Cumartesi, Eylül 5, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Manşet Haberler

Kapitalizmden çıkmanın gerekliliği ve aciliyeti…

Fikret Başkaya by Fikret Başkaya
03/09/2026
in Manşet Haberler, Yazarlar
A A
0
Kapitalizmden çıkmanın gerekliliği ve aciliyeti…
0
SHARES
520
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

“İnsanlık ancak çözümleyebileceği sorunları görev olarak önüne koyar. Çünkü sorun, ancak kendi çözümü için gerekli koşulların tam olarak bulunduğu ya da belirmeye başladığı sırada ortaya çıkar”.

Karl Marx

                                                                                                       

 

“Tüm insan kültürleri tesadüfidir. Rastlantısal biçimlerde doğmuş ve evrilmiştir; hiçbirinin kutsal veya metafizik zorunluluğu yoktur. Tarih ebedî olduğunu sanan uygarlıkların kalıntılarıyla doludur”.

Terry Eagleton

                                                                                                         

 

“Komünizm, oluşturulması gereken bir durum, gerçekliğin kendini uydurması gereken bir ideal değildir. Şeylerin gerçek devinimini, hareketini komünizm olarak adlandırıyoruz”

Karl Marx- Frierdich Engels (Alman İdeolojisi)

 

                                                                       

Kapitalizmden çıkmak gerekiyor, zira kapitalizm dahilinde bir gerçek yok… Acil, zira geç kalınırsa geriye kurtarılacak bir şey kalmayabilir… Bunu söylemek de bir kehanet veya felaket tellallığı da değil…

Tarih, egemen sınıfların adamları, akıl hocaları tarafından yazıldığı için daima sorunludur… Uzun insanlık tarihinde ‘sınıflı toplum’, sömüren-sömürülen, ezen-ezilen ayrışması, kural değil bir istisna idi… Geride kalan yüzbinlerce yılda insanlar özel mülkiyetin, sınıfların ve devletin olmadığı koşullarda yaşadılar. Oysa, sınıfsal ayrışma bize insan varoluşunun vazgeçilmezi olarak sunuldu… Nitekim, modern arkeoloji ve antropoloji okumaları da , sınıfsal ayrışmanın çok küçük bir zaman diliminde var olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla hep vardı, var olacak diye bir kesinlik, öyle bir zorunluluk yok… Geride kalan uzun tarihte ‘özel mülkiyet’ diye bir şey yoktu… Gelecekte de olmayacak… Tabii özel mülkiyetten ne anlaşıldığına da açıklık getirmek gerekir… Yaşam için gerekli şeylere sahip olmak ‘özel mülkiyet’ değildir… Sırtınızdaki ceket, ayağınızdaki ayakkabı, cebinizdeki telefon, oturduğunuz koltuk, sahip olduğunuz ev, araba, vb. mülkiyet değildir. Mülkiyet, insan emeğini sömürmeye imkân veren üretim araçlara sahip olmaktır… Sermaye sahibi olmaktır…

Sınıflı toplumların tarihi, sınıf mücadelelerinin tarihidir… Geride kalan yaklaşık 4500 yıl köle isyanlarının, köylü isyanlarının, işçi sınıfı isyanlarının, patriyarka’ya karşı direnen kadınların isyanlarının tarihidir… Sınıflı toplum uzun insanlık tarihinde çok küçük bir parantez, kapitalizmin de eni-sonu 500 yıllık geçmişi var… Buna rağmen bir sürdürülemezlik durumu veya aynı anlama gelmek üzere bir uygarlık krizi ortaya çıkmış bulunuyor… Şimdilerde kapitalizmin peydahladığı sosyal kötülüklere (açlık, yoksulluk, sefalet, aşağılanma, güvensizlik zaafı), iklim krizi ve ekolojik yıkım da eklenmiş bulunuyor… Artık iklim krizi ve ekolojik yıkım gezende canlı yaşamı riske atmış bulunuyor… Eğer vakitlice bu yıkıcı tırmanış durdurulmaz ise geriye kurtarılacak bir şey kalmayabilir… Dolayısıyla cebelleşmek durumunda olduğumuz sorunlar sadece sosyal mahiyetteki sorunlar, kötülükler değil…

