Kendi ağır rüyasından doğup büyüyen bir sanatçıdır Tara Mamedova

Kendi ağır rüyasından doğup büyüyen bir sanatçıdır Tara

 Xewna Giran (ağır rüya) benim hikâyem, anne olduktan sonra gerçek sevgiyle tanıştım, aşkı öğrendim. Meğerse kalbimin attığı yer evladımın nefesiymiş. Ondan sonra her şey değişti benim için, sesim bile. Hayata bambaşka bakmaya başladım, bir başka şarkı söylemeye başladım, kendi içimdeki gücü gördüm ve ona sarıldım, diyen değerli sanatçı Tara Mamedova ile söyleştik

 

-Tara Mamedova kimdir, hayatın ve müziğin neresindedir?

Ben 1983’te Kırgızistan’ın Kok-Yangak şehrinde doğdum.

Ailem 130 yıl önce Ağrı/Doğubayazıt ve Van’dan Ermenistan’a gider, oradan da Stalin tarafından Kırgızistan’a sürgün edilir.

Sovyetler birliği yıkıldıktan sonra ülke karışır ve biz yeniden göç etmek zoruna kalırız. 1993’te ben 9 yaşındayken her şeyimizi geride bırakarak trenlere binip Rusya’nın soğuk Saratov eyaletine geldik. Öğretmen annem ve üniversiteli abilerimin bir önceki hayatı bitmişti tabi. Bir yandan varlıktan yokluğa doğru öte yandan da şehirlerden köylere doğru bir geçişimiz oldu. Çok zorlu bir çocukluktu benim için. Kaştanka adlı kopeğimizin trene alınmaması üzere onu tren istasyonunda bırakmak zorunda kaldık. Sonradan Kaştanka’nın soğuktan donarak öldüğünü duyduk, beni ve kardeşlerimi derinden yaralamıştı bu durum. Ondan sonra yeni, bambaşka ve soğuk bir hayat bizim için başlamıştı.

Annem çok güçlü ve derin bir kadındı. Aynı zamanda bir sanatçı olan annem o zamanlar büyük bir mücadele verdi ve yeniden bizi ayağa kaldırmak için çabaladı ve bunu başardı. Rusya’nın köy şartlarında yaşamak çok zordu ama zamanla alıştık her şeye alıştığımız gibi. Ben 11 yaşındayken ailem beni yetenekli bulup Yaroslavl şehrine yolladı, orada müzik, dans ve tiyatro eğitimine başladım. Aynı zamanda akademik öğrenimime devam ettim.

2003 yılında kendi imkânlarımla meraklarımın peşine düştüm ve Paris’e Geldim. Uzun yıllar Paris’te kaldıktan sora aşk ve tutku beni İstanbul’a getirdi. Ve 7 senedir Türkiye’deyim.

21 Şubat Dünya Anadili Günü’ydü, müzik ve dil ilişkisini unutmadan Kürt ve kadın bir sanatçı olmanızın da göz önüne alırsak; Kürtler, Kürtçe ve anadili nedir?

Müzik ve sanat bir halkın varlığı ve geleceğidir. Bir halkın varlığı sanatla yeşerir ve kalıcı olur. Ben dilime âşık biriyim, çok dil bilirim ama Kürtçe benim ruhum. Onunla sanatımı yaparım çünkü en çok onu iyi tanırım, oda beni.

Bir sanatçı hangi dilde şarki söylüyorsa o dili mutlaka bilmeli, ruhunu, dünyasını tanımalı. Kürtçe söylememin bir nedeni yok çünkü Kürdüm ve tabi ki sanatımı önce ana dilimde yapacağım. Dünya çok renkli bir yer ve Kürtçe de bu güzel renklerden biri. Eksilirse o gördüğümüz renkler solar…

-Doğduğunuz yer ile yaşadığınız yerden biraz gerilere gidersek, atalarınızın hasreti Ağrı Doğubeyazıt’a yani, ne dersiniz, insanın tarihi ve özlemi olan geçmişinin müziğe olan etkisine dair.

 

Yukarıda da dediğim gibi bir kaç dille büyüdüm, daha sonra Fransızca ve Türkçeyi öğrendim. Bütün dillerin bende ayrı bir değeri var, hepsi benim için inanılmazdır. Çünkü her dilin kendine has bir dünyası var. O dünyaları tanımak, bilmek, insani yüceltiyor besliyor.

Rusçayı çok seviyorum çünkü Kürtçeden sonra en çok onu duydum ve yaşadım. Rus müziğiyle inanılmaz bir bağım var. Nasıl ki Şakiro’yu dinlerken gözyaşım akar ya, işte aynı şekilde bir Rus romansını duyduğumda da duygulanırım. Çocukluğumdaki 1 Mayıs bayramını, o kalabalığın içindeki annemin sesi ve o gül kokuları gelir aklıma. Bağım var ve bu çok güzel bir duygu ve zenginlik. Ayni zamanda Hem Rus hem Fransız sanatını tanıdım. Doğal bir şekilde içinde şekillendim. Bunları hep bir artı olarak görüyorum. Sahnede de duygusunu ve duyasını bildiğim dillerde bazen şarki söylerim. Ama albümlerimde sadece Kürtçe ve diğer lehçelerine yer vermeyi tercih ediyorum. Müzik elbette evrenseldir. Bugün tek kelime anlamadığımız birçok dilde şarkı, müzik dinleriz.

Müzik, dünyadaki her insanın sevdiği ender şeylerden biridir ve insanlık var olduğundan beri vardır. Dünyanın neresinde yapılırsa yapılsın başka bir halk da bilmediği o dildeki müziğe, melodiye hüzünlenip sevinebiliyor. Müziğin kendine has bir dili var ve o dilin içinde de yine yüzlerce dil, duygu ve renk vardır.

