“Korona günlerinde aşk” değil, ‘Yeditepe İstanbul’

Gabriel Garcia Marcuez ‘in “Kolera Günlerinde Aşk “ romanından esinlendiğim bu başlık bir nevi kendi özgünlüğümüzden hareketle bir şeyler yapmakla da ilintili. Yani iletmek istediğim mesaj;  yerelden evrensele mal olan değerlerin daha anlamlı olduğudur.

Muasır medeniyet dediğimiz şeyi salt kılık kıyafet olarak algılamayan, çağdaş, çoğulcu, demokratik, hoşgörülü; , ırksal, dinsel, cinsiyet farklılıklarını gözetmeyen; insanı, hayvanı ve doğadaki tüm ilişkileri ciddiye alan bir değerler silsilesi içerisinde oluşturabilen birey, aile, devlet anlayışı ihtiyaçlara karşılık verebilir anca. Ve ancak bu çizdiğim medeniyet fotoğrafında yaşanılabilir bir dünya mümkündür. Tersi durum savaş, yıkım, göç, acı, yoksulluk ve gözyaşı getirir.

Kapitalist değerler dünyasında kar hırsının tek amaç olduğu, coğrafyanın kader olduğunun perçinlendirilmeye çalışıldığı günümüzde, İzmir depreminde de görüleceği üzere, insanlarımız coğrafyanın değil kar hırsının ve sorumsuz devlet anlayışının kurbanı oldular. Dersimden İzmir’e özel bir kolejde okumak için gelen TEOG birincisi Arda Duran Demir gibi geleceğin parlak bir zekâsı bu aymazlığın kurbanı oldu.

En büyük hasarı gören apartmanın giriş katında olan BİM’in metre karesini genişletmek için apartman kirişlerinin kesilmesinin bir anlamı var mıdır mesela?

Öncesinde Turkcell, BİM , Albaraka Türk Yönetim Kurulu Üyeliği yapmış olan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemerli’nin BİM ile ilişkisini göz önünde bulundurduğumuzda sorumluların cezai müeyyide ile karşılaşacak olmalarını düşünmek saflık olur ancak. Hukukun ve adaletin ayaklar altında olduğu,yerel mahkemelerin Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımadığı bir dönemde safiyane bir beklenti içerisine girmem benim hatam,affola!

Esas konuma dönecek olursam; dünya edebiyatını sanatını ,siyasetini, olanaklar ölçüsünde izlemeye takip etmeye çalıştığım gibi Türk edebiyatını, sanatını, müziğini vb takip etmeye çalışanlardanım. Eş dost sohbetlerinde zaman zaman eski film, dizi, müzik vb yapıtlardan bahsederken örneğin “Yeditepe İstanbul “ 7 Numara “ Gülşen Abi, Şaşıfelek Çıkmazı “ Perihan Abla, vb gibi diziler anıldığında ‘Yeditepe İstanbul’ ile ilgili zihnimde en ufak bir anı, kesit oluşmamış olması tuhafıma gitmişti. Zaman zaman başka anılarla da ilgili kimi unutkanlıklarım olduğundan , belleğimle ilgili kaygılar oluşmadı değil ben de.

On günlük korona karantinasındayken ağrı ve sızılarımdan fırsat bulduğum zamanlarda ‘Yeditepe İstanbul’u youtube’den izlemeye başladım. İzlerken hatırladıklarımla beynimin kimi dönemlere dair silmeye uğramadığına sevinmekle birlikte virüsün yakalanan kişilerde yüzde 15 oranında bir zeka kaybına neden olduğu iddiası ile de kaygılandım. Bu iddianın doğruluğunu, yanlışlığını önümüzdeki dönemde test edeceğiz artık.

Şimdi yeniden ‘Yeditepe İstanbul’ dizisine dönelim. Ali; Eski devrimcilerdendir. Yaşadığı işkenceler , travmalar ve devrim beklentileri gerçekleşmediği için derin bir bunalımdadır. Yaşama, insanlara, doğaya ,kendine deyim yerindeyse her şeye küstür Ali. Kimseyle konuşmayan, beslenmesine dahi önem vermeyen derin bir yalnızlık içindedir. Olcay’ın mahalleye, hatta üst daireye kiracı olarak taşınmasından sonra konuşmaya, açılmaya, normalleşmeye başlar Ali.

Olcay, düzeyli, güzel ve zarif bir kadındır. Zengin eşi bir kadın olmanın ötesinde çokta yaşama dokunmamıştır denilebilir. Kocasının iflas nedeniyle intihar etmesi sonucunda Olcay deyim yerindeyse denizden çıkmış balığa döner. Ev kiralarının ucuzluğu nedeniyle taşındığı kenar mahallede yaşama tutunma çabasına girmesiyle Olcay kendi ayaklarının üzerinde durma mücadelesiyle tanışır. Bunu yaparken bir erkeğe yaslanmadan, onun himayesine girmeden, bir kadın olarak da çocuğuyla birlikte yalnız yaşayabilmenin sınavını vermektedir.

Yusuf; İşi gücü yok ama mahallenin züppe olmayan delikanlısıdır. Mahallenin romanını yazmaya çalışan Yusuf Olcay’a aşık olur, bir yandan da; Olcay’ın kültürel seviyesiyle zaman zaman her karşılaşında daha hayranlık duymadan edemez. Olcay’a olan aşkı karşılık bulur mu bilmiyorum?

Ömer; Nene ve dayı ile büyüyen, mahallenin yaramaz çocuğu. Para karşılığında okey ve kumar oynayarak yaşayan Ömer, Olcay’ın kızı Duru’ya âşıktır. Duru, güzel sanatlar okuyan, Piyano çalan deyim yerindeyse burjuva kızıdır. Duru’ya aşkını kanıtlamak için kalbinin üstüne ‘D’ harfi kazıtan Ömer, bu tür davranışların Duru’da karşılığının olmadığını fark edince açık öğretimle yeniden lise eğitimine başlar.

Aktarmaya çalıştığım bu kesitler, ‘Yeditepe İstanbul’ dizisinden. 2001 yılında TRT ‘de yayınlanan bu diziyi 20 yıl aradan sonra ilk defa korona günlerinde karantinada izledim. Şu ana kadar 19 bölümünü izlediğim dizi, toplam 47 bölümden oluşuyor. Toplamında 47 saat gibi bir zaman alan diziyi zevkle izliyorum. Şiddeti, mafyalığı, kabadayılığı, racon kesmeyi işleyen günümüz dizileri ile kıyaslandığında paylaşmayı, dayanışmayı, bölüşmeyi, yardım etmeyi, iyilik yapmamın iyi bir şey olduğunu, paylaştıkça sorunların azaldığına ve güzelliklerin artığına inanan insanların sayısını arttıracağından çok kıymetli bir dizi. Başrollerinde, Zuhal Olcay, Meral Okay, Özgü Namal, Emre Kınay, Günay Karacaoğlu, Güven Kıral, Uğur Polat gibi zengin bir oyuncu kadrosuna sahip olan bu diziyi zamanınız varsa izleyin, geçmişi yad edin derim.

Zeynel A.Göcer

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x