Kriz büyürken iş dünyası suspus

İktidarın gazabından çekinen iş dünyası derinleşen ekonomik sorunlar karşısında sessiz kalırken, tercihlerin ancak bir erken seçim ihtimali belirdiğinde ortaya konması bekleniyor.

Dolar fiyatı bir yılda yüzde 48 artarak bir yandan Türkiye’de yaşanan enflasyonu iyice kontrolden çıkardı bir yandan da kriz ateşini iyice harladı. Pek de başarılı biçimde yönetilemeyen ve ikinci ağır dalganın gelmekte olduğu pandemi koşulları ise ekonomik krize tuz biber ekiyor. Böylesi dönemlerde birçok ülkede, başta iş dünyası örgütleri eleştirilerini yükseltir, sorunlara çözümler önerirler.

Türkiye’de ise öncelikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendine muhalif gördüğü geleneksel hâkim iş örgütü Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), uzun zamandır suskun çünkü sindirilmiş, korkutulmuş halde. İş âlemini temsil eder görünen ve Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) kuruluşuna perde arkasından büyük destek veren Rifat Hisarcıklıoğlu’nun 19 yıldır başkanı olduğu yarı resmi Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nden (TOBB) ise uzun süredir ekonomideki sarsıntıya ilişkin ses çıkmıyor. AKP ile daha organik bağları olan Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) ise olan biten karşısında yine tepki vermeden, kaderine razı, durumu izliyor.

Tüm toplumsal kesimlerin eleştirilerini “yıkıcılık” olarak gören, zaman zaman hakaret addederek davalar açan, devletin vergi aygıtlarını harekete geçirerek eleştirenleri sindirmenin birçok örneğini veren Erdoğan’a, servetleri hızla eriyen iş dünyasının daha ne kadar sessiz kalacağı, muhalefet partilerine ilgi gösterip göstermeyeceği merak ediliyor.

Türkiye ekonomisi ağır ağır sulara gömülen bir şilebi andırıyor. Her dakika gözler, ekonominin nabzını veren döviz fiyatlarında. Sadece ekim ayı boyunca dolar kuru yüzde 9 yükseldi ve 8.40 TL’ye ulaştı. Eylül ayında TL faizlerini artırarak dövizdeki tırmanışa müdahil görünen Merkez Bankası, ekim ayında aynı şeyi yapmayınca döviz limanına sığınmakta geç kaldığını düşünenler biraz daha dolara meylettiler. Döviz fiyatını duraklatacak, geriletecek bir rüzgâr neredeyse yok, dolarizasyon doludizgin. Her 100 TL’lik kişisel mevduatın yaklaşık 60 TL’si döviz olarak tutuluyor.

Dövizdeki artış, öncelikle ithal girdilere, ara mallarına, ithal her şeyin etiketine yansıyor. Yurtiçi üretici ya da sanayici fiyatları, kur artışlarının hızlandığı eylül ve ekim aylarında toplam 6,3 puan arttı ve yıllıkları yüzde 18’i geçti. Sanayici fiyatlarının tüketiciye yansıması biraz gecikmeli gerçekleşiyor. Eylül ve ekim aylarında tüketici fiyatları toplamda 3,1 puan arttılar ve ekim ayında yıllığı yüzde 12’ye yaklaştı. Bu durum, önümüzdeki aylarda daha yüksek enflasyon ile yüz yüze kalınacak demek.

Yüksek enflasyon, gelirleri enflasyon kadar artmayan ücretli kitleleri ve sayıları 10 milyonu bulan gelirsiz işsizlerin mal ve hizmet talebini hızla azaltıyor ve kısmen yükseltilen kredi faizleri ile borçlanamayan kitlelerin tüketimleri sert bir tempoda azalıyor. Bu azalma, elbette her tür ve boydan iş insanını, girişimciyi etkiliyor. Etkiliyor da ne yapıyorlar? Eleştirilerini örgütleri aracılığıyla iktidara iletebiliyorlar mı? Krizden çıkış önerileri ile ilgili kamuoyu çabasına girişiyorlar mı? Raporlar yayınlıyorlar mı? Kısa yanıt: Hayır. Özellikle son beş altı yılda Türkiye’de iş dünyasından Erdoğan iktidarını eleştiren bir rapor, bir çıkış söz konusu olamadı. Bunun tek nedeni var: Sindirilmişlik, korkutulmuşluk.

