Konya Katliamı üzerine

Hele ki, Türkiye gibi “yeni sömürge” tipi ülkelerde insanlar fazla yaratıcı ve kültürel olarak fazla gelişkin -Batı ile karşılaştırıldığında- olmadıklarından, kendilerini toplum içinde basitçe ifade edebilecek vasıflara sahip değillerdir. 

“‘Millet’ yalnızca özgül ve tarihsel bakımdan yakın bir döneme aittir. ‘Millet’ ancak belli bir modern teritoryal devletle, ‘ulus devlet’le ilişkilendirildiği kadarıyla bir toplumsal birimdir; bununla ilişkilendirilmedikçe milliyeti tartışmanın hiçbir yararı yoktur. Kısacası analitik düzlemde milliyetçilik milletlerden önce gelir. Milletler devletleri ve milliyetçilikleri yaratmaz, doğru olan bunun tam tersidir.”(Eric Hobsbawm)

 
Mülteciler ve yangınlar üzerine tartışmalar devam ederken Konya’da yaşayan Kürt Dedeoğlu ailesine yapılan canice ırkçı katliam, hükümet, ana-muhalefet ve ulusal medya tarafından görmezden geliniyor. Yaşamın her döneminde her ulusta ırkçılık etkili olmuştur. Çünkü ulus-devlet denilen inşa en başında gericilik ve ayrımcılık üzerine kurulmuştur. Ya var olan kültürleri alıp asimile ederek yeni bir kültür yaratmıştır. Ya da var olan kültürleri tamamen yok etmiştir. Bazen tek tek bireyler halinde bazen de kitlesel düzeyde çeşitli kültürlerden halklar ve inançlar hedef haline getirilip imha edilmiştir. Bu genelde, hemen hemen her dönem, egemenler ve devlet eliyle örgütlenirken, “halk”ın çoğunluğunun sessizliği de bu tip katliamlara adeta yol verir. Diğer bir deyişle çoğunluğun milliyetine mensup toplumun ezilenleri olarak tabir edeceğimiz kesim de durumdan vazife çıkartarak bu tür olaylara aktif ya da pasif destek verirler. Bu kesim kendini görevli olarak hisseder ve psikolojik bir rahatlama yaşar. Oysa bu insanlığın bittiği andır. Bu ülkede Türklerin aklı ve vicdanı daha çocukluklarında kendilerinden alınmıştır. Ailede alınmıştır. Okulda alınmıştır. İşyerinde alınmıştır. Askerde alınmıştır. Marşla, bayrakla, büstle alınmıştır. Ve şimdi de ezanla alınmaktadır. Bu ülkenin makus talihidir gerici bir milliyetçilik ve yobazlık.
 
Çünkü, “binlerce yıllık gelenek ve göreneklerin bir kabus gibi insanların üzerine çöktüğü” bir efendi-köle kültürü yaratılan bu topraklarda insanların kendilerini çok kolayca ifade edebilecekleri ve duygularını ya da komplekslerini okşayacak “hayali” milli bir kimlik yaratıp bunu politika vasıtasıyla meşrulaştırdığınızda, gücü eline geçirenin içine düştüğü kibir gibi, insanlarda olmadıkları bir şeyi olabilecekleri hissini vererek ve ona sahip olduklarında güçlü oldukları  algısını yaratarak, içinde bulundukları illüzyon dünyasının bir yanılgı olduğunun farkına varmalarının önüne “millet ve milliyetçilik aşkıyla” geçerek, sömürme ve yağma yolunda istediğinizi yapabilir ve istediğinizi ezebilirsiniz. “Milletin emanetini taşıyoruz. Biz sadece millete hesap veririz” sloganları eşliğinde… 
 
Hele ki, Türkiye gibi “yeni sömürge” tipi ülkelerde insanlar fazla yaratıcı ve kültürel olarak fazla gelişkin -Batı ile karşılaştırıldığında- olmadıklarından, kendilerini toplum içinde basitçe ifade edebilecek vasıflara sahip değillerdir. Onlara -özellikle toplumun en alt cahil kesimine- öyle bir kimlik vermelisiniz ki ve bu kimlik devlet tarafından yasalarla korunan meşru bir politik kimlik olmalıdır ki, basitçe o kimliği kabul eden -gerektiğinde zorla- herkes toplumda “özgürce” kendini ifade edebildiğini sandığından bütün bastırılmış duygularını tatmin edebilsin(Asker uğurlamalarının aşırılığına ve vahşiliğine ses çıkartılmaması mesela bunun örneklerinden biridir). Ve böylece bilinç altında oluşan bütün kompleksler rahatça bilince çıkar. Ve söz konusu olan, yasalarla korunan meşru bir kimlik olduğundan, o kimliğe ait olmayan karşısında bütün kompleksler rahatça boy gösterir. Sonuçta o kimlik uğruna o kimlikten olmayanları yıldırma ve hatta katletme ilahi bir vahyin emri gibi kutsal hale getirilir.
 
