Pazartesi, Haziran 8, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Manşet Haberler

KAYPAKKAYA SADECE BİR DİRENİŞ SEMBOLÜ MÜ ?

Ahmet Hulusi Kırım by Ahmet Hulusi Kırım
20/05/2026
in Manşet Haberler, Yazarlar
A A
0
KAYPAKKAYA SADECE BİR DİRENİŞ SEMBOLÜ MÜ ?
0
SHARES
534
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

TKP-ML’nin önderi ve kurucusu İbrahim Kaypakkaya 18 Mayıs 1973’te Diyarbakır Cezaevi’nde işkenceyle katledildi. 24 Ocak 1973’te, Tunceli-Mirik mezrasına düzenlenen askeri operasyonda yoldaşı Ali Haydar Yıldız öldürüldü. Yaralı olarak kaçan Kaypakkaya ihbar sonucu beş gün sonra yakalandı. Karda yürütülüp, derelerden geçirilerek kasabaya getirildiğinde ayakları donmuştu. Donan ayak parmakları kesildi. İfade vermeyi reddetmesi, devleti doğrudan merkeze alan görüşleri ve yoldaşların ifadeleri nedeniyle cezaevi sürecinde katledildiğinde, o artık bir direniş sembolü olmuştu.

İbrahim Kaypakkaya, Marks, Engels, Lenin, Stalin ve Mao’nun önderliğindeki, uluslararası proleter hareketin mirasıyla yoğrularak ve özel olarak Çin Devrimi’nin deneyimleri ile şekillenerek doğdu. Kaypakkaya’nın tarih sahnesine çıkış sürecinde devrimin fırtına merkezleri olarak sömürge, yarı-sömürge ülkelerde, ulusal ve sosyal kurtuluş dalgası esiyordu. Mao’nun yol göstericiliğindeki Çin Halk Cumhuriyeti ve Arnavutluk kalelerine sahip uluslararası sosyalist hareketin de verdiği ilhamla dünyanın metropolleri sarsılıyordu. Bu koşullar, donanımlı ve cüretkar bir devrimci kuşağın yetişmesi için okul görevi görüyordu. Bu okul Türkiye’de de yeni devrimcilerin yetişmesine yol açtı. İbrahim bunların başındaydı.

Dünyadaki bu objektif durum maalesef Türkiye’de ki sosyalistlerin sübjektif hatalara düşmelerine elverişli ortam hazırladı. Nitekim Kaypakkaya’da bu yanılgılardan nasibini aldı. “Dünyada durumun mükemmelliği”, ”emperyalizmin toptan çöküşü, sosyalizmin dünya çapında toptan zafere ilerlediği” şeklindeki yanlış çağ değerlendirmelerinde bulundu. Düştüğü sübjektivizmde,1970 başlarında devrimci durumun dünyada iyi olması ve ÇKP otoritesinin özel rolünü unutmamak gerekir. Keza ülkede objektif durumdaki gerilemeyi de göremedi. Bunda, o dönem dünyasında devrim için objektif durumun iyi oluşunun yanı sıra, kısa bir süre önce Türkiye’de de durumun iyi oluşu etkili oldu. Halbuki 15-16 Haziran’ın hemen sonrasında devrimci durum ve devrimci dalgada başta duraksama ve giderek gerileme dönemi başlamıştı. Durumu ”MÜKEMMEL” olarak değerlendirip sübjektif tahliller yaptı.”Mükemmel durum” değerlendirmesinin doğal sonucu olarak, silahlı saldırı ve ilerleme taktiği savunuldu ve uygulandı. “Birinci yenilgi” olarak bilinen durumla yüz yüze kalındı. Düştüğü sübjektivizm, örgütsel, siyasi ve pratik faaliyeti olumsuz olarak etkiledi.

