Bir ülkede güven yitirilmediyse, o toplumu tümüyle ilgilendiren konularda yapılacaklar açıklıkla toplumla paylaşılır. Çünkü nihayetinde çeşitli yönetim makamlarında bulunanlar toplumun temsilcileri olarak o görevlere seçilmişler ve getirilmişlerdir. Bu durum uygar toplumlarda ve devletlerde normal bir işleyiştir. Ancak uygarlığa hâlâ uzaktan karpuz kesen toplumlarda ise ülke ve toplum için hayati önemdeki politikalar ve kararlar sanki Ali Cengiz oyunu anlayışıyla uygulanır… Bunun böyle olmasının nedeni tabii ki yol yöntem bilmemek değil, işin altında bir Çapanoğlu yatmasıdır.
Örneğin, toplum son on yıllarda defalarca referanduma götürülüp iktidar lehine onaylar alınmışken, mesela bu son açıklanan sürecin istikâmeti ve bu yönde yapılacaklar için referandum neden düşünülmez? Biliniyor ki iktidar artık tüm gücüne rağmen o evet’i alamayacaktır.
***
Son günlerde izlediklerimize göre; ABD’den dönüldükten bir hafta sonra Mecliste DEM’lilerle tokalaşılarak önceden hazırlanan yol haritası için içeride düğmeye basıldı. İlk başlarda, iktidar kendi sıkışmışlığı(oy kaybı, yeni anayasa vb.) nedeniyle Kürt Hareketi’ne oyun kuruyor gibi okumalar yapıldı. Bu olasılık tamamen bir kenara bırakılamaz tabii ki…
Ancak meseleye Ortadoğu kazanındaki zehirin çok geniş bir alana yayılmasını düşünüp, bu meyanda kazanın asıl kaynatıcısı ABD’nin içine Türkiye’yi de alacak detaylı bir senaryo kurması kendisinden beklenir bir durum.
Son anketler de gösteriyor ki iktidarın kendini ve ülkeyi getirdiği noktada meşru bir seçim kazanması mümkün görünmüyor. Zira, anketlerde Özgür Özel bile kendisini geçer olmuş!
Emperyalizmin baş aktörünün Büyük İsrail Projesi’nin önünü iyice açmak için, hazır iktidardayken ve ellerindeki özel şantaj bilgilerinin-belgelerinin verdiği rahatlıkla kazan-kazan senaryosunun icra edilmesini beklemesi şanındandır! Ama her zaman iyi senaryodan iyi film çıkmaz; yönetmen ve oyuncular da filmin kalitesini belirlemede pay sahibidir.
Öte yandan yeni bir seçimle gelecek olanın bu senaryoya rest çekmeyeceğinin garantisi yoktur. Görev süresi bitmeden bu işi halletmek akılcıdır! Senaryonun kitlelere pazarlama görevi de her zamanki gibi karşı tarafın en ucundaki yardımcıya düştü. CHP de kendince nedenlerle(barış, Kürt oyları…) bu çembere girdi…
Siyasi manzaraya bu pencereden bakarsak; bu işte kazın ayağı asıl olarak barış, Kürtlerin devletleşerek özgürleşmeleri değil, Ortadoğu’da ABD ve İsrail’in sağdıcı olarak koçbaşı bir devletciğe ihtiyaç olmasıdır. Hatırlayalım, IŞİD’le mücadele günlerinde ABD’li bir yetkili Ortadoğu’daki Kürt askeri gücü için, bizim kara gücümüz, demişti. Bu bakış açısıyla Türkiye’ye de oyun kuruluyor, denilebilir, ama öte yandan Kürtlerin yolu bu ise onların yolu da özgürlüğe çıkmaz. Bu hal, senedinin son taksidini ödediğinde borcunun biteceğini düşünen borçlunun borcunun bir türlü bitmemesine benzer, borçlu her seferinde yeniden borçlandırılır…
***
Durum bize göre böyledir, ama herkese kendi aklı yeğ gelir. Dolayısıyla herkesin özgürlük, bağımsızlık anlayışı bir değildir. Yalnız bu noktada belirtmemiz gereken husus şudur: İsteyen kendi özgürlük anlayışını ve devletleşme yöntemini savunsun, ama lütfen bunu bizlere özgürlük-bağımsızlık diye pazarlamayın! Elbette bu masallara inananlar koca ülkede bulunacaktır. Hayatın içindeki herkes öğrenmiştir ki pompacı bir elemanın istasyonun sahibi olması Yeşilçam Filmlerinde bile olmaz.