Bugün milyarlarca insan açlıkla, yoksullukla cebelleşiyor. İnsan haysiyetine yaraşır bir yaşamın uzağına savrulmuş durumda… Bu durum, yaşamak için gerekli olanın yeteri kadar üretilememesi değil, aşırı üretimin ve yanlış bölüşümün sonucu… Kapitalizmin insanlığın ve uygarlığın ‘normal hali’ değil, temelli bir sapma olduğu, öküz arabanın arkasına koşulmuş, araçlarla amaçlar ters-yüz olduğu için… Kapitalizm dahilinde açlıkla-yoksullukla başa çıkmak mümkün değildir… Zira kapitalizmin bir kutupta zenginlik üretebilmesi, karşı kutupta açlık, yoksulluk, sefalet peydahlamadan mümkün değildir. Kapitalizm öncesi dönemin üretim tarzlarında sorun, ‘yeteri kadar üretememekten’ kaynaklanırdı… Kapitalizmde ‘aşırı üretimden’ kaynaklanıyor…

Kapitalizm insana, canlıya, doğaya zarar vermeden yol alamıyor. Her ileri aşamada sadece sosyal kötülükleri (açlık, yoksulluk, sefalet, aşağılanma, güvencesizlik…) azdırmakla kalmıyor, iklim krizini ve ekolojik yıkımı da tetikliyor… Bir sömürü metabolizması olarak var oluyor, yol alıyor… Bu üçünün diyalektiği de bir sürdürülemezlik veya aynı anlama gelmek üzere bir uygarlık krizi ortaya çıkarmış bulunuyor…

Şimdilerde kapitalist dünya sisteminin içinde bulunduğu durumu kriz kavramı karşılamıyor… Kriz, ‘genel denge durumundan bir sapma’ demeye gelse de geri dönüşü, normale dönüşü’ de imâ eder. İşte ‘kriz geçirmiş’ denir. Söz konusu olan ‘çöküş’… Çöküş artık geri dönüşü olmayan eşiğin aşılmasıdır… Fakat çöküş anlık bir şey değildir. Zamana yayılmış bir süreç olarak tezahür eder… Bir canlının, bir insanın, bir kuşun ölümü gibi anlık bir şey değildir… Nitekim, Roma İmparatorluğu’nun uzun zamana yayılmış çöküş sürecini ifade etmek için dekadans (décadence) kavramı üretilmiştir…

Kapitalizm reforme edilebilir, insafa gelebilir bir sistem değildir… Esasen hiçbir üretim tarzı, uygarlık modeli reforme edilemez… Her üretim tarzı belirli bir mantığa göre işler ve o mantığın dışına çıkınca da ‘sistem’ olmaktan çıkar… Daha iyi bir köleci düzeni, daha iyi bir feodalizm olamayacağı gibi, ‘daha iyi bir kapitalizm’ de mümkün değildir…

Kapitalizm bir dizi çelişkiyle malûl ki, üretimle ihtiyaçların tatmini (karşılanması) arasındaki doğrudan bağ kopmuş durumdadır… İlişki, pazarda (piyasada) kuruluyor… Bu insanlık tarihinde bir ilktir… Başka türlü ifade edersek, ilişkinin yönü ihtiyaçtan üretime doğru değil, üretimden ihtiyaca doğrudur… Şimdilerde binlerce, on binlerce, yüz binlerce zararlı, değilse gereksiz şeyin üretilmesinin, satılmasının, tüketilesinin nedeni budur…

Kapitalizm sınırsız büyüme, genişleme, yayılma dinamiğine ve eğilimine sahip bir üretim tarzıdır. Oysa, etik sınır demektir, yapılmaması gereken, yapılmasının düşünülmemesi gereken şeyler olduğunun bilinmesi gerekiyor… Kapitalizm etik değerlere yabancılaşmış bir sistemdir… Bir zaman geliyor, şimdilerde olduğu gibi, sınırsız büyüme doğal kaynakların sınırına dayanıyor…

Kapitalizmde para ekonomiyi, ekonomi de toplumu belirliyor… İlişkinin yönü, insan-toplum-doğa şeklindedir… Oysa tam tersinin olması, ilişkinin yönünün: Doğa-toplum-insan şeklinde olması gerekirdi…Bu temelli bir çelişki veya sapmadır ki, sayısız sorunlara, kötülüklere kaynaklık ediyor… Kapitalizm, ücretli işçi (proleter) sömürüsü, karşılığı ödenmeyen kadın emeği sömürüsü, doğa yağma ve talanıyla yol alıyor, var oluyor…

