Leyla Salman ile kadından hayata

Söyleşi: Mazlum Çetinkaya

“Sesimizin tınısından gözümüzün rengine ve tenimize kadar bizi ilk defa gören biri bile bir ezilmişlik, bir kaygı, bir korku halini sezer hemen. Benden önce de birçok kişi belki anlatmıştır bu durumu…” diyen Kızıltepe Belediye Eş Başkanı Leyla Salman’a kadından hayata… beş soru yönelttik...

Merhabalar, sizi sizden dinlemek istiyoruz, eş başkan Leyla, kadın Leyla, hapishanede Leyla, insan Leyla olarak…

Bu çerçevede sizi tanıyabilir miyiz?

Öncelikle değerli röportajınız aracılığıyla değerli takipçi, izleyici ve okurlarınızla tanışma ve buluşma fırsatı sunduğunuz için teşekkür ediyorum…

Sıfatlarımız her ne olursa olsun ilk adımız kadındır bizim, bu nedenle sıfatların geçici ama kadın kimliğimizin kalıcılığı çerçevesinde cevaplayacağım tüm sorularınızı.

Leyla Salman 1983 yılında 12 çocuklu bir ailenin ikiz son çocuğu olarak dünyaya geldim, orta öğretim mezunuyum, açık öğretim lisesinden mezun oldum. 2016 yılına kadar belediye eş başbakanlığını yaptığım Mardin’in Kızıltepe ilçesinde yaşadım.

1990’lı yıllarda bölgede ve ilçemizde yaşanan yoğun göçlerden nasibini alan ailem İzmir’e göç etmek zorunda kaldı.

Yaşanan göç, ekonomik sorunlar, kimlik arayışı, dayatılan dil ve göç edilen coğrafyanın gerçekliği ve bölgemizin maddi ve manevi sorunları bir boşluk gibi oldu bu yüksek binalar arasında. Giyimden dile kadar her şeyin yabancılığı ve kendi coğrafyamızın tam zıttı bir şehrin yaşamı içinde boğulmak ve kaybolmak korkusu… İşte tüm bunların sırtıma yüklediği ağırlıktan olsa gerek bazen boyum uzamadı derim çocukluk travmalarımı anlatırken…

Erken büyür bizim halkın çocukları. Sadece maddi yorulmuşluklar neden olmaz buna, başkaca çok çeşitli sebepler vardır. Kürt çocuklarının özelde de kadınlarının tümü aynı şeyleri yaşar üç aşağı beş yukarı ve birbirimizin benzeri oluruz yaşadıklarımızla.

Acılarımız kendimizden önce dile gelir mesela, bunu Kürt olmayı özel bir yere koyduğum için dile getirmiyorum.  Benim için bu kimliğe mensup olmak bir ayrıcalık olsa da asla diğer halklardan ayrı tutmuyorum Kürt olmayı. Ama sesimizin tınısından gözümüzün rengine ve tenimize kadar bizi ilk defa gören biri bile bir ezilmişlik, bir kaygı, bir korku halini sezer hemen. Benden önce de birçok kişi belki anlatmıştır bu durumu.

Bunların yanı sıra, kültür ve dil kaybı yaşamamak için İzmir’de, önce kentle sonrada kendimle bir savaş içindeydim, ikiz çocuk olarak dünyaya geldiğim ikizim Necla ve ablam Songül özgürlük saflarında yaşamalarını yitirdiler. Bir abim de 25 yıldır cezaevinde, bu durum birçok Kürt ailede aynıdır ve bu yüzden insanın kendisini özel biri gibi tanıtması veya anlatması zor! İnsan sadece kendisinden başlayarak anlatamıyor bazı şeyleri. Ablama ve ikiz kardeşime yollardan, yurtlardan, madenlerden, annelerden her yerden ve her coğrafyadan özgürlüğün şarkısı olmuş tüm acılardan selam gönderiyorum, saygı ile anıyorum.