Türkiye’de bazıları 97 yıllık Cumhuriyet ile yaşıt ilk kuşak büyük sermaye gruplarının, holdinglerinin çatı örgütü olarak bilinen TÜSİAD, AKP kurulduğundan beri Erdoğan’ın gözünde bir tehdit, hasım olarak görüldü. Erdoğan’ın içinden geldiği Milli Görüş siyasetinin lideri Necmettin Erbakan koalisyon ortağı iken 28 Şubat 1997’de gerçekleşen “post-modern darbenin” TÜSİAD destekli olduğu iddiası AKP’de yerleşiktir. Erdoğan, özellikle üst üste seçimler kazanıp toplumdaki seçmen desteği yüzde 40’ların üstüne çıktığında ekonomideki olumsuz gidişatı eleştiren TÜSİAD’a, 28 Şubat’ı sık sık hatırlattı. TÜSİAD’ın önde gelen üyelerinden ama aynı zamanda ana akım medyanın sahibi Aydın Doğan’ı, devlet kurumlarını, vergi aygıtını kullanarak adeta ibret olsun diye budadı.

Birçok medya tarihçisine göre Aydın Doğan, elindeki medya grubunu TÜSİAD’a üye olarak alınmayan ama Erdoğan’a biat etmiş bir aileye, Demirören’e satmaya mecbur tutuldu. Üç yıldır hiçbir somut delil olmadan, iki tahliye, bir beraat kararı, bir de AİHM kararına rağmen cezaevinde tutulan işadamı Osman Kavala’nın da bir TÜSİAD üyesi olduğu unutulmamalı.

TÜSİAD’ın bütün cesaretini toplayarak sürmekte olan kriz ile ilgili son zamanlarda söyleyebildikleri Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski’nin şu cümlelerinde özetleniyor: “Türkiye’nin reel kur endeksi son yedi yıldır düşüyor ama aynı dönemde Türkiye’nin dünya ihracatından aldığı pay sabit kaldı. Demek ki yüksek kur, rekabet gücümüzü artırmaya yetmiyor. Kurun seviyesi değil ama istikrarı, ihracat üzerinde çok daha olumlu etki yapıyor (…) Türkiye son yirmi yılda önceleri kurallara dayalı liberal demokratik ilkelere daha yakın bir konumdaydı. AB üyelik sürecinde demokrasi, hukuk devleti ve kurumların güçlendirilmesi yolunda önemli adımlar atıldı. Bu patikaya geri dönmeliyiz.”

AKP’nin hem kuruluşuna destek veren hem de 18 yıllık icraatında hep yanında olan bir isim Rifat Hisarcıklıoğlu’nun başkanlığını yaptığı TOBB yarı resmi bir kimlikte ve özellikle Anadolu iş dünyasının omurgasını oluşturduğu iddia edilir. Son beş yılda düşen büyüme oranları, son üç yıldaki üst üste küçülmeler, TOBB çatısı altındaki firma gruplarını tedirgin ediyor. İşlerin yolunda gitmediğinin daha çok farkındalar ama Erdoğan rejiminin uygulamalarını eleştiren bir rapor veya bir konuşma pek duyulmuyor. Böyle dönemlerde Hisarcıklıoğlu susmayı bir politika olarak benimsiyor.

İslami siyasetin varlık bulmasından bu yana faal olan, önceleri Erbakan’ın yanında iken, 2001’de AKP kurulunca tercihini AKP’den yana koyan MÜSİAD, hep iktidarla içli dışlı bir ilişki içinde oldu. AKP de büyümenin nimetlerinden öncelikle MÜSİAD üyelerini yararlandırdı. Son dönemin hızla tırmanan döviz kurlarından, daralan iç pazardan, çöken inşaat sektöründen canı yanan MÜSİAD üyeleri de gidişata dair rapor yayınlamaktan veya görüş beyan etmekten uzak duruyorlar.

Erdoğan’ın faiz karşıtı tutumunu her zaman destekleyen MÜSİAD’ın döviz kurundaki yıllık yüzde 48’i bulan artış karşısında suskunluğu her kesimde dikkat çekerken, MÜSİAD üyelerinin AKP’den ayrılarak kurulan Ali Babacan’ın Deva Partisi ve Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Partisi’ne nasıl baktıkları, açıktan olmasa da örtülü biçimde bu partilere destek verip vermedikleri merak ediliyor.

AKP’den memnuniyetsiz iş insanları kitlesinin öncelikle AKP’den ayrılan bu partilere meyletmesi muhtemel görünüyor ama bunu açıktan yaptıkları takdirde Erdoğan’ın gazabına uğramanın kaçınılmaz olduğunu bilerek ellerini hep gizledikleri de yakından biliniyor. Tercihler ancak bir erken seçim ihtimali belirdiğinde ortaya sergilenecek gibi. Onun da normal seçim tarihi olan 2023’ü beklemeyeceğine dair çok ipuçları birikmeye başladı.

 

Mustafa Sönmez

AL-MONITOR

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x