Kürt aydınlarının krizi

Mayakovski, Gorki için, bakmayın devrim mevrim diyerek bağırdığına. Onun tüm istediği Don Nehri’nin kıyısında bir villa demiştir bir dönem. Rus ve Dünya edebiyatının bu önemli isminin bile, bir o kadar değerli çağdaşı tarafından en basit tabirle çıkarcılıkla suçlanması, sanırım her kalem erbabı için bir öğüt niteliğindedir. Toplumun düşünen, sorgulayan kesimini oluşturan aydın sınıfının “çıkar” gözetiminde ilk önceliğinin ne olduğu bu söz minvalinde çok önemlidir. Aydınların toplumsalı mı yoksa bireyseli mi önceledikleri mesela? Bunun yanıtını ve epistemesini bir tartışma çerçevesi içerisinde görünür kılmak bu bakımdan daha anlamlıdır kanımca.

Toplumsal ve bilhassa da amorf durumdaki siyasal sorunların çözümünde veyahut sistematik tartışımında akademik bilgi donanımlarına duyulan güven nedeniyle aydınlara her zaman ihtiyaç duyulmuştur. Bu bir bakıma tarihsel bir ihtiyacın gereğidir. Sistematik ve düzenli bilgi üretimi bakımından rüştlerini ispatladıklarına göre toplumsal meselelerin sivilleştirilmesi ve toplum nazarında sorgulanır bir forma kavuşması kendileri açısından zor olmasa gerek. Bilgiyi bir iktidar ve güç nesnesi olarak değerlendirmeyip toplumsal fayda yönünde kullanan böyle bir aydın profili bir tahayyülden de fazlasıdır. Kafamdaki aydının idealizesi gibi dursa da sözlerim aslında ayakları yere basan bir gerçeğin ifade edilişidir.  Örneğin Frantz Fanon! Sömürge karşıtı bir aydın olan Franzt Fanon sistematik bilgi üretimini anti kolonyal görüşlerine yansıtmış dünyanın en parlak zekâlarından biriydi. Sömürge halklarına verdiği cesaret ve Üçüncü Dünya aydınlarına sunduğu bilişsel perspektifin yanı sıra Cezayir Devrimi’ni de kuramsallaştırdı. Ölümünün ardından geçen sürede fikirleri ile halen de sömürge halklarının esin kaynağı olması bir aydından beklenilenin neler olduğu noktasında cevap anahtarıdır. Sadece konuşmakla kalmayıp sahada olan, mücadele eden aydınlar unutulur mu sizce de? Filistin hareketini ve mücadelesini çözümleyerek, yeri geldiğinde kendisi de bir “taş” atarak, dünyanın gündemine dâhil eden bir Edward Said var. Fransa’da 1968 toplumsal hareketi sokaklara döküldüğünde Sartre ve Foucualt harekete eylemsel ve teorik bir anlam yüklediler. Fransız Devrimi gerçekleştiğinde J.J. Rousseau ve İmmanuel Kant fikirleri ile sonraki kuşaklar için devrimin kuramsal alt yapını oluşturdular. ‘Amerika’da Devrim’ eseriyle ilk akla gelen Alexis de Toqueville bu eserini Amerikan Devrimi gerçekleştiğinde Amerika’yı gezerek kaleme aldı ve bu süreci tüm bağlamları ile teorileştirdi. Tarihsel ihtiyaca fiili ve düşünsel yönlerden dâhil olarak alan açan bu isimler devrimlerin okumasını yaptıkları gibi bizzati içinde yer aldılar. Dünyayı ya da lokal değiştirme iddiasının lafı güzaftan ibaret olmadığını bir aydının bilmesi gerekmez mi? Hendek savaşlarından sonra Diyarbakır’ın Sur ilçesi bir enkaz olarak hafızalarda yer edinirken, kamerasını sırtlanıp Sur’un filmini yapmaya gelen Sırrı Süreyya Önder de tarihin başka bir örneğidir. Kan kokusunun genze vurduğu Sur’da, her şey bittikten sonra çok da absürtçe Tarkovskicilik oynamanın kendisinden başka kime yararı var, bilen bir adım öne gelsin? Yoksa amaç; Beylerbeyi’nde bir valla ya da Ak Saray’da bir oda mıdır? Sorular da örnekler de çoğaltılabilir. Madem sormaya ve de sorgulamaya başladık, Kürt aydınlarının da hal-i pür mealine göz atmalı. Benim açımdan günümüz Kürt aydını giderek derinleşen bir kriz halindedir.  

