Marmara Denizi’nde yaşanan çevresel bozulma, bilimsel verilerle bir kez daha gözler önüne serildi. Son yarım yüzyılda yapılan ölçümler, denizin derin sularında doğal kabul edilen düşük oksijen seviyesinin artık oksijensizleşmeye dönüştüğünü ortaya koydu. Uzmanlara göre bu tablo, yoğun insan faaliyetlerinin sonucu ve deniz ekosistemi açısından kritik bir eşiğe işaret ediyor.
2025 yılının sonuna yaklaşılırken WWF-Türkiye, Marmara Denizi’nde giderek ağırlaşan çevresel koşullara dikkat çekti. Kurumun Kıkırdaklı Balıklar Danışmanı Hakan Kabasakal, derin sulardaki oksijensizleşmenin özellikle köpekbalıkları başta olmak üzere tüm deniz canlıları için ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Kabasakal, bu durumun koruma çalışmalarını her geçen gün daha da zorlaştırdığını vurguladı.
Denizde “ölü bölgeler” genişliyor
Deniz biliminde çözünmüş oksijen miktarının 2 mg/L’nin altına düşmesi hipoksi olarak tanımlanıyor. Marmara gibi sanayi, yerleşim ve ulaşım baskısının yoğun olduğu denizlerde bu durum, deniz tabanında “ölü bölgeler” oluşmasına yol açıyor. Oksijenin sıfıra yaklaştığı alanlarda biyolojik çeşitlilik hızla azalırken, dip balıkları ve hassas türler yaşam alanlarını kaybediyor.
Yaklaşık 50 yıllık veriler, Marmara’nın derinliklerinde geçmişte doğal kabul edilen düşük oksijen yapısının artık kritik bir sınırı aştığını ortaya koyuyor. Sanayi ve evsel atıklar ile tarımsal kimyasalları taşıyan nehirler, Marmara’nın dip sularını yaşanmaz hâle getiriyor. Bilim insanları, bu sürecin devam etmesi durumunda deniz yaşamında kalıcı kayıplar yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.
“Deniz fosseptik gibi kullanılıyor”
Deniz bilimci Doğan Yaşar, müsilaj sorununun yıllar öncesinden öngörüldüğünü hatırlattı. Yaşar, “1980’lerde yapılan tezlerde bu tablo açıkça görülüyordu. 1994’te ilk müsilaj, 2007’de büyük patlama, 2020’de ise herkesin hatırladığı olağanüstü tablo yaşandı. Bunun iklimle değil, tamamen insan kaynaklı kirlilikle ilgisi var” dedi.
Temel sorun: Arıtma yetersizliği
Türkiye’de sanayi yatırımlarının büyük bölümünün Marmara çevresinde yoğunlaştığını belirten Yaşar, asıl sorunun atıksu arıtma eksikliği olduğunu vurguladı. 2021 yılında alınan “atıksular arıtılmadan denize verilmeyecek” kararına rağmen yeterli yatırım yapılmadığını söyleyen Yaşar, benzer çevresel risklerin Ege Denizi için de geçerli olduğuna dikkat çekti.
Kirliliğin yalnızca denizi değil tarımı da etkilediğini ifade eden Yaşar, arıtılmamış suların tarımda kullanılmasının verimi ciddi biçimde düşürdüğünü söyledi. Yaşar, “Deniz kirliliği zamanla toparlanabilir; ancak toprak kirlendiğinde bunun geri dönüşü yok” uyarısında bulundu.