Kaypakkaya teorisini, deneyim eksikliği, kısa bir zaman süreci, Türkiye devrimci hareketinin siyasi ve ideolojik zayıflıkları ve güçlü bir mirastan yoksunluğu gibi son derece ciddi elverişsizlikler, sınırlamalar atmosferi içinde oluşturdu. Nesnel süreci çok yönlü tanıması için gerekli zamana, teorik donanıma ve pratik deneyime maalesef sahip olamadı. Birçok sınırlama onun nesnel süreci bütün özü ile yakalamasını olumsuz yönde etkiledi. Ancak bunlar bizi, onun devrim açısından taşıdığı büyük tarihsel önemi yadsımaya götürmemelidir. Böyle bir objektif ortamda, teorisi oldukça ileri ve sınırlamalar içerisinde değerlendirilirse doruk bir noktayı temsil eder. Kaypakkaya’nın çıkışındaki başlıca unsurları sıralamak gerekirse:

 

Kuyrukçu, reformist, revizyonist ve maceracı çizgiyle arasına kalın bir çizgi çekti.

· Kurtuluş savaşı ve Kemalist hareketin doğru tahlilini yaparak Kemalizm hayranlığını mahkum etti.

· 27 Mayıs gibi darbeleri alkışlayanların aksine, Cumhuriyet döneminin ayrıntılı bir tahlilini yaparak anti-Marksist yaklaşımları açığa çıkardı.

· Bilimsel sosyalizmin Mao ile ulaştığı düzeyden öğrenmesini bildi. Stalin’in bugün hala tekrar edilen hatalarından daha o dönemde kopabildi.

· Kürt sorununu, bazı eksikliklerine rağmen esasta doğru temelde gündeme getirdi. O dönemin koşullarında en ileri teoriyle ortaya çıktı.

· Devlet, devrim ve ordu gibi temel sorunlarda, Leninist yaklaşımı Türkiye’de ayakları üzerine dikti.

· Proletaryanın uluslararası deneyimlerini doğru özetledi.

· Parti, ordu, cephe gibi sorunlarda teorik bakış olarak esasta doğru bir çözümleme yaptı.

Kaypakkaya, çıkış yaptığı günün koşullarında, söylenmesi gereken en ileri şeyleri söyleyebildi. Eksiklik ve yanılgıları, dönemin koşulları içerisinde ele alınırsa, bir yönüyle anlaşılabilir. Genç ve deneyimsiz oluşu gibi son derece önemli bir sorunun, eksiklik ve yanılgılardaki rolünü geçiştirmek durumu kavrayamamaktır.

Kaypakkaya mirası, komünizm için mücadele edenlere önemli bir hazinedir. Bu, hazinenin mirasyedi hovardalar gibi harcanmasını, kaba tekrarlar ile geçiştirilmesini ve kullanılmasını değil, olumlu ve olumsuz yanlarının ayrıştırılmasını, bugünün gelişmelerinin önüne geçebilecek düzeye çıkarılmasını gerektirir. Baş tehdit unsurları olan legalizme, tasfiyeciliğe, inkarcılığa, kuyrukçuluğa, revizyonizme ve reformizme karşı uyanıklığı elden bırakmadan, Kaypakkaya takipçilerinin bu görevin üstesinden gelmesi gerekir. Bu sorun asla ultra devrimci laf kalabalıklığı ile geçiştirilecek bir sorun değildir.

İ. Kaypakkaya’nın, nihayetinde birer burjuva programı olan asgari programın belirlenmesinde düştüğü hatalar M-L niteliğini gölgeleyemez. Mühim olan sosyalizme geçen halkaları kavramak ve sosyalizme bağlı olarak ele almaktır. Onu komünist kılan, işkencede direniş tavrı koyması değil, esas olarak sahip olduğu ideoloji, sosyalizm programı ve temel sorunlara yaklaşımıdır (azami program). Belirleyici olan bu özelliktir.

M-L ideoloji, revizyonizme karşı mücadele içinde gelişmiştir. Kaypakkaya bu ideolojik gelişmeyi kavramış ve kılavuz edinmiştir. Kaypakkaya’da tayin edici olan da budur.

 

SORUNLAR NASIL AŞILACAKTIR?

Kaypakkaya olgusunun anlamını bilince çıkararak, toplumsal pratiği çıkış noktası alıp, eskiyen ve yanlış yanlarından arınarak, yeni gelişmelerin istediği düzeye çıkararak ve devrettiği güçlü silahların verdiği avantajları kullanmasını bilerek; kısaca her alanda yaşamın önüne geçebilecek bir yaklaşıma sahip olarak.

