı böyle diyemez, o senin salak kafanın algısı!” diyemedi… Ve bugün mücadele ettiği şeyin Kur’an’daki kadın konumu olduğunu sanan Müslüman “kadınlarımız” doğdu… Kur’an ve İslam adını kullanarak uydurulan yeni dine ve oradaki konumuna karşı savaşıyordu oysa…

Evet, ben feminist değilim. Ama 1400 yıl önceki antik bir metinde kadının insan olarak değerlendirildiğini ve toplumsal yaşamda “cinsiyetsizlik” üzerine inanırlarını eğittiğini gördüm ve böyle bir bireylik ile cinsiyetsizlik istiyorum. Değil herhangi bir cins, türlerin bile birbirine üstünlüğü olduğunu düşünmüyorum.

Tüm farklılıkları ile tüm türlerin temel hak ve özgürlüklerine kavuşması için verilecek bir mücadele için herhangi bir sıfat olması gerektiğine de inanmıyorum. Ama belli bir kategori içinde mücadele etmeyi tercih edenleri de saygıyla selamlıyor, zafer sizinle olsun diyorum.

Son söz olarak diyorum ki;

Demek ki neymiş:

İslam’da Feminizm yokmuş ama “Feminizm’de İslam” VARMIŞ!

 

Neval Sultan
İzmir/Mart-2021

Yazar Profili

Sultan Neval Şimşek
Sultan Neval Şimşek
Sene 76'da Üsküdar'da doğmuş bir Allah kuludur. Bilgiye aşıktır, paylaşmaya sevdalıdır. Eğitimini sorarsanız; güzel yurdun dört bir yanındaki temel eğitiminden sonra Ankara Ün. İlahiyat Fakültesi efsanesine 93'te dahil olmuş, 19 Mayıs Ünv.'de İslam Tarihi yüksek lisansı yapmış ve Akademisyen olarak göreve başlamış, Uludağ Ün.'de doktorasına devam etmiştir. Mesleği şimdilik öğretmenlik olsa da, iş hayatına yayınevlerinde redaktör olarak başlamış, mütercim olarak kitaplar yayınlamış, Akademisyenlik yıllarında Samsun yerel basında gazetecilik, sayfa editörlüğü ve köşe yazarlığı da yapmış, 300'den fazla makaleye imza atamış, çocuklar için çeşitli öykü kitaplarında hikayeler yazmıştır. Bilim Uzmanı ünvanıyla bağımsız akademik çalışmalar yapmakta, araştırmacı yazarlığı ile kitaplar hazırlamaktadır. Ayrıca Gel DİN'le adlı youtube kanalıyla Kur'an anlatımları, müfredat dersleri, universite ve lise gecis sınavlarına ogrenci hazirlayan videolar, radyo söyleşi ve seminer programları yayinlamaktadir. 

Sevgi ve barış ile aydınlanacak bir dünya için üstüne düşeni yapmayı kendine ilke edinmiştir.
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x