Siyasetçi Leyla ve hapis Leyla olarak da 2009 yılında yerel seçimlerde Mardin’de belediye Meclis üyeliğine aday oldum ve seçildim, bir süre sonra da belediye başkan yardımcısı iken 2012 yılında cezaevine girdim,  üç defa tutuklandım bir dönem cezaevinde kaldım. 2014 yılında da belediye eş başkanı olarak seçildim 2016 yılında tüm belediyelerimizde olduğu gibi bizim belediyemize de kayyumun gelmesi ile birlikte tutuklandım ve üç yıl daha hapishaneden nasibimi aldım. Tahliye oldum ama davalarım hala devam ediyor ve sanırım Leyla’yı anlatabildim size.

Hem kadın hem Kürt olmak ve üstelik iki yüz elli bin nüfuslu büyük bir ilçenin belediye başkanlığını yapmış olmak, hayat sizi bu kimliklerinizle ne kadar karşılayabildi, özellikle seçilmiş olup yerinize “kayyım” atanması sonrası yaşadıklarınızı sorarsak…

Sorunuzu okurken taşıdığımız yüklerin ağırlığını sorumluluklarımızın ne kadar ağır olduğunu bir kez daha hissettim. Yaşadığımız ülkenin kadına yaklaşımını, mevcut siyasetin özelde de iktidarın kadını hedeflerine ulaşmak için bir araç olarak gördüğünü fark ettiğimde yaptığımız işin önemini bir o kadar daha iyi anladım.

Model olma yolunda birçok konuda doğru adımlar atmış olsak da bu güne kalıcı şeyler getirdiğimiz noktasında birçok eksiğimizin de olduğunun farkındayım. Tabi bu durum sebebi kayyumların atanması ve gerçekleştirmek istediğimiz ve halka söz verdiğimiz projelerin de yerine getirilememesine yol açtı. Bizim klasik belediyecilik anlayışı dışında eş başkanlık sistemi gibi model olacak ve sistemi tekçi anlayıştan çıkarıp katılımcı şeffaf ve demokratik belediyecilik olma yolundaki iddiamız bir hayal değil gerçeğin ta kendisiydi. Bu adım erkek ve tekçi zihniyetle inşa olmuş kentlerin tüm hizmetlerinde kadının dokunuşu ve bakış açısı yaratarak kadının dizayn ettiği kentler, yollar ve ortak yaşam alanları yaratmaktı.  Eş başkanlık bunun en somut adımıydı. İktidarın ülke yönetimindeki tekleştirici zihniyet sonucu kayyumlarla müdahale ettiler belediyelerimize.

Yerelde seçilmiş olmanızın yükü çok daha ağırdır çünkü sizden öncelikle yerel hizmetler bekleyen bir kitle var herkesin kendine öncelik olarak belirlediği ve herkesin kendi önceliğini bir diğerininkinden daha acil gördüğü bir durum söz konusu olur bazen. İyi bir yerel yönetici iyi bir idareci olmak zorundasınız, hayırlarınız ve evetleriniz olmalı,  “bugün git yarın gel” kavramından sıkıldı insanımız. Siyasetçilerin sigara paketi üzerine not alıp paketi bitikten sonra sorunu önemsemeyip unutan olarak yargılayan ve eleştiren bir halk gerçekliği var artık. Öte yandan coğrafyamızda yürütülen ve çözüm bulmayan bir dil ve kimlik mücadelesi var.  Her gün gözaltılar, tutuklamalar,  ev baskınları, yaşanan çatışmalı süreç ve ekonomik çöküntü yanında ilçemize dayatılan ahlaki sorunlar, merdiven altı kafelerde, sınır kentlerin çoğunda olduğu gibi, uyuşturucu fuhuş vb. olayların vuku bulması özetle size hem genel hem de yerel siyasetçi kimliğini yüklüyor.