Toplumsal gelişmenin önünde yer alınmak isteniyorsa, Kaypakkaya’nın gerçeklerle çelişen yanları değiştirilmek zorundadır. Bunu İbrahim değil ardılları gerçekleştirecektir. O’nun yanılgı ve eksiklerinin olması normaldir. Zira hiç kimse işin başında gerçekleri dörtdörtlük kavrayamaz. Bu konuya ilişkin olarak Başkan Mao’nun yaklaşımını hatırlamakta yarar var.

“…doğayı olsun, toplumu olsun, değiştirme pratiğinde ilk fikirler, teoriler ya da programlar değişikliğe uğramaksızın pek az gerçekleştirilebilirler. Bunun nedeni gerçeği değiştirme işine girişen insanların çoğu zaman yalnızca bilimsel ve teknolojik koşulların yarattığı sınırlamalarla değil, bir de nesnel sürecin her yanının ve özünün tamamen bilenememiş olması nedeniyle, nesnel oluşumun kendisinin gelişme ve anlaşılma derecesinin de ortaya çıkardığı sınırlamalarla karşılaşmasıdır.

Bu gibi durumlarda fikirler, teoriler, planlar ya da programlar değiştirilir………… “ (MAO,TEORİ,PRATİK)

Kaypakkaya’nın yanılgıları, Mao’nun da işaret ettiği gibi gerçeği değiştirme işine yeni girişen bir insanın ilk fikirleri, planları ya da programında genelde görülebilecek olan şeylerdir. Kaypakkaya’nın çizgisi ele alınırken, onu ortaya çıktığı tarihsel koşullardan koparmamaya özen gösterilmelidir. Diğer yandan onu, pratik gelişme sürecinin dışında, mutlak doğru haline getirme biçimindeki dinci yaklaşıma karşı da uyanık olunmalıdır.

O, pratiğin çıkış noktası olarak alınırken, dün doğru olan bazı görüşlerin bugün ortaya çıkan yeni gelişmelere bağlı olarak eskiyen veya pratiğin gelişme yasalarıyla çelişkiye düşen yanlarına cesaretle işaret edilmelidir. Bu irade, Kaypakkaya’yı aşma ve yaşamı değiştirmeye yetenekli duruma getirmede önemli bir unsurdur.

1-Bugünün gerçekleriyle çatışma halinde olan en temel yanlışlardan birisi sosyo-ekonomik yapıda savunduğu belirlemelerdir. Günümüz gerçekleriyle uyumsuzluk içinde olan sosyo-ekonomik yapı hakkındaki çizgi, devrimin özü, görevleri, niteliği ve yolu konularında da hatalı sonuçlara götürmektedir.

2-Ezilen ulus için günün gerçeklerini tam olarak ifade edemedi. Hakim ulus egemenlerinin işgali altında ezilen ulus topraklarında, proletaryanın karşı karşıya bulunduğu özgül görevleri ortaya koyamadı, Özgül durumu göremeyip tüm uluslara aynı görevleri içeren bir plan sunmak hatasına düştü. Baş çelişme milli çelişme olmasına karşın baş çelişme tespitinde hataya düştü.

3-Emperyalizmin yarı-sömürgesi ve geri kapitalist ülke kategorisinde olan Türkiye gerçeğini yani, komprador burjuvazi-toprak beyleri ile geniş halk yığınları arasındaki çelişmenin baş çelişme olduğunu kavrayamadı. Türkiye “demokratik devrim” sürecindeyken, ”feodalizm ile halk yığınları arasındaki çelişme baş çelişme, demokratik devrimin özü toprak devrimi, iktidarı almanın yolu şehirleri kırlardan kuşatma” tespitleri gerçeklerle uyuşmamıştır.

4-Türkiye ve bağımlı ulus için aynı görevlerle yüklü tek bir program, tek bir parti gibi noktalarda hata ve eksikliklere düşmüştür. Söz konusu hataların bugün de devam ettirilmesi kabul görmemelidir.

