Hepiniz bilirsiniz işte, Kleopatra kendisini halıya sar(dır)arak Firavuna göndermiş… Bilinen ilk kartpostal oymuş. Sonra, bakmışlar ki, hoş bir iletişim, işe de yarıyor, sürdürmüşler günümüze kadar. Hatta sanata dönüşmüş “artmail” “posta sanatı” olarak. Eskiden hemen herkes, artist, oyuncu, şarkıcı, futbolcu kartı biriktirirdi ama artık teknolojinin geldiği yerde kartın da kartpostalın da özelliği, güzelliği kalmadı. Bir kişi hariç, Korkut Akın.
Gazetemiz değerli yazarlarından sanat emekçisi yönetmen Korkut Akın, yaşadığımız çağın tanıklığını gelecek nesillere aktaran ve bunu da sanatı kullanarak yapan ülkemizin aydınlarından. “İnancı olan kuş yeraltında da uçar,” böyle diyor Korkut Akın yola çıkarken. İletişimin önemine vurgu yaparak, insanları birbirine yaklaştırmak için 1983 yılında aşk ile hazırladığı ilk yeni yıl kartına her yıl yenilerini ekleyerek postayla göndermediği, sadece elden dağıttığı özel kartpostallar hazırlıyor.
Sizin için kendisine sorduk:
Bu kart hevesi nasıl doğdu, nerelere vardı?
Merhabalar. Bir kız arkadaşıma yeni yıl armağanı olarak yapmıştım ilkini…
İlanı aşk mıydı yoksa?
Evet, karşılık bulamadı ama hoşuma gitti böyle bir şey. İlki tekti sadece bir kişiye verilmişti, sonrasında sayısı giderek arttı. Şimdi, koleksiyon yapanları da var, gelip isteyeni de. Ben zaten, yolu yolumla kesişen herkese dağıtıyorum.
“Bizden önce gidenlerin peşinden koşuyoruz”, her gün yeni bir şey öğrenerek, yeni bir güzellikle buluşarak. Bu koşuşturma ilksel insanlardan bu yana hep hızlanarak sürüyor ve ilginçtir, öncesini unutturuyor da… Sonra da “ah, nerede o eski günler” diye yakınıyoruz.
Bilmiyoruz ya da biliyorsak da umursamıyoruz, hemen her değişim benzer tepkiyle, öfkeyle, “icat çıkarma” tehdidiyle karşılaştı. Buna karşın herkes, öğrendiğinin üzerine koyarak yürüdü bu yolu.
İyi yakaladınız, bir başka deyişle yeni bir kapı araladınız bana. Yeni yıl kartlarım bu duyguyu, yani eski günleri hatırlatıyor insanlara. Yaşı yaşıma denk olanlar yaşayarak deneyimlediler, sonraki kuşak büyüklerinden duydu veya ötede beride unutulmuş kartları bulunca sordu soruşturdu öğrendi, ama Beta Kuşağı diyorlar, değil mi, hiç bilmiyor. Z kuşağından başlayarak bilgisayar çağında yaşadığımız için elektronik haberleşme öne çıktı. Kimse artık mektup yazmıyor, not bile hatta. Öyle ki elektronik mesajlarda ünlü harfleri yok ederek tasarruf bile ediyorlar.
Evet, “ne olacak bu kartlar” diye soranlar kadar, “satsana, para kazanırsın” diyenlere kadar geniş bir yelpazede farklı, farklı olduğu kadar ilginç tepkiler aldım. Sizin değindiğiniz o “icat çıkarma” işini üstlendim. Birçok arkadaşım eşine, çocuğuna ya da anne babasına “sen niye yapmıyorsun” diye soruyor. Onları da ikna etmeye çalıştım… Laf aramızda, başta eşim olmak üzere, oğlumuz da dahil, kimse üzerinde durmadı.
Yine araya gireceğim… Bir kartınızda çift imza var, onu da anlatır mısınız?
Arkadaşlarım kadar en yakınlarımı da kart hazırlamaya zorladım, deyim yerindeyse. O yıllarda birlikte olduğum arkadaşımı ikna etmeyi başaramayınca adını imzaya ekledim. Olmadı ama… Sürdüremedik. Demek ki, tek yapacaktım kartlarımı, ama isteyen olursa kuşkusuz yardım etmeliydim… Ettim de, hatta bir arkadaşım için tasarlayıp örnek baskı bile hazırladım. Devam ettirmedi. Ne yapabilirim ki!
Evlendiniz, çocuğunuz da oldu ama hâlâ kart yapıp dağıtıyorsunuz… Bunun bir nedeni olmalı, sadece gelenek diye geçiştirmek pek mümkün değil. Yanılıyor muyum?
Haklısınız. Zaman içerisinde değişen dünya gibi, sadece dünya değil, her şey değişiyor, yükseliyor, bambaşka yerlere evriliyor. Kartlarım da öyle oldu…
Başlangıçta aşk, sevgi, güzel günler teması öne çıkarken artık sanatın demokratlaşması çerçevesinde daha küresel, daha çevreci, daha demokrat ve hep olduğu gibi barışçı kartlar tasarlıyorum. Örneğin bu yılki kartım, ülkemizin içinde bulunduğu hukuksuzluktan yola çıktı. Devletin temel görevi olan eğitim, sağlık, barınma, beslenme gibi temel insan hakları yerine “ekonomik tetikçiler”in istekleri doğrultusunda sadece beton yığını kentler kurması… En küçük bir yeşil alanın bile katledilmesi, sokak canlarının da tabii… bu kartın ana nedeni oldu. Anayasanın bile uygulanmadığını hepimiz görüyoruz, ama ses çıkartmıyoruz. Ben, seksen beş milyonda bir sorumlu olduğum…
Evet, o nedenle küçük kızın içine bile girmiş ipler. İp mi onlar, kazık mı?
Siz nasıl yorumlarsanız o. Engel diye çıkmıştım yola… Bundan sonrası kartı görenlerin… nasıl yorumlamak isterlerse… Biri, “babası işsiz kalmış, bu kız da fabrikanın önüne gitmiş, babasının işe yeniden alınmasını istiyor” dedi. Bir diğeri, iyice gericileşen bakışın eleştirisi olarak, kadınların giyimine dikkat çektiğini söyledi. Tabii, en çok da haksız ve hukuksuz yere tutuklanan insanların ülkesi olduğumuz için hapishane önünde babasını, annesini, dedesini veya nenesini, bir büyüğünü beklediği yorumu geldi. Hepsi, ama hepsi doğru. Ben kendi adıma, seksen beş milyonda bir sorumlu olduğum çağımdan, elimden geldiğince görüş bildiriyorum.

Son maaş zamları nedeniyle ekonomik zorluklar karşısında artık yaşamaya gücü kalmamış insan geldiği için aklıma, kazık mı diye sormuştum.
Evet, haklısın. Onu da söyleyebiliriz, daha doğrusu söyleyebilirsiniz. Başka yorumlar da gelecektir muhakkak. Keşke hepsini duyabilsem, okuyabilsem…
Buna bir de savaşı eklemeliyiz. Ukrayna-Rusya, İsrail-Filistin, Suriye’deki iç savaş… ama bizi de etkiliyor en az onlar kadar. Avrupa’da milliyetçi hatta ırkçı düşünceli partilerin iktidara gelmesi, bütün dünyada sosyoekonomik, sosyokültürel, sosyoekolojik, kuraklık, savaş ve siyasal sorunlardan kurtulmak için yaşanan göçler de var…
Arkadaşlarınızın biriktirdiğini, sizin sözünüzle söylersek arşivlediğini söylediniz. Peki, bu kartları edinemeyenler ne yapsınlar?
Hep kahvenin mi kırk yıllık hatırı vardır? Benim, elden dağıtılan, asla postayla gönderilmeyen kartlarımın da hatırı oldu kırk yılını tamamlayınca.
1983’te başladığım, zamanla baskısı da sayısı da artan, hatta bazen herkese yetişmeyen kartlarım toplu olarak ilk kez Schneidertempel Sanat Merkezinde sergilendi 21 Aralık 2021 (tarihi de özel, 21, 12, 21 bileşimiyle) 09 Ocak 2022 tarihleri arasında. Tan Oral’dan İsa Çelik’e, Selçuk Altun’dan Gürbüz Doğan Ekşioğlu’na epey de ilgi gördü. Bir yıl sonra “Kırk bir kere barış” adıyla Küçükçekmece Belediyesi sergiledi. Sonra kaldı. Herkes “sergile” dese de, ilgili arkadaşlar kurumlarına ve/veya galerilere önerse de bir sonuç çıkmadı. Oysa, bir bakışla sivil tarih bu, bir arada olunca. Neredeyiz, nereden gelmişiz, neler değişmiş yaşamımızda ya da orman yangınları da vardı bir yıl nereler neden yanmış, heykeller gözaltına alınmış polis barikatlarıyla… anımsamak için bir fırsat sunabilir. Hem toplumsal belleğimizi de harekete geçirir. Ne bileyim… Bu bir çağrı olsun.

Umarız ve bekleriz… Bir sorum daha olacak, son olarak. Sevda sözcüğünün sonuna ‘ğ’ ekliyorsunuz niye? Bağlı olarak da “İnancı olan kuş yeraltında da uçarmış” diyorsunuz ya…
Anladım, sözünüzü kesmemin nedeni, kendime kızdım diye… Neden yanıtlarken atladım bunları?
Sait Faik, “Bir insanı sevmekle başlayacak her şey” diyor ya… Edip Cansever devamını getiriyor tabii, şiirce “Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte /
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel / O başkası yok mu bir yanındakine veriyor / Derken karanfil elden ele.” O sevgi, benim dilimle sevda aslında dağ gibiymiş, dorukları bulutların arasında. Sözcükleri konuşurken yutarız ya, sonundaki ‘ğ’ düşmüş zamanla, sevda olarak kalmış. Cansever’in izini sürdüğüm için sevda(ğ).
Tarihten bir örnekle anlatmak daha kolay… Kimdi o, “donanmanın bütün demirlerini gümüşten, halatlarını ibrişimden ve yelkenlerini atlastan yaparız” diyen ünlü paşa? En tam da o işte… İsterseniz hiçbir kuvvet durduramaz sizi. Yeter ki isteyin, “inancı olan kuş yeraltında da uçar” kuşkusuz. Buna bir de günümüzle bağlantılı (ama üzgünüm, gerçekleşmeyen bir örnek vereyim) “Boş tencere hükümet devirir”. Sahi, hükümet olmadığı için (Cumhurbaşkanlığı kabinesi var sadece) için mi devrilmiyor? Bunu da düşünmeliyiz








Çok güzel ve çok başarılı ✌️
İlk kartlardan edinenlerdenim🙏❤️✒️🖌️
Sevgili Korkut Akın, aramızda sıra (Toros) dağlar da olsa, sevgin her zaman yanımda, umarım benim sevgimde yalın olarak yanındadır. Hasret ile kucaklarım. Özledim.
Gün geçtikçe kelleşen yazı dili güzelleşen oğlum benim merhaba.
Gün geçtikçe gelişip güzelleşiyorsun üstelik.
Benimse göğsüm kabarıyor iki kol altında iki karpuz.
Oysa ne sen sensin ne ben benim.
Elinden tutup yürüttüğüm oğul,
Elimden tutup yürütüyorsun.
Neboş 90+