İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi, gündelik yaşamda karşılaşılan ayrımcılık biçimlerini ve bunlara karşı geliştirilen güçlenme yöntemlerini dijital bir arşive dönüştürmeye hazırlanıyor.
“Güçlenmenin Yankıları: Feminist Hafızanın İzinde” adını taşıyan sanal serginin açık çağrı süreci tamamlandı. Projeye metin, ses kaydı, video ve görsel çalışma biçiminde gönderilen anlatılar değerlendirilerek etkileşimli sergide bir araya getirilecek.
Eşitsizlik kadar mücadele de kayıt altına alınacak
Sergi yalnızca kadınların ve LGBTİ+’ların karşılaştıkları ayrımcılık deneyimlerine odaklanmıyor. Bu deneyimlerle nasıl mücadele edildiği, hangi dayanışma yöntemlerinin geliştirildiği ve zaman içerisinde ne tür güçlenme yollarının bulunduğu da çalışmanın merkezinde yer alıyor.
İş yaşamındaki ayrımcılıktan bakım emeğinin eşitsiz paylaşılmasına, ekonomik güvencesizlikten akademi ve sanat alanındaki engellere kadar birçok başlık serginin kapsamına giriyor. Böylece çoğu zaman kişisel bir sorun olarak görülen deneyimlerin arkasındaki toplumsal ve ekonomik ilişkilerin görünür hâle getirilmesi amaçlanıyor.
Gündelik direnişler feminist hafızanın parçası
Proje, feminist tarihi yalnızca tanınmış isimler, büyük toplumsal hareketler veya örgütlü mücadeleler üzerinden ele almıyor. Gündelik hayatta sınır koymak, ayrımcılığa itiraz etmek, dayanışma kurmak ve birlikte hareket etmek gibi pratikleri de kolektif hafızanın bir parçası olarak değerlendiriyor.
Katılımcıların kişisel anlatıları, sergide birbirinden bağımsız tanıklıklar olarak değil, toplumsal güç ilişkilerini ortaya koyan ortak bir hafızanın parçaları olarak sunulacak.
Sanal müze kalıcı erişim sağlıyor
2022 yılında kurulan İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi, fiziksel ve sanal sergilerin yanı sıra müze pedagojisi çalışmaları, kültürel etkinlikler ve yayınlar hazırlıyor.
Müzenin küratöryel organizasyon ekibi, dijital sergilerin belirli bir mekânla sınırlı kalmaması sayesinde farklı şehir ve ülkelerden ziyaretçilere ulaşabildiğine dikkat çekiyor. Çevrim içi çalışmaların sergiler sona erdikten sonra da erişilebilir kalması, oluşturulan anlatıların kalıcı bir dijital arşive dönüşmesine olanak sağlıyor.












