Haklısınız, bir film gelir ve iklim değişir… Kemal Burkay da, onun güzelim şiirini müzikleyenler de, dinleyenler de bir filmin iklimi değiştirebilecek güç ve kudrette olduğunu biliyordu. En tam da o nedenle İstanbul Film Festivali boyunca sinema salonları heyecan, merak ve umutla doluyor. Bu yıl, 11 – 22 Nisan tarihleri arasında İstanbul’un birkaç merkezinde, birkaç salonda gösterilecek seçme filmlerle buluşacağız.
İlk festival, Atatürk Kültür Merkezi’nde, iki belgeseldi benim için. Biri Nureyev, diğeri Picasso. Picasso’yu iki kez izlemiştim arka arkaya, müthişti. Aradan yıllar geçti, Dünya 44 kere döndü Güneş’in etrafında, biz büyüdük, yaşam değişti şairin şiirce “iklim değişir Akdeniz olur” dediği gibi. Nice güzellikler yaşadık o salondan bir diğerine seansa yetişmek için. Gözlerimiz kan çanağına dönüştü, öncesinde program yaparken. Teknoloji de değişti, şimdi bir çırpıda filmleri, içeriklerini öğreniyor ona göre tercih belirtiyoruz. Vizyona girecek olanları seçmekten kaçınanlar, özellikle titiz davranıyor, o güzelliği bir daha izleyemeyecekleri için.
Bölümler…
Filmler daha açıklanmadan, dedikoduları başlıyor. Hele bir de siyasi erk, sanattan korkuyorsa, sansür ama öncesinde yasak(lama)lar yaşanacaksa, troller başlıyor ortamı germeye. 44 yıl, dile kolay. Nasıl bir hazırlık yaşandığını, gelin, “film festivali” deyince aklımıza bir mıh gibi çakılı Değerli Onat Kutlar’dan aktarayım. Çok yıllar önceydi, Onat Ağabey, o kötü, akıl almaz, savunulamaz saldırıya uğramamıştı daha, aramızdaydı. Bir festival açılışında, “Oh be, şimdi rahatladım” diye katılmıştı aramıza. Belli ki bir telefon görüşmesi -o zaman ne arıyor cep telefonu, internet vb.- yapmıştı; gözleri ışıl ışıldı. “O da tamam, şimdi festival başlayabilir benim için” dedi. Başlıyor ya Ağabey, az sonra açılış filmine gireceğiz dedim. Yok, dedi, “Önümüzdeki yılın programını tamamlandı.” Yani bir yıl öncesinden bir yıl sonrasının programını düşünüyordu. Öyle ya, herkesin işi vardı, zamanı doluydu, gelip gelemeyeceğini iki gün öncesinden bildirmek mümkün değildi. Filmleri o gözle izleyiniz, arkasındaki emeği göz ardı etmeden. (Sinemacı arkadaşlarım kızmasın, tabii ki, film çekmek, ekipçe çok çalışılarak yapılan meşakkatli bir iş, onların hakkını da tanımak gerekir.)
Bizim gibi erki de, muhalefeti de, sosyal katmanları da ekonomi gibi, sağlık sistemi gibi, eğitim programı, barınma sorunu, enflasyon yüksekliği, çevre sorunları gibi her şeyi karmakarışık bir ülkede planlar da ancak üç günlük yapılabilir; buna da bağlı olarak birçok şey değişir gündemle birlikte. “Nerdesin Aşkım” bölümünün olmaması alabildiğine eleştirildi. Oysa sadece bizde değil tüm dünyada üretilen filmler arasından yapılan seçimle geliyor filmler. “Köprüde Buluşmalar” yerli yerinde… Gelen olur, gelemeyen olur, istemeyen olur, istediği halde kabul edilmeyen olur, protesto eden çıkar… olur da olur. Programlar da değişir bölümler de, yeter ki mevsim değişsin ilkbahar olsun.
Bu yıl, filmleri festivalin internet sitesinden seçip, yine internet üzerinden bilet alarak izleyeceğiz. Alışkanlıklarımızın yıkılması gerekiyor, biraz emek harcayıp (ekonomik olmak adına, kataloglar da yok artık) her gün siteyi ziyaret edip bilet almak gerekiyor. İtirazlara, Berlin Filarmoni Orkestrasını yılbaşı konserinde dinlemek isteyenlerin bir gece yarısı bilmem hangi merkezde imza atmaları, bir gün başka bir merkezde belki kuyruğa da girerek kendilerini göstermelerini örnek göstermeliyim. Bu güzelliği yaşamak isteyenler sanmıyorum ki, yerinsinler.












