Kürt Kadın Hareketini, Post-Kolonyal feminizm bağlamında tartışmak-II

HomeKadın

Kürt Kadın Hareketini, Post-Kolonyal feminizm bağlamında tartışmak-II

Hatice Özhan                                                          

Kürt kadınlarının ezilmesi, homojenleşmesi ve sistematikleşmesinin tutarsız sürecinde son dönem feminist yazının çoğunda uygulanmış olan gücün tanımlanmasına ve adlandırılmasına gereksinim duyulmaktadır. Kürt kadınlarının özcü kimlik tartışmalarına girmesi üzerine duyulan rahatsızlık üçüncü dünya/renk kadınlarının batılı/beyaz feministlerce anlaşılmamaları ve özgül durumlarının göz ardı edilmesinden nitekim farksızdır. Türk kadınları ile Kürt kadınları arasındaki hiyerarşiye dayanan kültürel ve ekonomik ilişkiler birbirlerinden epey farklıyken ki aradaki makası açan neden de kolonyal baskıyken aynı paydada eşitçe mücadele yürütmek imkânsızın üstesinden gelmek kadar beyhudedir.

Post-kolonyal feminizmin önemli kuramcılarından Chandra Talpalde Mohanty üçüncü dünya/feminizmi üzerine yaptığı çözümlemesinde batılı beyaz kadınların referanslarında renkli kadınlara ilişkin uygun bir yer bulunmamasını irdelerken aslında Kürt kadınlarının Türk feministleriyle ilişkisine dair yardımcı ipuçlarını sunar bize.

“Under Western Eyes” (1984) adlı makalesinde post-kolonyal kuramın sorunlarından söz eden Mohanty, Batı feminizmlerine uygun olan ve bu ülkelerdeki kadınların yaşantılarını tanımlayan bu şey yapıcı, kurucu karmaşıklıkları sömürdüğü üçüncü dünya üretiminin içindedir.”der.

Bu noktada batılı feminist araştırmacıların bir yandan toplumsal cinsiyet konularına duyarlılık gösterirken bir yandan da batılı olmayan konular üzerine batılı bakış açısı yapılandırmasından ve batılı olmayan araçların talep edilmesinden söz eder. Mohanty için bu durum bileşik, tekil ve homojen bir grup olarak üçüncü dünya kadının üretiminden başka bir şey değildir”.

Kürt kadınlarının Türkiye’deki kadın hareketleri içerisindeki durumuna gelindiğindeyse Mohanty’nin ifade ettiklerinden hareketle; batılı feministlerce ortaya atılan evrensel iddia üçüncü dünya kadınlarının siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel koşullarının ve onlara ait olan kendine özgü bilginin görmezden gelindiği şeklindedir. Mohanty’nin de belirttiği üzere batılı beyaz feminizmin var olan olası güç ya da baskı yapılarını dikkate almadıklarından küresel kız kardeşlik iddiaları da sorunludur. Hal böyleyken batılı feministleri kız kardeşliğin baş aktrisleri, üçüncü dünya kadınları ise güçsüz nesneler ve kurbanlar olarak görülür.

Mohanty’nin beş bölümde incelediği kadın incelemesi de konumuz açısından değinilmeden geçilemez. Bu incelemelerde Mohanty, batı feminist düşüncesinde hâkim olan oryantalist bakışın üçüncü dünya kadınlarını, az gelişmişliğin gizli kurbanları olarak lanse etmenin ötesine geçmediğini iddia eder. Üçüncü dünya kadınları kendi nesne statüleri açısından tanımlanır. Kürt kadınlarının ortak mücadele süreçlerinde benzeri bir oryantalist tavırla karşılaştıkları, aynı indirgemeciliğe maruz kaldıklarını rahatlıkla ifade edebilirim. Örneğin özellikle bir zamanlar “töre” ve “namus” cinayetlerinin Kürt insanına özgülendirilmesi bu bakış açısının eseridir. Namus cinayetlerine ilişkin istatistikî veriler hâlbuki polisin sorumluluk bölgesinde işlenen namus cinayetlerinde Marmara, Ege ve İç Anadolu Bölgesi’nin yer aldığını gösteriyorken meselenin Kürt nüfusla ilişkilendirilmesi çok ciddi bir sorundur. Namus cinayetlerinin ötekileştirici bir söylem çerçevesinde politik Saiklerle tartışılmasında beyaz batılı Türk bakışın büyük bir etkisi vardır. Batılı Türk feminizminin bu konu da başarılı bir sınav vermemesinin temelinde de kolonyalist, indirgemeci bakışın etkisi nasıl azımsanabilir? Yine Mohanty’e göre demek gerekirse eğer; feminist kuramlar, üçüncü dünya kadınlarını batı feminizminin kültürel ahlaki yapısında eğitilmeye ve deneyimlenmeye gereksinim duyan, siyasi olarak olgunlaşmamış ve meydan okunulmaya gereksinim duyan, edilgen kadınlar olarak resmeder. Benzeri bir resmediş Kürt kadınları nezdinde Türkiye feminist hareketinde rahatlıkla gözlemlenebilir.

Türkiye feminist hareketlerinin aynı zaman aralıklarında ve evrimsel sıralamayı paylaşmadıkları Kürt kadınlarını anlatabiliyor olmaları imkânsıza yakındır. Zorunlu göç, ağır çatışma ortamları, ekonomik eşitsizlik, devletsizlik, ilkel sağlık koşulları gibi sorunlarla boğuşan Kürt kadınlarının Türk feministlerince anlaşılmaları, söylemlerinin büyük kesitinde yer bulmaları bu haliyle zordur. Hal böyleyken de Kürt kadınlarının Türk kadınları kadar gelişmemiş oldukları düşüncesi ortaya çıkar ki güç dengesinde Kürt kadınlarının maruz kalacakları indirgemeci, üstenci, kolonyalist bakış daha da perçinlenir.

Post-kolonyalist feministlerin karşısında durdukları batılı beyaz feministlerin kolonyalist bakışın Kürt kadın meselesinde de; erkekler ve kadınlar arasındaki cinsiyete dayalı ayrımcılığı, toplumsal cinsiyet uygulamalarını ve bunların yol açtığı güç farklılıklarının yıkıcı etkilerinin anlamlandırılmasında da uygulanıldığına şahit olunur. Kolonyalist bakış nasıl ki sömürülen kadınları ırksal, kültürel, tarihsel açılardan beyaz batılı feministlerin nazarında araştırma nesnesi haline getirmişse, benzeri bir durumu Kürt kadınları ile Türk feministleri arasında da gözlemlemek mümkün. Oryantalist bir tutum olmakla beraber beyaz kadın modelini sömürge kadınlarına dayatan baskıcı bir eylemle karşı karşıyayızdır. Birinci dünya feministleri ile üçüncü dünya feministleri arasındaki temel anlaşmazlık konusunu çünkü burası oluşturmuştur. Üçüncü dünya feministleri birinci dünya feministlerinin ırk kavramını dışında tutarak kendilerine reçeteler sunulmasının karşısında durmuşlardır.

Irk meselesi siyah kadınların ataerkillik içindeki temsilini zorlaştırır

Siyah ve Asyalı kadınların ırksal orijinlerini kurtulması gereken gerici, ilkel olgular olarak tanımlayan, cinsiyeti ırk ve sınıf konularından azade bir bütün olarak ele almaları siyah feministlerin ciddi eleştiri konusudur.

Bu konuya dikkat çeken Helen Carby, “ White Women Listen! Black, Feminism and the Boundries of Sisterhood” adlı makalesinde “ 1970’li yıllarda siyah ve Asyalı kadınların kendi söylemlerinde görünmez olduklarını” belirtir. Carby’nin beyaz batılı feministlerin dikkatlerini çekmek istedikleri nokta aslında siyah kadınlar için ırk ve cinsiyet konularının bir bütünlük arz ettiğidir.

Siyah kadınlar için bu derece önem arz eden ırk meselesi haliyle de siyah kadınların ataerkillik içindeki temsilini de zorlaştırır. Bu bağlamda batılı feministler cinsiyet konularını ırk ve sınıf içerisinde okumakta başarısız oldukları için üçüncü dünya kadınlarının özgün durumlarını tarihsel, kültürel ve sosyal açılardan doğru değerlendirememiştir.  Hal böyle olunca da siyah feministler bu yanlış değerlendirmeler nedeniyle feminist okumalarda zorluk çekmişlerdir. Çünkü Avrupalı ve Kuzey Amerikalı feminist yazarların ön plana çıkardıkları bireysel haklar mücadelesinin karşısında post-kolonyal feministlerin, ulusal ve kültürel egemenliğin ve ekonomik gücü ezilen kadınların varlık koşullarını iyileştirmeleri açısından daha önemli görüp, öne çıkarmaları gibi bir gerçeklik var.

Çünkü kolonilerdeki kadınlar baskının köklerinin sömürünün, ırkçılığın, cinsel ayrımın tarihi içerisinde ararlar. Bireysel haklar söylemi üçüncü dünya kadınları için tarihsel deneyimleri ve farklı baskı deneyimleri nedeniyle pek bir şey ifade etmemekle birlikte kendi özgünlüklerinden de uzaktır.

Batılı feministlerin bireysel haklar mücadelesi etrafında geliştirdikleri söylemleri topyekûn yavana atmak kadar yanlışsa, bunun biricik teleoloji olduğuna inanarak farklı baskı deneyimlerine sahip kadınların olabileceğini görmezden gelmek de bir o kadar yanlıştır. Kürt kadınlarının özgürlük mücadeleleri de salt bireysel haklar mücadelesi ekseninde yorumlanamayacağı doğru görülmelidir. Sömürü ilişkileri, ulusal baskı/tanınma ekseninde yaşadıkları sorunlar ne sadece onların cinsiyet sabitlikleri ile ilişkilidir ne de bundan da tam bağımsızdır. Batılı beyaz Türk feminizmin indirgeyici, Kürt kadınlarının farklı baskı deneyimlerini oluşturan etnik ve sınıfsal konumlarından bağımsız ele alan feminist okumadan kopması elzemdir. Başta Kürt kadınları olmak üzere Türkiye’deki farklı baskı deneyimlerine sahip kadınların üzerlerindeki patriarkal baskının azaltılması için Türkiye feminist hareketinin post-kolonyal feminist kuramı ve okumalarını eylem repertuarına almasının vaktidir. Aksi takdirde, çemberin her zaman başa döndürten özgül momentinde enerji sarf etmek kaçınılmazdır.

Son…

Yararlanılan kaynaklar:

Feminizm, Postkolonyal Feminizm ve Toplumsal Cinsiyet (Ayla Oğuz)

“Türkiye’deki Kadın Hareketlerinin Farklı Şehirlerde Karşılaştırılması” Araştırma Projesi Raporu (Münevver Azizoğlu Bazan)

Kürt Kadınları Teali Cemiyeti(1919) Rohat Alakom

 

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments