Kürt elitleri beyaz maskelerinden kurtulabilecek mi?

Rejim değişikliği süreçleri demokratik evrensel değerler yönünde olsun ya da olmasın her zaman sancılı geçmiştir. Her şeyden önce insan türü açısından, birtakım saiklere bağlı olarak kazanılan yeni durum karşısındaki “eski” alışkanlardan vazgeçmek pek de kolay değildir. Rejim değişikliklerinde hiyerarşik üstünlükleri olan kişilere ya da kurumlara direnç gösterenler de bu kesimlerdir. Türkiye’nin de rejim değişikliğine doğru gittiği bu dönemde demokrasi, özgürlükler ve insan haklarının askıya alınması saiklerinden ziyade, “eski” alışkanlıklarının korunması yönünde mücadele içerisine giren kesimler de mevcut iktidarla kavga veriyor. Devletin eski ve yeni sahipleri arasındaki bu iktidar savaşında üçüncü bir kesim ya da bir ara renk var ki o da, beni yanıltmayacağına inandığım gözlemlerim ışığında HDP’dir.

Foto Erol Onar

HDP’nin benimsediği ve ısrarla dile getirdiği mücadele sloganı ve siyasi programı etnik siyaset alanının dışında yürütülüyor olsa da hakikatin soğuk yüzü kendisini sürekli göstermekten vazgeçmiyor. HDP’nin tabanın Kürtler olması hasebiyle siyah oldukları hakikatidir. Hakikate rağmen aktör iddiasındaki HDP’ye yönelik devletin aslında “faktör” olduklarını gözaltılar, tutuklamalar, ölümler ve kamuoyunun nefretini harlandırma yoluyla hatırlatma çabası şiddetle sürdürülüyor. Aslında sanırım ‘dışlama’ politikasının başlangıcı Demirtaş’ın özgürlüğünden alıkonulduğu tarihle milat kabul edilebilir. Son HDP operasyonuyla da fotoğrafı tam netleşen devletin  “faktör” uyarısı karşısında halk mücadelesinden ziyade, iktidar savaşından vazgeçmeyeceklerinin mesajı HDP’nin birinci ağızlarınca verildi. Sosyal medya üzerinden de üyelik kampanyaları gerçekleştirildi ki halen de devam ediliyor buna. “TBMM’nin üçüncü büyük partisi”yiz cümlesi ile başlayan çağrıda “7 milyonuz… Bunu unutmadan” denilerek üyelik için çağrılarda bulunuldu. Hayır, uğradığınız muamelelere ve de Kürtlerin uğradıkları zulmün artan şiddetine bakılırsa siz meclisin değil üçüncü partisi, aslında “hiç” bir şeyisiniz. Ve de 7 milyon değil 20 milyon Kürtsünüz.

Kendi halkınıza dönmenizin zamanı gelmedi mi?

Fanon, Batı Hintlilerin Fransız yurttaşları içerisinde asimile edilmesiyle gerçekleştirilen sahtekârlığı en sonunda keşfettiğinde Fransa’yla ve Fransızlarla bağını bir vuruşta koparmıştı ve bir Martinikli olduğunu o gün anlamıştı. Batı üniversitelerinde aldığı eğitimi, entelektüel birikimi, gustosu, bilişsel gelişiminde ulaştığı seviye ve bu minvalde edindiği birikimlerin hiçbiri O’nu ne Fransa’ya kabul ettirdi ne de “Fransızlık” üst kimliğinin bir üyesi yapabildi. Derisinin rengi, DNA’sal gerçeği, kültürel ve ulusal kökeni o egemen beyaz kültür karşısında her keresinde mağlubiyetinin ilanıydı.  Ezen tarafın “asimile” edilmesinin imkânsızlığını kavrayan Fanon gibi Kürt elitlerinin de bu ülkeye demokrasi getiremeyeceğini, demokrasi birgün bir şekilde gelse dahi bundan yine de faydalanamayacaklarını kavraması bu kadar mı zor? “Dünyada mesafe kat edebilmek için takmak zorunda kaldığı Beyaz maskesini artık çıkarmak” zorunda kalan Fanon gibi Kürt elitlerinin de böylesi bir beyaz maskeden kurtulması gerekiyor. Çünkü sömürgeciliğin prangalarından kurtulmak ancak bu şekilde mümkündür ki!   Enerjisini halkına ve onun tarihsel geçmişinden feyz alarak harcaması gerektiğinin güçlü sinyalleri güncel ve tarihsel deneyimlerden anlaşılmayacak gibi de değil hâlbuki! Albert Memni’ye göre; Ezilen insan, onu ezenin asimile edilmesinin imkânsız olduğunu kavradığında genellikle kendisine, halkına, geçmişine döner ve zaman zaman da karşı mitler yaratarak olağanüstü bir güçle bu halkı ve geçmişi değiştirmeye yeltenir. Ancak özeldeki durumun psikopatolojik yorumu açısından şu da bir gerçek ki;

Sömürgeleştirilmiş her halk özgün değerlerinin baskılanmasıyla ya da yok edilmesiyle sömürgecisinin ulusal diliyle kendisini konuşur bulur ve onun kültürünü benimser. Bu aşağılık kompleksi ile sömürgeleştirilmiş insan sömürgecisinin her türlü standardını kabul ederek muhatabıyla eşit olduğu sanrısına kapılır. Benlikte oluşan ciddi bir bölünmedir bu durum. Gardını kaybeden “siyahî” kendisini ezene benzeyerek, karşısındakinin muadili olduğunu düşünerek siyahîliğinden kurtulduğunu ve “beyaz”laşacağını sanmaya devam etmeyi sürdürür.

İşimiz kıssadan hisseler çıkarmaya kalmışsa eğer şunu diyebilirim sanırım: Beyaz ulusla özdeşleşen siyahi kölenin durumu ile Kürt elitlerinin Türklerle ilişkisinde ve HDP’nin Türk meclisinde ve siyasetinde ortaya koyduğu tüm davranış setleri baz alındığında aradaki benzerlik ortaya çıkıyor. Şüphesiz ki bu öykünme ve bu imkânsız benzeşme çabası yavaş yavaş zerk edilmiş bir zehrin sonucudur. Ancak teşhislerimiz bu kadar güçlüyken neden damarda dolaşılan zehirden kurtulmak istenilmez? “Siyahi” Kürtler beyaz maskelerini çıkardıkları gün sanırım bu patolojik ısrarın ya da siyasal mazoşizmin sonu da gelecektir!

Hatice Özhan

haticeözhan@sonhaber.ch

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x