Klasik anlamda çöp, su, yol, kanalizasyon, temizlik veya imar belediyeciliği yapmıyorsunuz, toplumun her kesiminden herkesin en ufak sorununa muhatapsınız. Bir kere şundan sorumlu görmek zorundasınız eş başkanlık yaptığınız bir ilçede bir kadın şiddet görüyorsa veya intihar ediyorsa idareciliğinizi sorguluyorsunuz. Gözünüzün gördüğüne kayıtsız kalamazsınız çünkü yeni bir sistemle karar mekanizmasına dâhilsiniz yaşadığınız ilçede kadınları temsil ediyorsunuz ve temsiliyetiniz her kesimin gözlemi ve takibi altında. Bu durum zaten ağır olan sorumluluğunuzun üzerine daha da ağır bir yük bindiriyor.  Ve “insan olmak siyaset üstüdür “ki benim kendime rehber saydığım bir cümledir, bu cümleden yola çıkarak nüfusu resmî rakamlara göre 250 bin olan ancak 300 bine kadar ulaşan bir ilçede iyilik, zorluk, hizmet ve siyaset eş güdümlü gider.

Kadınların içinde olduğu bir karar mekanizmasına kadın bakış açısı, rengi ve dokunuşunun farkını son yıllarda Kürt kadını gösterdi dünya âleme. Bu nedenle Kızıltepe özelinde ve tüm hizmet alanlarında kadın emeğini daha görünür oldu. Kooperatifler, tarım alanları başta olmak üzere birçok alanda kadın merkezli bakış açımızla şimdiye kadar kadının yapamaz dedikleri ve bizi uzak tutmaya çalıştıkları tüm hizmet alanlarına hayat taşıdık, cezaevinde de bu konular üzerinde çok düşündüm. Belki sevgili okurlar Kürt vurgusunu çok fazla yaptığımı düşünecekler ama dilim kimliğim varlık gerekçem olan ve her fırsatta inkara uğramış olmamıza karşı bir itirazdır bu vurgularım.

Bir de bazen kendinizi görmek istediğiniz yer ile gittiğiniz yer aynı olmayabilir, çoğunlukta şartlar ve koşulların sizi koyduğu yerdesinizdir. Halkımızla ortak hayallerde buluşmanın özlemini çekiyorum ve halkımla özgürce el ele yürümenin özlemini…

Mardin’de farklı kimliklerin yıllardır biraradalığını da unutmadan, bu kültürü Türkiye halkları geneli için hayal edecek olsaydık, bir arada yaşamak kültürünü oluşturabilecek koşullar neler olması gerekirdi?

Bu sorunun cevabı göbekli tepede yatar. Biz göbekli tepenin sakinleriyiz on beş bin yıllık bir geçmişimiz ve tarihsel bir kimliğimiz var; bir arada yaşamak… Göbekli tepedeki 12 dikili taş 12 ayrı ikon, figür; tilki, leylek, yılan gibi bu simgelerin her biri bir aşiretin ya da kavmin sembolleridir. Dikkat edin hâlâ bu gün bile bu figürler Mezopotamya’nın ve Anadolu’nun bir arada yaşamanın anlamını taşır.

Turna, leylek şarkılara girmiştir, tilki uğur getirmenin sembolüdür, Şahmaran Destanı’nı bilmeyenimiz yoktur. Aslında biz dünün bu güne akışıyız sadece…

Bu gün burada yaşayan Süryaniler, Mıhelmiler, Araplar, Kürtler, Acemler yollardır birlikteler, zaten Aryen ve Semitik kültürü de burası yarattı. Ermeniler, Keldaniler ve Asuriler de vardı, onlar bu gün yoklar! Yani şunu diyorum göbekli tepe konfederasyonu kendini devrede devrede günümüze gelmiştir…  Bu kültür yeri gelmiş Selahattin Eyyubi örneğin de olduğu gibi Arap Kürt konfederasyonu olmuştur, yeri gelmiş Malazgirt olmuştur. Kısacası halkların birlik ve dayanışması hep olmuştur ancak ulus devlet kavramı modern cumhuriyetle bunu bozmuştur.