Kaypakkaya çizgisi bugüne kadar yüzlerce şehit verilerek uygulanmaya çalışıldı. Sorunların temelinde, uygulamamak değil uygulanamamak olduğu artık kavranmalıdır. Sorun, teorinin hayatın nesnel gerçekleriyle çatışmasından ileri gelmektedir. Gerçekler görülmedikçe, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da, günah keçisi olarak başkaları aranacaktır. Temel hatalardan biri olan teori-pratik uyumsuzluğu devam edecektir. Lenin’in tanımıyla, ”ucuz heyecan tahrikçiliği” mücadeleyi hedefinden saptırmamalı, yozlaştırmamalıdır. Gerçekleri yakalayıp ileri atılma yerine, bir noktaya kazığı çakıp bekleme tercih edilmemelidir. Sözün özü, Kaypakkaya eğer yaşatılmak isteniyorsa, bilim karşısında her türlü ön yargıdan uzak durulmalıdır.

Tags: Ahmet Hulusi Kırım
Previous Post

Tüketici güveni mayıs ayında sınırlı yükseldi: Endeks hâlâ kötümser bölgede

Next Post

Kırık Terazi ile Rojin Diye Haykırmak

Ahmet Hulusi Kırım

Ahmet Hulusi Kırım

1949 doğumlu olup Rize-Ardeşenli Laz milliyetindendir. İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu, uzun seneler avukatlık yapti.1980'den itibaren Yeni Demokrasi, Komun, Ogni dergilerinin yayınında sorumluluk aldı. Bu dergilerde ve Halkın Günlüğü gazetesinde yazılar yayınladı. 1980 ve sonrasında sıkıyönetim mahkemeleri ve DGM'lerde devrimcilerin avukatlığını yapmıştır. "Komplo Tarlaları" ve "Tek Ülkede Sosyalizm" isimli kitapları vardır

Yazarın Diğer Yazıları

ALMAN EMPERYALİZMİNİN 3. KEZ SİLAHLANMASI
Manşet Haberler

ALMAN EMPERYALİZMİNİN 3. KEZ SİLAHLANMASI

21/04/2026
NEO LİBERALİZM VE EMEKLİLER
Manşet Haberler

NEO LİBERALİZM VE EMEKLİLER

16/03/2026
EMPERYALİZM VE İRAN HALKININ KADERSİZLİĞİ
Manşet Haberler

EMPERYALİZM VE İRAN HALKININ KADERSİZLİĞİ

09/03/2026
PAKİSTAN-AFGANİSTAN’IN VEKALET SAVAŞI
Manşet Haberler

PAKİSTAN-AFGANİSTAN’IN VEKALET SAVAŞI

02/03/2026
GÜNÜMÜZDE SİBER SAVAŞLAR
Manşet Haberler

GÜNÜMÜZDE SİBER SAVAŞLAR

17/02/2026
POLONYA YENİLGİSİNİN SOVYET İÇ VE DIŞ POLİTİKASINA ETKİLERİ
Manşet Haberler

POLONYA YENİLGİSİNİN SOVYET İÇ VE DIŞ POLİTİKASINA ETKİLERİ

29/01/2026
Next Post
Kırık Terazi ile Rojin Diye Haykırmak

Kırık Terazi ile Rojin Diye Haykırmak

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Durmak da Bir Eylemdir

Durmak da Bir Eylemdir

by Banu İmer
07/06/2026
0

Hayata bir camın arkasından bakar gibi yaşadığımız anlar olmuştur. Zihnimizi tamamen kapatıp kendimizi otomatik pilota teslim ettiğimiz anlar… Böyle anlarda...

Çifte Kavrulmuş

Çifte Kavrulmuş

by Korkut Akın
07/06/2026
0

Mizah, en zorlu toplumsal krizlerde ve baskı dönemlerinde bile sığınabileceğimiz en güvenli liman olarak tanımlanıyor ve “toplumsal bir düzeltme aracı”...

DİSK’ten Rahmi Koç’un sözlerine tepki: Ayrımcı söylem kabul edilemez

DİSK’ten Rahmi Koç’un sözlerine tepki: Ayrımcı söylem kabul edilemez

by Sonhaber
07/06/2026
0

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, iş insanı Rahmi Koç’un İzmir’de gerçekleştirilen bir hastane açılışında yaptığı konuşmaya ilişkin yazılı açıklama yayımladı. DİSK,...

DEM Parti’den süreç için hız çağrısı: Beklemede kalmak risk üretiyor

DEM Parti’den süreç için hız çağrısı: Beklemede kalmak risk üretiyor

by Sonhaber
07/06/2026
0

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, kamuoyunda “Terörsüz Türkiye” başlığıyla tartışılan sürece ilişkin...

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik