Kötülük ve intihar!

Kötülük ve intihar!

Aktif bir sosyal medya kullanıcısı değilim ama bu hayatı dert ediyorsanız, uzun yıllarınız gazetecilik yapmakla geçmişse, elde değil haberlere bakmamak, üç satır yazıp “vicdanlarını rahatlatanlara” şöyle bir göz atmamak… Bakıyorum, bazen içim çekiliyor, bazen umutsuzluğa düşüyorum ve insanlığın kötülüğe nasıl teslim olduğunu gördükçe Ahmet Kaya’nın o şarkısı düşüyor aklıma: Burada çiçekler açmıyor, kuşlar süzülüp uçmuyor…”

Kimi zaman arkadaş ortamında dünyanın dertlerinden konuşuruz. Eminim pek çoğunuz aynı muhabbetten dem vurdunuz dost meclisinde: Tanıdığınızı zannedip hayal kırıklıklarıyla yaşadığınız insanların sayısı hiç de az değildir. Tevazuunun kıymetinin olmadığı çağımızda cehalet kol gezerken rastlıyoruz kötülüğe; artık imaj satılıyor, bilgi, tevazu değil. Bilgisizliği cehalet özgüvenine sarmalayıp önümüze sunuyorlar. Daha da kötüsü nezaketiniz acizlik, tevazuunuz aptallık olarak dönüyor size!

Kötülüğün tohumu ekiliyor biliyor musunuz? Eskiden kötülüklerle savaşmazdım, kötülüğün olduğu yeri terk ederdim, onların argümanlarıyla konuşamayacağım için kolay olanı seçerdim. Zor olan savaşmaktı çünkü! Ama her yere yayıldığını, virüs gibi tüm ortamlarda olduğunu gördüm. “İyiler” terk ettiğinde “kötüler” çoğalıyordu; zor olanı seçme zamanı gelmişti, savaşmak… “6 Underground” filmini izleyenler bilir, dünyayı değiştirmek ve kötülükten kurtarmak isteyen 6 kişinin hikâyesi… Kötülükle savaşıyorlar ve başarıyorlar… Filmler hayatlarımızın izdüşümüdür. Evet, benim kötülükle derdim var!

Kötülüğün Felsefesi’nde “Kötülüğü yeniden tanımlarken öyle bir eğilim gösteririz ki toplumsal kötülüğü “toplumsal problem” olarak görürken bireysel kötülüğü “kişilik bozukluğu”na indirgeriz” diyor… Kötülük kötülüktür, kişilik bozukluğunun ise semptomları vardır. İyileşir, iyileşmeye yatkındır… Kötülük ise bilinçlidir. Bilerek ve isteyerek karşısındaki aşağı çekmeye çalışıp zehirli iğnelerini batırır. İşte toplumsal olarak sosyal medyada yaşadığımız linç, kötülük; tek bir adı var kö-tü-lük!!

Geçtiğimiz gün bir kamyon şoförünün intiharını gördüm, kendini kullandığı kamyona asmış. Mevlüt Çankaya… Önce maddi imkânsızlıklar denildi sonra eşiyle ayrılması çıktı ortaya…

“Yemek kartımda sadece 1 TL kalmış, gidecek yerim yok, iş arıyorum” diyen Sibel Ünli’nin de sonrasında ailesi açıklama yaptı, “durumumuz iyi” diye; meselenin bu olmadığını biliyoruz… Hatay Valiliği önünde kendini yakan Adem Yarıcı hayatını kaybetti. “Açım” dedi, “çocuklarım aç, iş istiyorum “dedi… Fatih’te 4 kardeş intihar etti. Açlardı… Adana’da bir baba intihar etti… İşsizdi… Bu uzar gider. Hatırlayan var mı Dicle Koğacıoğlu’nu? “Çok acı var, dayanamıyorum” demişti, yıl 2009 idi… Saymakla bitiremeyeceğiz acı hadiseler ve intiharla dolu bu ülkeyi. Albert Camus’nun bir sözü vardır; “bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın! “ Acı ve yoksulluk var BU ÜLKEDE… Adaletsizlik, savaş, eşitsizlik, vicdansızlık ve en çokta KÖTÜLÜK… William Blake’nin “Zalimlik bir insanın kalbine sahiptir” cümlesi de bize çok şeyi söyler… Zalim bir ülke burası… Tezer Özlü’nün içimize oturan cümlesi gibi: Burası bizim değil bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi.

Zalim bir ülkede alıştık mı ölümlere? Ne kötü! Oysa sosyal medyanın dilinden kopup sokakta birine dokunsanız belki birinin ölümüne engel olacaksınız, biliyor musunuz? Bireysel kötülük toplumsal kötülüğe evirildi çoktan. Ama hepimiz aynı gemideyiz. Gemileri kurtaran kaptan olmayacak, gemi su alıyor çünkü…

Not: Bundan böyle her pazartesi yazılarımı sonhaber.ch’den okuyabilirsiniz…

Haber Etiketleri
Yazılmış yorum yok

Yorum Bırakınız