Ulus devletle beraber inkâr, derin asimilasyon, dönem dönem jenositler yaşanmıştır. Elbette bu zehre karşı reaksiyonlarda olmuştur işte bunlardan bazılar, Şeyh Sait, Ağrı, Seyit Rıza ve sonradan belli başlı isyan niteliğinde günümüze kadar ulaşmıştır

Nitekim inançsal olarak Hristiyanların, Alevilerin ve dahası gerçek İslam ekolünden gelen fakat modernizmin yaşam tarzına ayak uydurmamış Müslümanların dahi itirazları olmuştur.

Evet Mardin bir arada yaşamanın bu konulardaki rol modelidir. Camii, kilise hatta bir zamanlar Havra yan yana durabilmiştir. Gerçi bunun en güzel örneği eski Sur’dur bilirsiniz, havra, sinagog, kilise ve cami yan yanaydı.

Yıllarca küçük sorunlar dışında farklı kültür ve inançlar burada barış içinde bir arada yaşamışlardır, ulus devlet ve etnik milliyetçilikle beraber bir arada yaşamak kültürü zarar görmüştür. Bütün bunlara rağmen Mardin’deki halklarımız, kadim bir kültürün ve ana bir nehrin bir birini tamamlayan kolları olduklarının farkındalar. Kardeşlik mecrasında yan yana birlikte ileriye doğru akmaya devam ediyorlar, biz Mardin’de bu gün tam da bunu yaşıyoruz. Ve buna özlem duyan herkesi de Mardin’e davet ediyorum…

 

Şiirle de sanırım yakınlığınız var ki bir süre cezaevindeyken de yazmışsınız, içerisi yazdırıyor ama siz dışarıda da şiire uğruyorsunuz, edebiyatın en asi ve muhalif yanıdır derler şiir için. Sizin için şiir nedir?

Şiiri severim, yazmayı ve okumayı, söze dokunmayı ve hissetmeyi. Söze duygular eşliğinde can vermeyi birilerine ulaşmayı, özellikle de okuyan kişinin kendine yazılmış gibi hissetmesi, bu farklı bir duygu… Kendi düşünce ve duygularınla bir başkasının yüreğine dokunmak, çok başka bir şey. Şiirle yüreğin bam Teline dokunan çok şair yazar vardır, örneğin Füruğ; bir kadındır, bir annedir ama aynı zamanda bir özgürlükçü dili ve teslim olmama hali vardır, itiraz biçimi beni çok etkilemiştir. Yine büyük usta Ahmet Arif ne güzel anlatır mahpusu ve aşkı… Otuz üç kurşun bir tarih sosyolojik manifestodur.

Şiir salt bir söz kurmacası değildir. Salt yaşanan bir duyguya dönük yazamazsınız, şiir benim için estetiktir de, sözleri ellerinizle değil hislerinizle sıraya dizersiniz.

Şiiri severim fakat melankolik veya arabesk değilim. İlk kısa şiirimi 2016 yılında cezaevine girmeden bir kaç gün önce yazmıştım

“yorgunuz hayatın elimizden aldıklarını geri kazanmaya

yorgunuz zihnimize kazınan yok oluşların yerini doldurmaya

bir mezarlık gibi yüreğimiz bizden giden gidene…”

Cezaevinde sözlere sığınırsınız, şiirle eksik bırakılan yanlarınızı doldurursunuz ve dışarı ile kesilmek istenen bağınızı şiirdeki sözlerin ahengi ile durdurursunuz. Hayat durmaz, şiirle buluşanlar için duvarları anlamsızlaştırır şiir. Dışarıda da yazmaya çalıştım, daha çok 25 yıldır cezaevinde bulunan abim teşvik etti beni şiire.

Cezaevinde bir arama esnasında tüm şiirlerime el koydular, bu bende vazgeçmeye neden olsa da yine de içimde sözler kaynıyor birikiyor. Abimin görüşüne gittiğim bir gün bana mücadele bir bütündür senden yazdıklarını çalmışlar duygularını değil bu yüzden devam etmelisin demişti… Sonra yeniden başladım ve her şeye rağmen şiirin güzelliğine sığındım… Doğanın ve tabiatın bir lütfudur şiirle dile gelmek.

