Şiiri konuşan resim olarak tanımlıyor Simonides. …bana sorarsanız, sözcüklerle yazılan resimdir şiir. Duygulara seslenir en çok. Birçok düş(ünce) doğar okuduğunuzda, oradan buraya, buradan öteye savurur sizi. En tam da o nedenledir ki, şiir, şair kadar okuyan için de hep umut yüklüdür, hep barışçıldır.
Cevat Çapan, çok eskiden beri şiirle (aslına bakarsanız sanatın hemen tüm disiplinleriyle) içli dışlı olmuş, kendi yazdıklarını epey sonra, 1985’te, “Dön Güvercin Dön” ile okura ulaştırmış bir şair. Neredeyse hemen her kitabıyla ödül kazanmış, çok sevilen, çeşitli dillere çevrilen bir şair aynı zamanda. Cevat Hoca (öğrencisi olmayan var mı ki, birebir öğretmenliğiyle karşılaşmayan onun çevirileriyle, şiirleriyle eğitimini sürdürüyoruz, ne mutlu), düşündüklerini dizelerle okura emanet ediyor ve okur, oradan ne alıyorsa artık… Kimi zaman “Kuşların bilinmez bir nedenle gelmedikleri günler / küçük kız bahçedeki çiçeklerle dertleşirdi” diye yol gösteriyor ve ekliyor: “ya da deniz kıyısındaki iskeleden ayaklarını sallandırır, / balıklara anlatırdı düşlerini, düşündüklerini.”
Üretken bir şairi besleyen sadece duyguları olmasa gerek, günün, gündemin içinden süzdükleri de belirleyici oluyor kuşkusuz. “Sürgünler Ayrılıklar”, sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel, çevresel hatta barınma-beslenme-eğitim-sağlık gibi yaşamsal çerçevede yeni bir pencere aralıyor okura.
“Aya bakıyor çocuk, / “Seni kim yakıyor,” diye soruyor / ayın duyacağı sesle.” Sahi, hiç o düşü gördünüz mü; gökyüzünü maviye boyayan Orhan Veli’nin dizelerinin de etkisiyle? Cevat Hoca ile Orhan Veli el ele tutuşmuş, yeni bir dünya için biz okurları düş(ünce)ler dünyasına davet ediyorlar.
Konuşan resim…
Simonides’ten el alarak, Cevat Hoca’nın dizelerini konuşturmasından çok, duyguda yarattığı o estet, o geniş ufuklu, o güzelliği görüyorum. “Gün kararırken çimenlere uzanıyorum sırtüstü. / Lacivert gökte göz kırpmaya başlıyor yıldızlar, / Güz gelmişse, bulutların arkasına saklanıyor ay.” Bu kez, hüznün o dayanılmaz ağırlığı sarıyor beni… Hızla bir başka dizeye geçiyorum: “Elbette neler neler vardır tarihte / Şeytan’a külâhını ters giydirecek!” bu kez, hemen her gazetenin, her televizyon haberinin müdavimi konular geliyor aklıma. Evet, evet, o işte. Tabii ki, o da var. Bakmayın o haberin arkada kalmasına onu da anlatıyor dizeleri Cevat Hoca’nın. Olmayanları da biz ekliyoruz; çekinmeyin bir şey demez, sevinir hatta.
Şiir, okundukça yeni anlamlar, yeni duygular, yeni düşler doğurandır, böyle biline…
“Ezberimde yaşadıklarım”
“Sürgünler Ayrılıklar” üç bölüm, diyeceksiniz ki, küçücük bir kitap bu anlattığın, bölümleri de ne ola ki! Bazı büyüklükleri nitel olarak ölçemeyiz ki… Yukarıdaki dize örneğin, bıraksalar siz bile tuğla kalınlığında, okundukça okunan bir kitap yazarsınız… Neler geliyor aklınıza? İkinci kısmı, “Yarım Kalmış Bir Şiir Antolojisi” (ilki adsız, üçüncüsünü siz kitapta görün isterim), “Garip”çilerin dizelerinden süzülenlerle Tanpınar’ın dünyası, Dıranas’ın hoyratlığı (Olvido unutulur mu), Cahit Sıtkı, Ceyhun Atuf… daha kimler kimler… Can Yücel ile Nâzım da, Abidin Dino’yla Cemal Süreya, Turgut Uyar, Ece Ayhan, Ahmed Arif, “Yarım kalmış bir şarkı” Behçet Aysan hatta Lady Chatterley… Çinli şair Bei Dao, Tristan Tzara… Picasso’dan, Komet’e, Modigliani’den Dante’ye, Selim Turan’ı da unutmamalı, Memet Baydur’u da… düşlerdeki sanatçılar hep o antolojide.
En tam da o nedenledir ki, “…kendini avutanlar çıkmıştır / baharda açan gelinciklerle, menekşeli vadilerle. / Kimileri için bir mutluluk kaynağıdır / Karasu’yla Murat’ın, / Dicle’yle Fırat’ın buluşmaları. / … / yola çıkmadadır ustalık.”
Sürgünler Ayrılıklar
Cevat Çapan
Şiir
Yapı Kredi Yayınları, Kasım 2025, 66 s.