 –Kürtçe dışında dillerde de duyuyoruz şarkılarınızı, bu konuda ne diyeceksiniz, müziğin evrenselliği mi yoksa dillerin kardeşliği mi?

Agir’dan önce birçok çalışmam oldu. 2008 de Birîndarim adında bir maket çalışması yaptım, 4 şarkıdan oluşuyordu. Dera Sorê, Birîndarim, Min Bihîstî ve Lê lê Rihê. O çalışmalar benim ilk profesyonel kayıtlarımdı ve hâlâ benim için çok değerliler. Daha sonra bir Fransız Caz grubuyla tanıştım. Warin Wekker grubun en parlayan saksafoncusuydu. Onları sürekli dinlemeye giderdim daha sonra tanıştık ve beni gruba dâhil ettiler. Bu müzik hayatımda gelişmem içim müthiş bir şans oldu. Uzun zaman birlikteydik ve caz barlarında konserler yapıyorduk. Cazı ve müziğin temelini öğrendim.

Daha sonra albüm yapmak istedim ve albümü ana dilim Kürtçe ile olmasını istedim. Değerli aranjör, prodüktör Hakan Akay’la tanıştım, ve çok sevdiğim ilk albümüm Ax için temel attık. Ax albümü 9 şarkıdan oluşuyordu bestelerden 4’ü benimdi onlardan biri de eşim için yazdığım Lo Lawo’ydu. Benim ilk tecrübelerimden biriydi Ax, bu yüzden çok seviyorum ve bendeki yeri özeldir.

Hakan Akay’a da bu güzel albüm için çok teşekkür ediyorum. Daha sonra Şengal kadınlarıyla ilgili şarki yazdım ve Hakan aranje etti. Xewna Giran’ı da çeken Kıvılcım Akay ise klibini yaptı.

Birçok deneysel çalmalarım oldu onlardan biri de son “Live Studio Session Istanbul” idi. Albüm kayıtlarında büyük teknik sıkıntılar oldu ama biz yine de paylaşmayı tercih ettik. Bu Live Albüm ise değerli dostum Olcay Bozkurt tarafından aranje edildi. Olcay aynı zamanda tüm konserlerimde basgitarıyla bana eşlik eden çok iyi bir müzisyendir

Elenya’nın hastalığı döneminde ise Yasmin Levy ve Rus Devlet ve Dünya Unesco sanatçısı Zara ile tanıştım. Zara bizden sözlerini benim müziğini ise Yasmin Levy’nin yazacağı üç eser istedi. Ve tabii Yasmin ve Zara’yla düşündüğümüz başka projelerimiz de bulunuyor. Onun dışında bu dönemde birçok farklı sanatçı için şarki yazdım bu çalışmalar ruhumu iyileştiriyordu ve bana çok iyi geldi yaşadığımız o süreç.

Aynı zamanda çeşitli projelerde yer aldım, onlardan biri de Fransız prodüktör Didier Jeunesse tarafından yapılan birçok dilde olan “Comptines de miel et de pistache”. “Kurdısh Pop Songs” “Vengê Royî” ve birçok diğer proje de yer aldıklarım arasındadır.

 

-Albümlerinizi bize anlatır mısınız, biraz da Xewna Giran diyelim son albümünüze gönderme yaparak.

Xewna Giran (Ağır Rüya)

Annemin şöyle bir sözü vardır, der ki: Bir kadın birinde anne olunca diğerinde de annesini kaybedince büyür.

Benim iki annem vardı birini kaybettim ve daha sonra anne oldum. Xewna Giran benim büyümeye başladığım andır. Benim ve yüzlerce kadının hikâyesidir. Bu dünyada hiçbir şey bir annenin sevgisinden ve mücadelesinden büyük ve değerli değildir. Xewna Giran benim hikâyem, anne olduktan sonra gerçek sevgiyle tanıştım, aşkı öğrendim. Meğerse kalbimin attığı yer evladımın nefesiymiş. Ondan sonra her şey değişti benim için, sesim bile. Hayata bambaşka bakmaya başladım, bir başka şarkı söylemeye başladım, kendi içimdeki gücü gördüm ve ona sarıldım. Yazdıklarımın ve bestelerimin büyüdüğünü gördüm, hissettim. İşte bu büyümeye başlayanlardan biri de Xewna Giran’dı. Xewna Giran sadece mücadeleyi anlatmıyor aynı zamanda nasıl kazanabileceğimizi de anlatıyor

Xewna Giran, Giran albümümün ilk şarkisiydi. Aranjesini değerli prodüktörüm Serkan Duran yaptı. Müthiş bir çalışma dönemiydi. Bütün kalbiyle çelişti ve benim içime sinen müthiş bir eser ortaya çıktı. Klibini de çok değerli dostum başarılı yönetmen Kıvılcım Akay çekti. İki sanatçı dostuma da çok teşekkür ediyorum tekrardan.

-Sizden sonrakilere, müzikle yolculuk yapacaklara ne dersiniz?

Bizden sonrakilere bir şeyler söylemek belki daha çok erken, benim kendime sanatçıyım demem içim daha çok çalışmam lazım. Sadece bunu müziğe aşık olan bir kadın olarak söylemek isterim. Bu yola girmeden önce ne kadar aşık olduğumuzdan emin olalım. Çünkü sanatta aşk ve tutku inanılmaz bir güçtür ve tabii kendi olabilmek de… Kendimizden uzaklaştıkça yaptıklarımız da kalıcı olamayabilir.

Onun dışında size ve ekibinize bu güzel sohbet için çok teşekkür ederim.

 

Söyleşi: Mazlum Çetinkaya

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x