Pazartesi, Haziran 15, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Yazarlar

Kızılı Mora Boyamak mı? Hayır Teşekkürker!

Sibel Özbudun by Sibel Özbudun
28/12/2019
in Yazarlar
A A
0
0
SHARES
9
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

Bu yıl ‘25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü’ gösterilerine iki olay damgasını vurdu. İlki, bir grup sosyalistin üzerinde “Ya Sosyalizm Ya Ölüm” yazılı bir pankartla İstanbul’da gösterilerin yapıldığı alanına girmesi; ikincisi ise, polisin gösterinin sonlandırılması için göstericilere saldırması…
İlginçtir, olaylardan ilki, sosyal medyada daha fazla tepki konusu oldu, daha fazla tartışma konusu edildi. Feminist cenahtan yükselen itirazlara göre, feministlerin “uhdesinde”ki(?) bir yürüyüşe “alâkâsız” bir sloganla “eril” ve “dışarıdan” bir müdahalede bulunmuştu Kaldıraç’çılar…
Feministlerin sesini bastırmaya, meydana “kızıl” rengin damgasını vurmaya kalkışmışlardı. Oysa “25 Kasım (tıpkı 8 Mart gibi) feministlerin damgasını taşıması gereken bir gündü”, “Alana mor renk hâkim olmalı” ve “Sadece feminist grupların benimsediği, uygun gördüğü sloganlar atılmalı”ydı! Bunun dışındaki her türlü girişim, erkeklerin kadınların sesini bastırma çabasından ibaretti…
Hemen her 25 Kasım ve 8 Mart’ta tekrar edilegelen bu savlar, sosyalist saflarda da -sanırım feminist iddialar bu saflarda artık bir “işba” hâli yarattığı için- bir tepkiyi tetikledi. Tartışma -sosyal medya üzerinden- uzayıp gidiyor…
Sosyal medya, verimli bir tartışma ortamı değil. 140 harf kullanarak “tribünlere oynama”, “taşı gediğine oturtma”, ve izleyicilerden azami “beğeni” ve “mention” alma mantığına dayanan hiçbir tartışma, kanımca verimli olmaz. Ve ne yazık ki, görebildiğim kadarıyla muhalif çevrelerin büyük bölümü indinde tek geçerli “tartışma aracı” da bu.
“Dinozor” damgası yemeye alışkınım nasıl olsa. Bu tartışmaya bu nedenle “twitter”dan değil de, matbaadan çıkmış dergi sayfalarından katılmayı yeğliyorum.
Feminist argümanları birkaç açıdan zaaflı buluyorum.
İlki 25 Kasım’ı (ve 8 Mart’ı) “temellük etme” gayretkeşliği.
8 Mart’ın 1910’da Clara Zetkin’in önerisiyle İkinci Enternasyonal’e bağlı ‘Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ olarak kabul edildiğini; ilk yıllarda farklı günlerde kutlanmakla birlikte, 1917 8 Mart’ında Rusya’nın kadın emekçilerinin Şubat Devrimi’ni başlatan ayaklanmasının ardından, 8 Mart tarihine sabitlendiğini duymayan, bilmeyen kalmadı. Sonradan BM tarafından “emekçi” sözcüğü çıkartılarak “Uluslararası Kadınlar Günü”ne dönüştürülse de, 8 Mart’ın tarihi, kızıldır.
Gelelim 25 Kasım’a. Bu günün BM tarafından “Kadına Şiddetle Mücadele Günü” ilan edilmesinin gerisinde yatan olay, Dominik’te diktatör Trujillo’ya karşı mücadele eden Mirabel kız kardeşlerin Trujillo’nun özel servis elemanları tarafından dövülerek öldürülmesidir. Dikkat; Mirabel kardeşler, kocaları, babaları ya da herhangi bir “erkek” tarafından değil, ABD uşağı Trujillo rejimi tarafından, diktatörlüğe karşı örgütlü bir mücadele yürüttükleri için katledilmişlerdi… Daha da çarpıcısı, ve kız kardeşlerden en büyüğü Minerva Fidel Castro’ya olan hayranlığını gizlemeyen bir komünist sempatizandı. Hani şu “Ya Sosyalizm ya Ölüm!” sloganını ilişkinsiz, kaba ve “erkeksi” bulduğunuz Fidel Castro’ya…
