Altı yaşında bir çocuk, bir kızı yanağından öptü diye, ırza tecavüz nedeniyle tutuklanmış. Tek nedeni var: Çocuk zenci, kızsa beyaz. Amerika’da yaşanan bu olaya, kamuoyu tepkisi de doğunca bırakılmış, ama yaşadığı travma!, önemli, yaşamı belirliyor.
James Baldwin, böyle bir dünyadan çıkıp gelmiş. Romancı, çocuk kitapları, oyun yazarı ama çok daha önemlisi aktivist. İnsanların ayrımı derisinin rengiyle başlıyor. Gerçi, sebep mi yok, sarı saçlı, mavi gözlü, sünnetli/sünnetsiz, şuralı, buralı… Baldwin, buna tepkiyle yazıyor. Belki de çocukluğundan başlayan -Martin Luther King, üç ya da dört yaşındaki çocuğunun tuvalete neden gidemeyeceğini anlatır- büyük bir tepkidir; sadece renkle sınırlı olmayan, duygu, düş(ünce) ve umut ile hemen her anlamda insani bir tepkiyle yazar.
Dokuz kitabı bulunan James Baldwin’in 1924’te Harlem’de doğduğunu, 1987’de de mide kanserinden Fransa’da aramızdan ayrıldığını biliyoruz… Türkiye sevdası bulunan bir kişidir ve Türkiye’de bir roman yazmış, bir de oyun sahnelemiş. Belgeselini de bir Türk yönetmen (Sedat Pakay) yapmış.

Siyah olma ve beyaz hali…
“Kimseler Bilmez Adımı” kitabındaki denemelerini kişisel seyir defterinin çok küçük bir kısmı olarak açıklayan Baldwin, ten rengi üzerine denemelerinde “zenci sorunu”nun direngen ve tehlikeli olduğunu vurguluyor. Sorun; sadece deri rengi değil; egemenin gücünü, ağırlıklı olarak da zorbalığını göstermesidir. Buna cinsel tercihler de dâhil…
Örneğin, siyasetle kültür arasındaki ilişkiden bahsediyor; zenci kültürlerinin yaşadığı zindelik kaybının, siyasi kaderlerinin kendi ellerinde olmamasından kaynaklandığını söylüyor. Buna da, doğal olarak, asimilasyon diyoruz sömürgeciliğin dayattığı. “Zenciler insan muamelesi görmek istiyor”; dönemi için nasıl da can alıcı…
Bir yazar olarak, başlıca rolünün ve işlevinin yaşanan her tür ayrımcılığa tanık olmak, bu durumu saptamak olduğunu kitabın ilk satırından son cümlesine kadar fark ediyorsunuz. İnsan ruhuna inancın, sloganların dışında bir dünya değişiminin başlangıcı sayılması gerektiğini belirten Baldwin’in, barışçıl ama bir o kadar da aktif bir yaşam savunucusu olduğunu görüyoruz. Kimileri “The Fire Next Time”ı yazdığı için kentlerin yakılmasından kendisini sorumlu tutuyorlar; oysa ‘The Fire Next Time’ı kentlerin yakılmasının önüne geçmek için yazdığını, bu nedenle kendi sorumluluğunun en yeni kuşağa karşı arttığını anlıyoruz. Bu, James Baldwin’in siyasal faaliyetidir.
Bunun için de insan soyunun yeterliliğine inanç gerekir; öyle ki, kavga bittiğinde, benim küçüklüğüm gibi bir oğlan ya da kız kardeşimin küçüklüğü gibi bir kız, sloganlar, bayraklar, programlar dışında ihtiyaçları olan bir şeyi bulabilsinler; gerçekte dünyayı değiştiren tek şeyi,. Başka bir şey değildir dünyayı değiştiren. Kişinin kendi öz çağı açısından kişinin kendi öz işlevi açısından ve kendi öz ödevleri ve kendi öz sebep ve etkileri açısından bu böyledir.
Kıssadan hisse…
Amerika’dan ayrılıp Türkiye’de, Afrika’da, Avrupa’da yaşamak zorunda bırakılmış bir yazar olarak, “Çocuğu ülkeden çıkarabilirsiniz, ama ülkeyi çocuktan çıkaramazsınız” diyor büyüklerinin sözünden el alarak. Fransa’ya ayak bastığı anda kendisini Amerikalıya dönüşmüş olarak bulduğunu yazıyor.
“Amerikalı zencinin sempatisi ne kadar derin olursa olsun ya da öfkesinin ateşi ne kadar parlarsa parlasın, bu zenci Afrika’dan siyah bir adamla karşılaştığında artık basitçe siyah bir adam olmayacaktır” sözünün bir de ters açıdan ele alınması gerektiği var… Afrikalı bir siyah insanın Amerikalı zenci ile karşılaştığında ateşten ne gibi yaralar ve karmaşayla yüzleştiğini de anlamak gerekir.
Doğudan Batıya, Güneyden Kuzeye, hatta her yöne inanılmaz bir hareketlilik var. Bunun sadece deri rengiyle açıklanması mümkün değil; siyasal, sosyal, etnik, ekonomik, kültürel, ekolojik göçler yaşanıyor dünya çapında. James Baldwin’in 20. yüzyıl başında yaşadıklarıyla bugün yaşananlar arasında bir bağ var ve bu bağ kopmaz değil. Nedenini sorgulamak gerekir, çözümü için çaba harcamak zorunluluktur.
Kimseler Bilmez Adımı
James Baldwin, denemeler
Çeviren, Bülent O. Doğan
Yapı Kredi Yayınları, Nisan 2026, 168 s.












