İtalya’da Koronavirüs vakalarının sayısı son 48 saat içindeki ani artışla 200’ün üzerine çıktı. Ülkenin kuzeyinde yer alan, toplam 50 bin kişinin yaşadığı bir düzine yerleşim bölgesi karantinaya alındı. Aralarında Venedik Karnavalı’nın kapanış töreninin de bulunduğu etkinlikler iptal edildi. Avrupalı yorumcular virüsün yayılmasını bu şekilde durdurmanın mümkün olup olmadığını tartışıyor.
St. Galler Tagblatt (isvicre)
Koruma önlemleri işe yaramadı
St. Galler Tagblatt, gerçeklerin altını çizme ihtiyacı duyuyor:
“Her ne kadar önyargılarımızla çelişse de, Koronavirüsün İtalya’da yayılmasında yetkililerin herhangi bir kabahati yok. Aksine, İtalya salgının yayılmasını önlemede örnek bir rol üstlendi ve Çin uçuşlarını iptal eden ilk AB ülkesi oldu. Daha ocak ayında Conte hükümeti 6 bin kişi taşıyan bir yolcu gemisini, iki yolcunun hasta olması nedeniyle Civitavecchia açıklarında tutmuştu. Adı geçen iki kişinin sıradan gribe tutulduklarının anlaşılmasının ardından yolcuların 24 saat sonra karaya çıkmasına izin verildi. … İtalya anlaşılan bu kez şanssızdı.”
Süddeutsche Zeitung (Almanya)
İtalya iyi bir örnek
Acil durumlarda İtalya her zaman kendini aşmasınıbilmiştir,
Süddeutsche Zeitung:
“Deprem gibi büyük felaketler ülkelerini vurduğunda İtalyanlar safları sıklaştırmayı bilir; hızlı, etkili ve dayanışmacı hareket eder. … SARS-CoV-2’nin Avrupa’da yoğun olarak yayılıp yayılmayacağını kimse söyleyemez. Buna karşın müdahale edilebilecek bir nokta, toplu histerinin oluşmasını önlemek. Çin’dekinden farklı olarak bunun için sadece azimle hareket eden iktidarlar yeterli değil, aynı zamanda daha dürüst, daha ciddi ve olanları ne küçümseyen ne de insanları korkutan bilgilere ihtiyaç var. Anlaşılan İtalya bu konuda da iyi bir örnek olmakta kararlı.”
Lidové noviny (Çek Cumhuriyeti)
Gripten daha kötü değil
Koronavirüs yüzünden paniğe kapılmak hiçbir işe yaramaz, diyor Lidové noviny:
“Avrupa’da 50 bin kişinin karantinada tutulduğu günler çok gerilerde kaldı. Hastalığın bulaştığı insanların sayısı hızla artacak olursa sınırların kapatılması ve seyahatin kısıtlanması talepleri daha da güçlü şekilde dile getirilecektir. Güvenliğimiz için neleri göze almaya hazırız? Adı geçen sınırlamalar birkaç günlüğüne sorunsuzca uygulanabilir ama Çin menşeli salgının boyutları düşünüldüğünde, bu koşulların aylarca sürmesi gerekebilir. … Koronavirüsten ölüm oranı, kıtamızı her kış kasıp kavuran ve kimsenin paniğe kapılmasına neden olmayan sıradan griple aynı düzeyde sayılır [sic]. Bu ve benzeri hastalıkların riskine alışacak mıyız, yoksa kendi kendimizi tecrit etmeye mi başlayacağız?”
Corriere della Sera ( İtalya)
Sağlık Örgütü dişsiz bir kaplan
İtalya Anayasa Mahkemesi eski başkanlarından Sabino Cassese, Corriere della Sera’da kaleme aldığı yazıda, dünya sağlığını güvence altına alması beklenen kurumun ne kadar güçsüz olduğunun görüldüğünü vurguluyor:
“Dünya Sağlık Örgütü WHO’nun yıllık bütçesi, ancak 2,2 milyar dolar düzeyinde (New York’ta büyükçe bir hastanenin maliyetlerinin yarısı kadar), dolayısıyla Koronavirüs ile mücadele edebilmek için bir bağış kampanyası başlatmak zorunda kaldı. … Bundan daha da önemlisi, örgütün yetkileri son derece yetersiz: Araştırmaların bir araya getirilmesini destekleyebilir, teknik talimatlar verebilir, danışmanlık, denetçilik yapabilir, basını bilgilendirebilir, halkı aydınlatabilir, ilaçların kalitesini onaylayabilir, alarm verebilir ve teyakkuza geçme çağrısında bulunabilir. … Ancak iş gerçek bir sağlık polisi gibi çalışmaya geldiğinde, WHO’nun sınırları belli.”
Contrepoints (Fransa)
Maske kullanımını Twitter aracılığıyla yaygınlaştırmak
Contrepoints için yazan bilişim uzmanı Frédéric Prost’a göre hastalığın yayılmasına karşı alınan önlemlere sosyal medya ağlarının dahil edilmesi, tecritten daha etkili bir mekanizma olabilir:
“Hastanelere gitmeme, maske kullanma, kendi kendini tecrit gibi önlemler de, etkileri de biliniyor. … Ancak yetkili makamlar, bu önlemlerin uygulanıp uygulanmadığını bilemiyor. Bu noktada sosyal medya ilginç bir seçenek olabilir. Bilginin tabandan yukarı bir süreçte yayılması, hiçbir yetkili makamın ulaşamayacağı kadar derinlemesine nüfuz edebilir. Sosyal medya bu gibi uygulamaların görünür olması ve teşvik edilmesini sağlayabileceği gibi, yetkili makamların da bunları gerekli oranda dikkate almasını destekleyebilir. Ancak bunun bir garantisi yok: Sosyal ağlarda yalan haberlerin, söylentilerin bini bir para. Üstelik bunun için hükümetlerin yurttaşlarına güvenmesi şart.”
Sonhaber