Şu hâlde, bu iki günü feministlere mal etme girişimindeki manipülasyon ne olursa olsun, her ikisinde de devrimcilerin, sosyalistlerin emeği ve hakkı ağırlıklıdır.
İkinci zaaf ise, işi salt “temellük” çabasında bırakmayıp, bu günler üzerinde “inhisar kurma” girişimleridir.
Oysa protestolar hiç kimsenin tekelinde olmayan “kamusal alanlar”da gerçekleştirilir. Belirli bir konuyu sorun edinen herkes insanları gösteriye çağırabilir; ancak çağrı konuyu sorun edinen herkesedir. Protesto gösterisi “özel mülkiyet” olarak değerlendirilebilecek bir alanda (örneğin çağrıcının evinin bahçesinde!) gerçekleşmediği sürece, çağrıcı katılımcıların soruna hangi açıdan yaklaştıkları, hangi talep ve gerekçelerle protestoya katıldıkları, protesto boyunca nasıl davranmaları, hangi sloganları atıp hangilerini atmamaları, hangi renklerde giyinmeleri… vb.’ni dikte etme hakkına sahip değildir.
Protesto edilen görüngüyle sorunu olan herkes, organizasyon komitesinin güvenlik önlemlerini ihlâl etmemek koşuluyla gösteriye katılma, kendi gerekçelerini slogan ya da pankart ve dövizlerle ifade etme hakkına sahiptir. En fazla, görüşlerinizle bağdaşmadığınızı düşündüğünüz kişi ya da grupların sizin kortejinize katılmasını sağlayabilirsiniz. Aksi tutum, feministlerin hoşlanmadıklarını sıkça ifade ettikleri ve erkeklere mal etmekten hoşlandıkları “dayatmacılık”tır…
Bu açıdan bence örnek alınması gereken tutum, 1 Mayıs organizasyonlarıdır: 1970’li yılların acılı deneyimlerinin ardından, 1987’den itibaren yeniden alanlarda toplandığımız 1 Mayıs’lara sömürü düzeniyle sorunu olan herkes, kendi renk ve sözleriyle katılabilmektedir: işçiler, kamu çalışanları, Alevîler, devrimci gruplar, CHP’liler, kadın örgütleri, LGBTİ topluluklar, sanatçılar, anarşistler, antikapitalist Müslümanlar… Sistemle sorunu olan herkes…
Feministlerin bir üçüncü zaaflı tutumu ise, “kadınlığı inhisar altına alışları”ndaki tuhaflıktır. Sanki kadınlar adına konuşmaya yetkili kılınmış tek hareket, kendileridir; kendini başka terimlerle tanımlayan hiç kimse kadınlar için mücadele edemezmiş, etmemeliymiş gibi, kendileri dışındaki herkesi, özellikle de sosyalist kadınları “erkek sözü” söylemekle suçlayan ilginç bir ego şişkinliği…
Oysa feminist eğilim(ler) kadın hareketi içindeki unsurlardan bir tanesi (ya da feminist heterojenlik göz önünde bulundurulduğunda birkaç tanesi)dir sadece. Aslına bakılırsa her siyasal ideolojinin, her felsefi akımın kadınların nasıl yaşamaları gerektiğine dair fikirleri, görüşleri vardır. (Ve feminist heterojenliğin en önemli kaynaklarından biri de budur: Liberal feminizm, radikal feminizm, İslâmcı feminizm, sosyalist feminizm, liberter feminizm…)
Soru(n) şu ki, sosyalistler, devrimciler kadın sorunuyla, kadınların kurtuluşu perspektifiyle ilgili olan herkesin kendini “feminist” olarak tanımlamak zorunda olmadığını -feminizme karşı en sert eleştirileri dile getirmelerine rağmen sık sık “feminist” olarak damgalanan- Clara Zetkin’lerden, Alexandra Kollontai’lardan bu yana biliyorlar.
Sosyalistlerin kadın kurtuluşu perspektifi, tarih-ötesi, tahlili üzerinde anlaşmaya varılmamış, muğlak bir “patriyarka” kavramına karşı mücadeleden değil, her türlü sömürü ve tahakküm ilişkisine karşı emek eksenli bir başkaldırıdan geçmektedir. Bu mücadelenin yüz yılı aşkın bir süredir aktif öznesi olan sosyalist kadınların bunu dile getirmek için “erkek yoldaşları”nın delaletine ihtiyacı yoktur.

