Türkiye Büyük Millet Meclisi Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nda (KEFEK) yapılan bütçe görüşmelerinde, başörtüsü ve kadın temsiliyeti üzerinden başlayan tartışma, kadın hakları gündeminin yerini ideolojik kamplaşmaya bıraktı.
Komisyonda söz alan AKP İstanbul Milletvekili Fatma Öncü, CHP’li vekillere dönerek şu ifadeyi kullandı:
“Sizin sıralarınızda bir tane engelli milletvekili yok, bizde dört kişi var. Bir türbanlı vekiliniz, danışmanınız yok, bir de kadın eşitliğinden bahsediyorsunuz.”
Bu sözlerin ardından salonda gerilim yükseldi. CHP’li Mühip Kanko sert bir yanıt verdi:
“Başörtüsüyle eşitlik mi olur, kriter o mu yani?”
Kanko’ya destek veren CHP’li Semra Dinçer ise,
“Başörtüsünün arkasına sığınmayın,”
diyerek tepki gösterdi.
Tartışmanın büyümesi üzerine Fatma Öncü, “Tribüne oynamayın” diyerek konuşmasını sonlandırdı ve,
“Bütçenin ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum,”
sözleriyle toplantıdan ayrıldı.
Siyasi temsilden simgesel temsile: başörtüsünün değişen anlamı
Başörtüsü meselesi Türkiye siyasetinde uzun yıllar boyunca bireysel özgürlük, kamusal alan, inanç ve kimlik eksenlerinde tartışıldı. Ancak bugün, bu simge giderek siyasi aidiyetin göstergesi haline gelmiş durumda.
Siyaset sosyoloğu Dr. Gülşen Aksoy, bu durumu şöyle değerlendiriyor:
“Başörtüsü artık bir özgürlük sembolü olmaktan çıkıp, parti kimliklerinin parçası haline geldi. Bu da kadın temsilini güçlendirmek yerine kutuplaştırıyor.”
Meclis’teki son tartışma da, kadın temsiliyetinin nicelikten çok ‘hangi kimliğe ait kadınlar’ üzerinden tanımlandığı bir döneme girildiğini gösteriyor.
Toplumsal cinsiyet eşitliği mi, kültürel meşruiyet mi?
Komisyon tartışması, Türkiye’de kadın politikalarının nasıl tanımlandığı sorusunu da yeniden gündeme getirdi.
AKP, son yıllarda “aileyi güçlendirme” ve “kadının toplum içindeki onurlu konumu” söylemleriyle politikalarını şekillendiriyor. CHP ve muhalefet ise bu söylemin, kadını birey olmaktan çıkarıp aileye indirgediğini savunuyor.
Siyaset bilimci Prof. Dr. Ceren Baydar, bu ayrışmanın altını şöyle çiziyor:
“Bir taraf kadının görünürlüğünü dini-kültürel değerlerle tanımlıyor, diğer taraf özgürlük ve eşitlik ekseninde ele alıyor. Fakat her iki yaklaşım da kadınların ekonomik, sosyal ve hukuki sorunlarını ikinci plana itiyor.”
Kadın eşitliği politikası sınıfsal ve kültürel ikilikte sıkıştı
Kadın istihdam oranlarının hâlâ %30’un altında olduğu Türkiye’de, tartışmalar semboller üzerinden yürürken yapısal sorunlar derinleşiyor.
Kadınlar arasında eğitim, gelir ve yaşam koşulları açısından uçurum büyüyor.
Kadın Hakları Derneği’nden Av. Selin Yalman, bu durumu şu sözlerle özetliyor:
“Bir yanda başörtüsünün Meclis’teki yansıması tartışılıyor, diğer yanda her gün kadın cinayetleri haberleriyle uyanıyoruz. Gerçek eşitlik tartışması, kadınların yaşam hakkından başlamalı.”
2024’te Cumhurbaşkanlığı tarafından ilan edilen “Aile Yılı”, kadın hareketleri tarafından sert biçimde eleştirilmişti.
Kadın örgütleri, bu yaklaşımın kadınları kamusal hayattan uzaklaştırıp “aile temelli bir vatandaşlığa” mahkûm ettiğini savunuyor.
Meclis’teki son tartışma, bu politik hattın toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifini nasıl gölgelediğini bir kez daha ortaya koydu.
Kadın hakları siyasetin vitrininde, hayatın gerisinde
Meclis’teki başörtüsü polemiği, kadın temsilinin simgesel bir düzeye indirgenmesinin yeni bir örneği oldu.
Kadın hakları, Meclis kürsüsünde kimlik tartışmalarına sıkışırken, toplumun büyük kesimindeki kadınlar için değişen pek bir şey yok.
Gerçek eşitlik, yalnızca başörtülü ya da başı açık kadınların görünürlüğüyle değil; şiddetsiz, güvenceli ve özgür bir yaşamın sağlanmasıyla mümkün olacak.