Kürt aydının “gecikme” duygusu

Dört farklı ülkedeki Kürt demografik dağılımı, engellenmiş Kürt modernleşmesi beraberine başka dinamikleri de katarak Kürt realitesini parçalanmaya uğratmıştır. Kürt aydınlarının düşünsel krizinin temelinde yatan başlıca sebeplerden biri bu parçalanmışlıktır, bu kriz ise başlı başına bir sonuçtur.  Farklı devletlerin tasarrufuyla ve modernleşme süreçlerinden etkilenerek şekillenen Kürt iradesi haliyle siyasal, kültürel, ideolojik yönlerden de farklı yörüngelerde hareket eden bir anlam çerçevesine sahiptir. Atomik bir yapı söz konusu olmadığından uluslaşma için başlangıçta gerekli olan ortak ulusal bir akıl, aidiyet duygusu ve diyalojizm gibi unsurların bireylerde karşılıklı kökleşmesi olamamıştır. Kürtlerin eli kalem tutan kesimi bu durumun en gerçekçi tespitiyle mağduru olduğu kadar müsebbibi failidir de. Faildir çünkü günümüz Kürt aydınlarında klikleşme ciddi boyutlardadır. Entelektüel ve siyasal görünürlülük ereğinin ekonomik önceliklerle birleşmesinden doğan bu klikleşme durumu Kürt aydınını tehlikeli bir yabancılaşmaya sürüklemiştir. Kavgaya tutuştuğu güce benzemeye, haliyle yabancılaşmaya ve kendi içinde bölünerek ötekililik durumunda sabitlenmeye gitmiştir. Kürt aydının da durumu tıpkı Batılı-olmayan aydınların durumundaki gibi bir “gecikme” duygusuyla doludur.  Bir Arap aydını olan Abdallah Laroui, Arap aydınlarının krizini Arap aydının “gecikme” duygusuyla çözümler. Karşısında durdukları, eleştirdikleri Batı’nın aslında bir parçası olmadıkları için yoğun bir öfkeye kapıldıklarını, bunun da bir gecikmeden kaynaklandığını söyler.  Laroui, bu “gecikme” duygusunun yol açtığı düşünsel krizin Batılı-olmayan aydınlarca ya abartılı bir eklektizm ya da geleneğe kaçış şeklinde cereyan ettiğini belirtir. Bu, aydına bir kimlik kazandırsa da gecikmeyi ispatlamaktan bir işe yaramadığı gibi aydının içine düştüğü yabancılaşmayı daha da derinleştirir. Hal böyle olunca da hegemonyacı sınıfların araçları oldukları gibi, hegemonyacı varsayımlara sahip toplum ve dünyaların da iş yürütücülüğünü gerçekleştirirler.  Gouldner’in “söz söyleme cemaatleri” olarak nitelendirdikleri aydınların hegemonyacı pratiklere tevessülleri kendilerinin sınıf atlama ve iktidara paydaş olma erekleri uğruna ödedikleri bir “bedel”dir. Gramsci’nin “organik aydınlar” nitelendirmesi de bu bağlamda düşünülürse hem kendileri için hem de hegemonyacı güçler açısından birebir katan karlı bir ortaklıktır.

İktidarın kar ortağı olmayı başaran Kürt “organik aydınlar” işgal edilen topraklarının, benliklerinin; konforlu dünyalarının ardından baktıklarında hiçbir yere aslında ait olmadıklarının bilmem farkındalar mıdır? E. Said’in izniyle “Şarkiyatçı” aydınlar mı desek bunlara? Batılı olmayan toplumlar üzerine çalışan Edward Said’in Şarkiyatçılar nitelendirmesi sanırım bu kesim aydınların geniş kapsamlı yabancılaşma durumunu anlatması açısından isabetlidir. Batı’nın, “öteki” dünyayı işgal ederken aslında bu taraftaki aydını da yerinden ettiğini, bir yandan da üçüncü dünya aydınının dâhil oldukları yenidünyalarında iki kültür arasında sıkışıp kalarak “yersiz yurtsuz”laştıklarına değinir. Batılı olmayan dünyanın aydını, yeni yerinde dışlanarak uzağa itildiği gibi düşünsel olarak da hegemonik gücün düşünme kalıplarıyla sistematiğini içselleştirir. Bu aydınlar için hegemonya sorunu işgalcisiyle mücadeleden güç merkezine hizmet etmekle, kendini ve toplumunu iktidarın sunduğu perspektif dolayısıyla yorumlamakla ve anlamakla el değiştirir. Bu “şarkiyatçılar” kalemlerini sadece kişisel çıkarları için oynatırlar vesselam. Hâlbuki halkının içinde olmak, mürekkebini onun ezilmişliğinden, sömürülmüşlüğünden almak varken!

Kürt aydınının manzarası maalesef ki hiç iç açıcı değil. Kürt ulusal sorununu dünyevileştirme ve soruna yeni bilgi üretim kipleriyle çözüm araçları üretmek yerine şahsi/partici dar çıkarlarından öteye geçemiyorlar. Kürt aydınlarının klikleşmeden uzak, ulusal meseleye hâkim bir bilişsellikle yaklaşmaları büyük aciliyet. Yoksa kendi halkının Şarkiyatçısı olmaktan kurtulmaları biraz zor!

Sosyolog

Yararlanılan kaynak:

Hamid Dabaşi- Arap Baharı Postkolonyalizmin Sonu kitabı

Yazar Profili

Hatice Özhan
Hatice Özhan
Hatice Özhan, 1984 Ağrı Doğubayazıt doğumlu. İlk, Orta ve Lise eğitimimi Doğubayazıt’ta tamamladı. Van YYÜ Radyo-TV-Sinema ve Anadolu Üniversitesi Sosyoloji lisans bölümlerinden mezun, İstanbul Üniversitesi Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi lisansı bölümü öğrencisi. Ağırlıklı olarak basın-yayın alanında faaliyet göstermekte. DİHA ve Bas Haber Ajans’larında uzun süren muhabirlik deneyimleri oldu. Yanı sıra ağırlıkta Kürt/Kadın meseleleri olmak üzere toplumsal olaylar, sorunlar üzerine gazete makaleciliği yapmaktadır.
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x