2 Aralık 2019 16:07:49, İstanbul.

N O T L A R
[*] Kaldıraç, No: 221, Aralık 2019…

Previous Post

Emperyalizm Çağında Savaş Barış Demektir, Savaş da Barış!

Next Post

LGBT

Sibel Özbudun

Sibel Özbudun

Yazarın Diğer Yazıları

İsviçre’de kadınlar sokaktaydı: 14 Haziran grevi ülkenin dört bir yanında alanları doldurdu
İsviçre

İsviçre’de kadınlar sokaktaydı: 14 Haziran grevi ülkenin dört bir yanında alanları doldurdu

15/06/2026
15-16 Haziran’ın 56. yılında işçi direnişleri sürüyor
Emek Dünyası

15-16 Haziran’ın 56. yılında işçi direnişleri sürüyor

15/06/2026
Bulanmadan, donmadan akmak…
Kültür Sanat

Bulanmadan, donmadan akmak…

15/06/2026
İsviçre’de “10 milyon nüfus sınırı” referandumuna ret
Avrupa

İsviçre’de “10 milyon nüfus sınırı” referandumuna ret

15/06/2026
Etimesgut Askeri Havaalanı ‘Ankara Havalimanı’ adıyla açılıyor
Manşet Haberler

Etimesgut Askeri Havaalanı ‘Ankara Havalimanı’ adıyla açılıyor

15/06/2026
ABD ve İran arasında anlaşma: İmzalar İsviçre’de atılacak
Dünya

ABD ve İran arasında anlaşma: İmzalar İsviçre’de atılacak

15/06/2026
Next Post
Ekonomi

LGBT

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

İsviçre’de kadınlar sokaktaydı: 14 Haziran grevi ülkenin dört bir yanında alanları doldurdu

İsviçre’de kadınlar sokaktaydı: 14 Haziran grevi ülkenin dört bir yanında alanları doldurdu

by Mehmet Murat Yıldırım
15/06/2026
0

Mehmet Murat Yıldırım İsviçre’de 14 Haziran, otuz yılı aşkın bir süredir kadınların eşitlik mücadelesinin en önemli simgelerinden biri olarak görülüyor....

15-16 Haziran’ın 56. yılında işçi direnişleri sürüyor

15-16 Haziran’ın 56. yılında işçi direnişleri sürüyor

by Fulya Çağlar
15/06/2026
0

Türkiye işçi sınıfının hafızasında özel bir yere sahip olan 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nin üzerinden 56 yıl geçti. 1970 yılında...

Bulanmadan, donmadan akmak…

Bulanmadan, donmadan akmak…

by Korkut Akın
15/06/2026
0

Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, her şey birbirine girmiş, kördüğüm olmuş, bir ipucu bile yok ucundan tutacağımız. Sosyal, siyasal, ekonomik,...

İsviçre’de “10 milyon nüfus sınırı” referandumuna ret

İsviçre’de “10 milyon nüfus sınırı” referandumuna ret

by Sonhaber
15/06/2026
0

İsviçre’de sağ popülist İsviçre Halk Partisi’nin nüfusu 2050 yılına kadar 10 milyon kişiyle sınırlandırmayı hedefleyen girişimi referandumda kabul görmedi. Henüz...

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik