Geleceğe dair umutlarını kaybetmemek, yaşanabilir bir ülke hayalini canlı tutmak için yürüyen gençlerden 197’si halen tutuklu. Çoğu, maddi-manevi yıpratıcı olan hazırlık sürecini aşıp üniversiteye girmiş, ne istediğini bilen zeki çocuklar. Ailelerinin gözbebekleri.
Aileler, tüm koşullarını zorlayıp eğitime neden milyonlarca lira para akıtıyor? Neden daha ana sınıfından itibaren en iyi okul, en iyi öğretmen arayışına giriyor? Yanıtı basit: Çocuklarının daha iyi bir geleceği olsun diye. Onlara kendi yaşadıklarından daha refah, özgür ve sürdürülebilir bir yaşam sunabilmek için.
Daha iyi bir gelecek ifadesi, kişilerin farklı beklentilerine göre anlam kazansa da ortak bazı unsurlar içeriyor. Hukukun bağımsız ve tarafsız işlemesi, düşünce ve ifade özgürlüğünün olması, eğitimde fırsat eşitliği, ekonomik refah gibi. Oysa adaletsizliğin, liyakatsizliğin, hak ihlallerinin, ekonomik dengesizliğin had safhada yaşandığı bir ülkede iyi bir gelecek arzusunun gerçekleşmeyeceği ortada. Bu yüzden geleceğe olan güvenleri çoktan sarsılan gençler, son birkaç yıldır çareyi yurt dışına gitmekte görüyor. TÜİK’in 2023 verilerine göre yurt dışına göç eden toplam kişi sayısı 714.579 olarak kaydedilmiş. Bir önceki yıla göre %53’lük bir artış söz konusu. Göç edenlerin %15’i 25-29 yaş grubunda. Bunu %12,9 ile 30-34 ve %12,5 ile 20-24 yaş grubu izliyor. Giderek küresel bir sorun haline gelen otoriter rejimlere, oralarda da karşılaşabilecekleri zorlayıcı ekonomik koşullara rağmen liyakatsizlikle, hukuksuzlukla uğraşmamak için gitmeyi tercih ediyorlar.
Kalanların işi zor. Avrupa İstatistik Ofisi’nin 2024 verilerine göre Türkiye’de ne çalışan ne okuyan 15-29 yaş arasında 4 milyon genç var. Türkiye, %35,6’lık oranla OECD ülkeleri arasında birinci sırada. 2021-2023 yılları arasında 900 bin öğrencinin ekonomik nedenlerle okulu bıraktığı ya da kaydını dondurduğu biliniyor. Üniversite öğrencilerinin büyük bir barınma sorunu yaşadığı, yeterince beslenemediği, zorunlu giderlerini karşılayamadığı, kişisel ihtiyaçlarından mahrum olduğu sır değil. Bu gençler mutsuz, umutsuz.
Tabii gücün merkezine yerleşmiş zihinler, bu gidişin ardındaki umutsuzluğu da sokağa dökülen gençlerin beklentilerini de anlamaktan çok uzak. Onlar, iyice güçlenmek adına anayasayı hiçe sayıp hukuku çiğneyerek toplumu her gün yeni bir karanlığa sürüklerken ne gençlerin ne de diğer insanların iyi bir gelecek arzusuyla ilgilenmekte. Onun yerine sürekli yeni birilerini uydurma gerekçelerle tutuklayıp üstüne de yasal haklarından mahrum bırakarak topluma, damardan korku şırıngalamayı yeğlemekte. Bu korkutma politikası, “Bize karşı olursanız başınıza her an bir şey gelebilir. Sizi de kimse kurtaramaz.” anlayışı üzerine kurulu. Bunun için kendilerine bağlı medya da seferber olup haber ağları içine her gün yüksek dozda korku şırıngalamayı ihmal etmemekte. Medya, gerçekle uydurma haber arasındaki farkı kapatmak için canla başla çalışmakta; ağır hak ihlaline uğrayan, şiddet gören gençleri haber yaparken “Saraçhane’de vandallar polise baltalarla saldırdı.” demekten ya da onları siyasi suçlu gibi göstermekten geri kalmamakta.
Yaşadığımız gerçeklik, iktidarın gerçekliği tarafından işgal edilmiş durumda. Asıl gerçeği gördüğümüzü haykırdığımızda sesimizi kesmek, acı çektirip korkutarak bizi yok etmek istiyorlar. Buna asla izin veremeyiz. Çünkü kendini savunacak cesarete sahip olmayanlar yok oluşlarına razı olurlar.