 

Beş tane kavram versek, “kadın, duvar, özgürlük, aşk ve ağaç” desek, bu kavramlarla dünyaya ve kadınlara ne mesaj vermek isterdiniz?

Keşke duvar kavramını bu kavramlar içine almasak… Duvar deyince soğuk, cansız, mat bir gözümün önüne geliyor. Duvar bir şeyleri birleştirmez aksine ayırır. Bence duvar diğer dört kavramın uyuşmazıdır… Kadın doğası gereği akışkandır, bildiğim kadarıyla kadının gen dizilişi de böyledir, kromozomları çaprazdır. Bu yüzden tekliği temsil etmez, çoğuldur.

Kadın annedir, çift yaşamı temsil eder ve kendinin dışındakiler için de yaşar, böler, paylaşır ve yeniden çoğaltır. Özgürlük kavramının kadına en çok yakışması da bundandır. Büyük filozof  Spinoza der ya; “doğanın temel amacı özgürlüktür.” Yani doğanın normal döngüsü özgürlüğe doğrudur, doğanın yelkovanı böyle döner…

Bu çağda hâlâ özgürlüğü tartışıyor ve konuşuyor olmamız bile ne kadar acı… İnsanın insana yaptığı bunca kötülüğü hiçbir canlı türü kendi içinde bir başka canlıya uygulamamıştır. Fakat umutsuz olmamak gerek, özgürlükten yana umudumu yitirmedim hiç. Kadınlarımızın da yitirmediğini görüyoruz.

Küçük bir azınlığın büyük büyük çoğunluğa dayatmış olduğu bu esaret bir gün son bulacaktır. Hesler, dağlar, ovalar, denizler yani doğada insanın ve diğer tüm canlıların yaşam alanı talan ediliyor, bütün bu kötülüğe karşı iyiliğin özgürlük, demokrasi ve kardeşlik bayrağı da yükseliyor, bu kötülüğün son bulacağı çok az bir zaman dilimi kaldı biliyoruz.

Bir de mevcut yasakçı zihniyetin kadına bakış açısı, kadın cinayetleri, taciz ve tecavüzcü mantık bir gün son bulacaktır. İnancımız ve dilimiz ne olursa olsun bütün bu zorbalığa itiraz eden herkesle yan yana duracağız, omuz omuz özgürlük şarkılarını dillendireceğiz.

Tıpkı Nazım Hikmet’in dediği gibi; bir ağaç gibi tek ve hür bir orman gibi kardeşçesine…

Son Haber CH gazetesi adına teşekkür ederim Leyla Salman, güzel zamanınızı bize ayırdığınız için…

Tüm değerli okurlara sevgi ve hürmetlerimi sunarım, herkesin hayalini kurduğu özgürlük zamanlarında buluşma ve kucaklaşma umudu ile sevgiler saygılar…

Leyla Salman kimdir

1983 yılında 12 çocuklu bir ailenin ikiz çocuklarından biri olarak dünyaya geldi. Açık öğretim lisesinden mezunudur. 2016 yılına kadar belediye eş başbakanlığını yaptığı Mardin Kızıltepe ilçesinde yaşıyordu.

Leyla Salman’ın ikiz kardeşi Necla ve ablası Songül özgürlük mücadelesinde yaşamalarını yitirdiler. Bir abisi de hâlâ 25 yıldır cezaevinde.

1990’lı yıllarda bölgede yaşanan yoğun göçlerden nasibini alan Salman’ın ailesi İzmir’e göç etmek zorunda kaldı. 2014 yılında da belediye eş başkanı olarak seçildi, 2016 yılında HDP belediyelerine kayyumlar atanınca Leyla Salman tutuklandı ve cezaevine konuldu. Üç yıl hapis yattı ve çıktı.

Haber Etiketleri
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x