Irkçı yapılar, farklı toplulukları ya kendine benzetir, kendine katar ya da yok sayar ve giderek fiili olarak yok eder. Her toplumun ve her bireyin “kendisi olarak kalma hakkı” için verdiği kavga, ırkçılığa karşı da sahici bir kavgadır.

Irkçılığa karşı çekilebilecek en büyük set, hakları için direnen, sorumluluklarından da sıvışmayan bilinçli yurttaşlar topluluğu olabilmektir.

Bunun iki püf noktası var gibi.

Bir: İnsanlar topluluğu sürü ve her bir insan bu sürüde birer koyun değil.

İki: Toplumun sürü ve her bir insanın bu sürüde birer koyun olmadığını kavramış olanlar, her koyun kendi bacağından asılır, diye düşünmezler. Bu, toplumsal ve bireysel hakların, birbirlerine uyumlu bir şekilde savunulmasını sağlar. Ne bireyin hakkı topluluğa kurban edilir, ne de bireysel çıkarlar için, toplum gözden çıkarılır.

Sorun, sadece “kaba ırkçılık”a karşı çıkmak değildir kesinlikle. Hayatın her alanında, her kesimde ve her düzeyde, açık değil sadece, gizli olarak süren ırkçılığa karşı da mücadele etmektir. Her bir toplumun ve bireyin “kendisi olma”, “kendisi olarak kalma” hakkını tanımaktır. Bu haklar için yapılan mücadeleleri meşru görmektir.

Müzik grubu U2’nun solisti Bono’nun çok sağlam bir sözü var. Der ki Bono: “Hayatta hiçbir şey kendine benzemek kadar isyancı değildir!”

Kendine benzemekte ayak diremek, işin yarısıdır ama. Öbür yarısı için ise, Oğuz Atay’ı anmak gerekiyor. “Tutunamayanlar” adlı romanında şunları okuruz onun:

“Başkalarına söyleyecek bir sözüm olabilmesi için, önce kendime söz geçirmem gerektiğine inanıyorum… Kendini çözemeyen kişi, kendi dışındaki hiçbir sorunu çözemez.”

Irkçı yapılar, farklı toplulukları ya kendine benzetir, kendine katar; ya da yok sayar ve giderek fiili olarak da yok eder. Dolayısıyla her toplumun ve her bireyin “kendisi olma”, “kendisi olarak kalma hakkı” için verdiği kavga, ırkçılığa karşı da sahici bir kavgadır.

“Kendisi olma”, “kendisi olarak kalma”nın manifestosu şöyle özetlenebilir:

Tek tek insanlar değil, sonsuz evrendeki her varlık, her bir şey tektir. Ayrıntı sayarak, tek tek varlıkların özgünlüklerine sünger çekilemez. Hiçbir varlığın eşi, benzeri yoktur. Her şeyin, başka bir şey tarafından doldurulamayacak bir yeri vardır uzayda. Herkes, üzerinde eşsiz desenler damgalanmış bir tohum olarak gelir dünyaya. Dayatılan kurallara, biçimsel kalıplara karşı gelip durmanın nedeni de budur.

Herkes ne kadar kendisi olursa, başkasının kendisi kalma hakkını da o kadar savunur. Başkasının kendisi kalma hakkını ne kadar meşru görürse, o kadar anti-ırkçı olur.

Özlediğimiz anti-ırkçı toplumsal yaşamın temel taşı, ancak böyle bir birey olabilir.

www.huseyin-simsek.com
huseyin.simsek@gmx.at

Yazıyı Paylaş
Yazılmış yorum yok

Yorum Bırakınız