Konya’da alçakça gerçekleştirilen katliamı da bu açıdan değerlendirmek gerek. Çünkü bu ne bir ilk ne de son olacaktır. Katliamı gerçekleştiren kişi-kişiler büyük olasılıkla para-militer bir güce mensuptur. Faşist para-militer gruplar ulus-devlet(Cihan devleti hayali)) rüyasını gerçekleştirmek için şiddet kullanan bir ideolojik sapkınlığın dogmacıları olarak toplum üzerinde bir korku ve tehdit dalgası oluştururlar. Bu tip yapılanmalar da burjuva sınıfı ve gücün seçkinler grubunun(politika yapıcıları) desteği ile gerçekleştirilir. Çünkü toplumun altta kalanları tarafından “bireysel” ve sınıfsal hakları talep edecek olan özgürleştirici ve sosyalist hareketlerin önüne geçilmesi adına para-militer güçlerin oluşmasına olanak sağlarlar. Daha da ötesi bu tip para-militer gruplar kendinden olmayanlar hedef alındığında, Konya’daki Kürt aile gibi, şiddet kullanımının sadece müsaade edilebilir değil aynı zamanda ahlaki ve ilahi olduğuna da inanırlar. Politika yapıcılarının çeşitli türde ayrıştırıcı ve düşmanlaştıran propagandaları ile körleşen ve durumdan vazife çıkaran para-militer gruplar ulus-devletin (ya da cihan devleti) yüce olduğuna ve bu yücelik karşısında kişi özgürlük ve eşitliğinin önemsiz olduğu fikrine bağlanırlar. Bu yüzden tüm para-militer gruplar toplu katliamlar da dahil olmak üzere her türlü şiddetin dayatılması taraftarıdırlar. (Latin Amerika gibi Türkiye’de de para-militerleşme ve militerleşme egemen sınıfın varlığına yönelik sınıfsal her “tehdit” sonrasında devletin tüm olanaklarının seferber edildiği bir örgütlülük içinde halkın özgürleştirici ve demokratik taleplerine kelimenin tam anlamıyla darbe vurmuştur. Ve günümüzde de Latin Amerika ve Türkiye gittikçe askerileşmekte ve para-militerleşmektedir. Geçmişte bu tip örgütlenmeler karşılarında anti faşist bir direniş bulmuşlardır. Bugün ise ne yazık ki böyle bir direniş yoktur. Hatta Türkiye’de sol gün geçtikçe gerici milliyetçiliğin pençesine düşerek anti-emperyalizm yanılgısı altında Türkiye’nin Suriye’nin yüzde 5’ini kontrol ettiğini, Libya ve Dağlık Karabağ’daki çatışmalara doğrudan müdahil olduğunu, Katar gibi ülkelerde üsler kurarak emperyal hayaller peşinde koştuğunu ya da emperyalistler arasındaki soğuk savaşta ABD’ye sadakatini bildirmek için Afganistan’da yeni görevler üstlendiğini görmezden gelmektedirler ve de kimi zaman sesli kimi zamanda sessiz bir şekilde desteklemektedirler.) Tüm bunlar için de yoksullara ihtiyaç vardır. İşsiz ve aç yoksunlara… Bayrak ve ezanla kolayca harcanabilecek garibanlara…Ülkenin yoksulları gücün seçkinler grubunun ordusuna içeride gönüllü nefer yazılırken müdahil olunan ülkelerdeki yoksullar da Avrupa’ya karşı bir şantaj aracı ve patronlar için bedava köleler olarak kullanılmak üzere millet ve milliyetçiliğin “hayali cemaat”ine kurban edilmektedirler. Gücün seçkinler grubu milliyetçilikle beslenir. Onların en iyi yaptığı şey kan ekip nefret biçmektir. Afganlı nefreti, Suriyeli nefreti, Kürt nefreti, Alevi nefreti…Onlar yakarak korkuyu yayarlar…Özgürlüğü, eşitliği ve kardeşliği yakarak… Onların “keyif çayı”dır milliyetçilik…bedava bol bol dağıtırlar…çünkü saltanatları bunu gerektirir.

Sonuç olarak, bu tür katliamları engellemenin tek bir yolu vardır: her türlü milli ve dini kimliği politikadan sıyırıp atmak ve bireyin kendi özgür iradesine bırakarak ve karşısındaki kişiye kendini ifade etme biçimini politikanın meşruluk sağladığı “bizden olanlar” “bizden olmayanlar” karşıtlığını şiddette çevirerek dayatmasından kurtararak, bireyin özel hayatı içerisine hapsetmek. Milliyetçilik dünya tarihinin belirleyicisi olmamalıdır. “Ulus ibadetinin ateşli tapınması” insanlık tarihinin hedefi olmamalıdır. İnsanlığın hedefi tüm milletleri ve milliyetçilikleri politik alandan alıp kişinin özel hayatına atmak olmalıdır. Aynı din gibi…Aynı laiklik gibi…Bugün millet ve milliyetçilik lafını ağızlarından düşürmeyenler en büyük özgürlük düşmanlarıdır. Özgürlük ise, her ne kadar şu gün farkında olmasalar da tarihin çamurunda bata çıka mücadelelerle yoğrulan ezilenlerin olmazsa olmazıdır. Ekmek gibi, su gibi, hava gibi insanın ayrılmaz bir parçasıdır. Pazarlık konusu yapılamaz. Pazar tezgâhında satılığa çıkarılamaz. Ezilenler şunu çok iyi bilmelidir ki, onu kaybettiğimiz an dünya diktatörlerin karanlık bir distopyasına dönüşecektir.

 

Bu topraklarda yaşayanları büyük bir aileye çevirerek barışçıl bir proje üretmek bizim elimizde. Zalimlere ve sömürü çarkını çevirenlere karşı tek yumruk olarak mücadele etmek bizim elimizde. “Yeryüzünü vatan, insanlığı millet yapmak” bizim elimizde…Toplumun farklı renklerine karşı yapılan katliamları engellemek bizim elimizde… Katliamlar zincirini kırmanın tek ve yegâne yolu budur.

 
Konya katliamını ve Kürtlere yapılan tüm zulüm ve baskıyı lanetliyoruz.
Mustafa Kumanova
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x