Kapitalizm, bidayetten itibaren insanları mülksüzleştirerek, üretmek ve yaşamak için gerekli araçlardan mahrum ederek, proleterleştirerek yol alıyor… Her ileri aşamada daha çok insanı üretim ve yaşamak için gerekli araçlara yabancılaştırıyor… Giderek üretim ve yaşam araçları küçük bir azınlığın, kapitalist sınıfın elinde toplanıyor… Bu dünyada ne varsa metalaştırıyor, şeyleştiriyor, parayla alınır-satılır nesnelere, kâr aracına dönüştürüyor… Bu niteliğinden ötürü kapitalizme kadavra medeniyeti diyorum… Artık metalaşmamış, şeyleşmemiş, alış-veriş konusu olmayan, parayla alınıp-satılmayan hiçbir şey yok… Nitekim, Marx, bundan 177 yıl önce, Felsefenin Sefaleti adlı ünlü eserinde, kapitalizmin bu metalaştırıcı, nesneleştirici, şeyleştirici eğilimine dair şöyle demişti: “En sonunda insanın ayrılmaz parçası olan her şeyin alış-veriş ve pazarlık konusu olduğu zaman gelip çattı. Bu, o zamana kadar el değiştiren fakat ticaret konusu olmayan, erdem, duygu, kanaat, bilgi, bilinç gibi şeylerinde de ticaret konuyu olduğu bir zamandır. Tek kelimeyle her şey ticaret konusu oldu. Bu genel kokuşma ve evrensel ölçekli alışveriş dönemidir. Eğer ekonomik terimlerle ifade etmek gerekirse, bu maddi olsun, manevi olsun, her şeyin gerçek değerinin saptanması için pazara getirildiği bir zamandır”.

Etrafınıza şöyle bir bakın, hâlâ metalaşmamış, parayla alınıp-satılmayan bir şey kaldı mı? Her şeyin metalaştırıldığı bir dünya hâlâ yaşanabilir bir yer midir? İnsan bunun neresinde denmeyecek midir? İnsan ve toplum yaşamının her veçhesinin ve doğanın metalaşmasının sorun edilmemesi rahatsız edici değil mi değil?.. Bu sefil durumu sorun etmek neden akla gelmiyor? Sorun etmek şurada dursun, bir de şeylerin normal hali sayılıyor, yangına körükle gidiliyor… Daha da ötede bir başarı öyküsü olarak da sunulabiliyor…

Bu dünyada insan yaşamı için vazgeçilmez olan ne varsa elimizden alındı… Hava zehirli, su kirli, toprak yorgun… Artık yediklerimiz hasta ediyor. Otların, çiçeklerin, ağaçların kokusunun yerini benzin, mazot kokusu, sessizliğin yerini arabaların gürültüsü aldı. Çocuklar ekmeğin AVM’lerde üretildiğini sanıyor, buğdaydan habersiz…

Kapitalizm sınırsız büyüme eğilimine ve dinamiğine sahip ama bu dünyanın kaynakları sınırlı… Bir zaman geliyor, şimdilerde olduğu gibi sınırsız büyüme doğal kaynakların sınırına dayanıyor… Gerekli olmayan onca şey üretildiği, satıldığı, tüketildiği için… Oysa, bir şey üretmek doğadan bir şeyler çekmek, eksiltmektir, tüketmektir… Fakat hepsi o kadar değil, üretirken ve tüketirken “kirletmek” de kaçınılmazdır… Velhasıl akıl almaz bir yağma talan almış başını gidiyor…

Her şey çığırından çıkmışken, her şey sarpa sarmışken, kapitalizmin ürettiği sosyal kötülükler ve ekolojik yıkım pupa-yelken yol alırken, insanlık ve uygarlık tehlikeli bir türbülansa girmişken, insan ve toplum yaşamı sayısız yabancılaşmalar tarafından kuşatılmışken, insan insana, toplum doğaya yabancılaşmışken, insan toplumlarının varlığı ve geleceğini tehdit eden riskler kritik sınırı aşmaktayken, nasıl oluyor da hâlâ insanların çoğunluğu bu aracın bu rotada ilerleyebileceğine “inanıyor”. Neden bu sefil süreç hâlâ şeylerin normal hali sayılabiliyor? Neden şeylerin gerçek seyriyle, şeylere dair algı/anlayış/kavrayış arasında rahatsız edici bir uyumsuzluk var? Maalesef bu durum, bilinç alanındaki sefaleti angaje eden bir şey ve doğrudan radikal eleştiri zaafının, eleştirel düşüncenin yerlerde sürünüyor oluşunun sonucu…

İklim krizinin ve ekolojik yıkımın ‘görünür hale’ gelmesiyle, yeni kavramlar, söylemler peydahlandı: İşte, sürdürülebilir kalkınma, yeşil enerji, yeşil ekonomi, vb. Hem kapitalizm  yıkıcı sonuçlar üretmeye devam edecek ve hem de sürdürülebilirlikten söz edilecek… Öyle bir şey eşyanın tabiatına aykırıdır… Kapitalizm insafa gelebilir bir sistem değildir… Sanayi devriminden beri toprağı, suyu, havayı (atmosferi) kirleten, gezegende yaşamı riske atan sermayenin huyu mu değişti? İnsafa mı geldi? Kapitalizm varlığını sınırsız büyümeye borçlu olduğuna göre… Bu tehlikeli tırmanışı durdurmak, vakitlice yanlış üretime, saçma tüketime, anlamsız yaşama son vermek gerekiyor ama öyle bir şey kapitalizm dahilinde mümkün değildir…

Komünizm, kapitalizm sonrası uygarlığın, sosyal formasyonun, toplumsal düzeni adı… Bir ideal veya ütopya değil… Sadece kapitalizmden çıkmak da değil, 4500 yıllık sınıflı toplum parantezinin de kapatılması demek…

Sovyet sistemin çöküşüyle (1990), kendilerini solda tanımlayanlar bile komünizmi ağızlarına alamaz oldular… Oto-sansüre baş vuruyorlar… Bu rahatsız edici değil mi? Araziye uymak zorundalar mıydı? Şeylerin gerçeğinden kaçanların bir inandırıcılığı olur mu?

Esasen oralarda çöken komünizm değildi… Kendilerinin ‘sosyalizm’, hasımlarının ‘komünizm’ dediği rejimler “sosyal otokrasilerdi”… Bugüne kadar komünizm hiçbir yerde denenmedi… Var olmayan bir şeyin ölümünden söz etmek abes değil midir? Oysa komünizm mümkün ve gereklidir… Boşuna, ‘insanlar çözemeyecekleri soruları ortaya atmazlar’ denmemiştir…

Bir seferinde Frederic Jameson, “Kapitalizmin sonunu hayal etmek, dünyanın sonunu hayal etmekten daha zordur” demişti… Artık ikilem: Komünizm veya ölüm, komünizm veya yok oluşa” indirgenmiş bulunuyor… Artık kapitalizm parantezini kapatma zamanı gelmiş olmalıdır… Zira, geç kalınırsa geriye kurtarılacak bir şey kalmayabilir…

Sadece ‘yanılsamalarından kurtulanlar umudun taşıyıcısı olabilir… Umut daima ‘mümkün olanla, muhtemel olan arısında bir yerlerdedir. Hiçbir zaman yok olmaz…

Dan Millman’dan bir alıntıyla bitirelim: “Değişimin sırrı eskiyle cebelleşmek değil, yeniyi kurmak için ayağa kalkmaktır”.

 

 

 

 

 

 

Tags: Fikret Başkaya
Previous Post

15 yaşındaki MESEM öğrencisinin ölümünde dört kişiye dava

Next Post

H. Sibel Şahin’in “Kırmızı Su”su Üzerine

Fikret Başkaya

Fikret Başkaya

Lise eğitimini İzmir Atatürk Lisesi'nde yaptı. Daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi iktisat ve maliye bölümlerini bitirdi. Paris ve Poitiers üniversitelerinde doktora öğrenimini tamamladı. Yurt dışında bulunduğu süre boyunca; azgelişmişlik, emperyalizm ve kapitalizmden sosyalizme geçiş sorunları üzerine birçok araştırma yaptı. Bir süre Sosyal Hizmetler Akademisi'nde iktisat dersleri verdi. Abant Izzet Baysal Üniversitesi iktisat bölümü öğretim üyesi iken Paradigmanın İflası adlı kitabından ötürü Terörle Mücadele Yasası'na muhalefetten 20 ay hapis cezasına çarptırıldı. Haymana Kapalı Cezaevi'nde cezasını çekti. 2004'te, 1994 yılında Gündem gazetesinde yayımlanan ve hiçbir adli işleme konu olmayan makalelerine "Akıntıya Karşı Yazılar" adlı kitabında yer veren Doç. Dr. Fikret Başkaya'nın, "devletin manevi şahsiyetine hakaret ettiği" gerekçesiyle 3 yıl hapsi istendi. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada Başkaya'nın 'eleştiri sınırları içinde kaldığı'na hükmedilerek hakkında beraat kararı verildi (2005). 2006 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı, Başkaya'nın 'Paradigmanın İflası' adlı kitabına sesli kitap projesinde yer verdi. Fikret Başkaya 2007 yılı itibarıyla Özgür Üniversite'nin başkanlığı görevini sürdürmekte ve bu kuruluşta gönüllü olarak ders vermektedir.

Yazarın Diğer Yazıları

Hastane mi, Kapitalist İşletme mi?!.
Manşet Haberler

Hastane mi, Kapitalist İşletme mi?!.

26/08/2026
Bugünkü dersimizin konusu ‘kapitalizm’…
Manşet Haberler

Bugünkü dersimizin konusu ‘kapitalizm’…

28/07/2026
Aracı da rotayı da değiştirme zamanı…
Manşet Haberler

Aracı da rotayı da değiştirme zamanı…

03/07/2026
Fikret Başkaya: “Şeylerin gerçeğiyle yüzleşme zamanı…”
Manşet Haberler

Fikret Başkaya: “Şeylerin gerçeğiyle yüzleşme zamanı…”

21/06/2026
Politik İslamcı son hamle…
Manşet Haberler

Politik İslamcı son hamle…

02/06/2026
“Terazi Bozuk”
Manşet Haberler

“Terazi Bozuk”

09/05/2026
Next Post
H. Sibel Şahin’in “Kırmızı Su”su Üzerine

H. Sibel Şahin'in "Kırmızı Su"su Üzerine

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

AĞUSTOS ENFLASYONU: GARP CEPHESİNDE YENİ BİR ŞEY VAR!

AĞUSTOS ENFLASYONU: GARP CEPHESİNDE YENİ BİR ŞEY VAR!

by Mustafa Durmuş
05/09/2026
0

TÜİK, ENAG ve İTO tarafından hesaplanan ağustos ayına ilişkin aylık ve yıllık enflasyon oranları arasındaki farklılıklar sürüyor: TÜİK’in yıllık enflasyonu...

10 Ekim Barış Derneği’nden Savaş Yıldız çağrısı: 25 Eylül’de mahkemeye getirilsin

10 Ekim Barış Derneği’nden Savaş Yıldız çağrısı: 25 Eylül’de mahkemeye getirilsin

by Sonhaber
05/09/2026
0

10 Ekim Barış Derneği, 10 Ekim 2015 Ankara Gar Katliamı davasının firari sanıklarından Savaş Yıldız’ın Türkiye’ye getirildiğine ilişkin haberlerin ardından...

ODTÜ’de yol projesine karşı nöbet yeniden başladı

ODTÜ’de yol projesine karşı nöbet yeniden başladı

by Sonhaber
05/09/2026
0

Ankara Büyükşehir Belediyesine (ABB) ait iş makinelerinin Orta Doğu Teknik Üniversitesi arazisindeki yol çalışmalarını yeniden başlatması, öğrenciler ile kent ve...

Özelleştirme hız kesmiyor: Boğaz köprüleri ve otoyollar için 30 yıllık özelleştirme kararı

Özelleştirme hız kesmiyor: Boğaz köprüleri ve otoyollar için 30 yıllık özelleştirme kararı

by Sonhaber
05/09/2026
0

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzalı 11750 sayılı karar, 5 Eylül 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. Kararla Karayolları Genel Müdürlüğü’nün (KGM)...

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik